MECNUN’DAN LEYLA’YA MEKTUP VAR

Bu makaleyi sesli dinleyebilirsiniz...

Çöllere düşen Kays’ın kaleminden, Leyla’sının yüreğine…

19 Ekim 2026 - 09:51
19 Ekim 2026 - 09:51 ⏱ 13 dk Okuma Süresi
 0  6
MECNUN’DAN LEYLA’YA MEKTUP VAR

Leyla’m…

​Mecnun etti aşkın beni!

​Bir zamanlar adımla çağrılan biriydim ben. Annemin sesinde Kays’tım, babamın gözünde evlat, insanların arasında sıradan bir insandım. Sonra sen çıktın karşıma. Bir bakışınla içime öyle bir dünya kurdun ki o dünyanın içinde senden başka kimseye yer kalmadı. Adımı unuttum Leyla’m, yüzümü unuttum, kim olduğumu unuttum. İnsanlar bana Mecnun demeye başladı. Oysa hiçbiri bilmedi ki ben delirmedim; ben yalnızca seni sevmekten aklımın sınırlarını aştım.

​Mecnun etti aşkın beni, Leyla’m!

​Şimdi çöllerdeyim. Başımın üzerinde kavurucu bir güneş, ayaklarımın altında kızgın kumlar var. Geceleri yıldızlarla konuşuyor, gündüzleri rüzgâra seni soruyorum. Bir kervan geçiyor önümden, içlerinden birinin yüzünde sana benzer bir ifade arıyorum. Bir kuş kanat çırpıyor gökyüzünde, kanadına bir mektup bağlayıp sana göndermek istiyorum. Bir ceylan gözlerimin içine bakıyor; senin gözlerini hatırlatıyor bana. Sarılıyorum ona, sanki sana sarılmışım gibi…

​Ah Leyla’m!

​Şu çölde bir tek sen yoksun. Her şey senden bir iz taşıyor da sen hiçbir yerde yoksun. Kumlar ayak izlerimi saklıyor, rüzgâr sesimi alıp götürüyor, geceler gözyaşlarımı karanlığına gömüyor. Ben ise her sabah yeniden doğuyorum, belki bugün seni görürüm diye. Her akşam biraz daha ölüyorum, yine sana kavuşamadan güneş battığı için.

​Söyle bana Leyla’m, insan birini bu kadar sever de nasıl yaşar onsuz?

​Ben yaşamıyorum ki! Ben yalnızca nefes alıyorum. Yaşamak dediğin, sevdiğinin sesini duymak değil midir? Bir çift gözde huzur bulmak, bir çift sözle dünyayı unutmak değil midir? Senin adını duymadan geçen her gün, ömrümden eksilen bir yaprak gibi düşüyor toprağa. Seninle konuşamadığım her gece, içimde binlerce cümle boğuluyor.

​Ben sana söyleyemediklerimi yıldızlara anlatıyorum.

​Bak, bu gece yine gökyüzü dolu. Her yıldız bir hatıramız gibi parlıyor. Şu en parlak olanı hatırlıyor musun? Çocukken gecenin karanlığında birbirimize baktığımız günleri… Belki o zamanlar aşkın ne olduğunu bilmiyorduk. Belki yalnızca yan yana durmanın, aynı gökyüzünün altında nefes almanın güzelliğini seviyorduk. Meğer insanın ömrü boyunca arayacağı cennet, bazen çocukluğunda bir başkasının gözlerine saklanırmış.

​Ben o cenneti sende buldum, Leyla’m.

​Sonra dünya girdi aramıza. İnsanların sözleri, ailelerin korkuları, geleneklerin duvarları örüldü önümüze. Biz birbirimize gönül vermişken başkaları gönlümüzün hesabını tutmaya kalktı. Sanki sevgi bir suçmuş gibi başımızı eğmemizi istediler. Sanki iki kalbin birbirini seçmesi, dünyanın düzenini bozacakmış gibi bizi birbirimizden ayırdılar.

​Oysa ben senden servet istemedim, Leyla’m. Bir saray, bir taht, bir ömürlük saltanat istemedim. Ben yalnızca bir kez elini tutmak, gözlerinin içine bakarak adını söylemek istedim. Bir akşam başımı dizlerine koyup bütün dünyanın gürültüsünden uzaklaşmak istedim. Sen saçlarımı okşarken uykuya dalmak, sabah gözlerimi açtığımda ilk seni görmek istedim.

​Benim bütün zenginliğim sendin.

​Bunu kimse anlamadı.

​Bana deli dediler. Aklını yitirmiş, kendini kaybetmiş, çöllerde boş yere dolaşan bir adam dediler. Beni görenler acıdı, arkamdan konuşanlar güldü. Bir zamanlar adımı bilenler şimdi hikâyemi anlatır oldu. Ama hiçbiri dönüp de sormadı: “Ey Kays, senin kalbinde ne koptu da bu hâle geldin?”

​Sorsalardı onlara seni anlatırdım.

​Derdi ki kalbim: “Bir insanın başka bir insanda kendini bulmasıdır aşk.” Ben sende kendimi buldum, sonra seni kaybedince kendimi de kaybettim. Şimdi bu çöllerde aradığım sen misin, yoksa senin yanında bıraktığım eski Kays mı, bilmiyorum.

​Belki de ben seni aramıyorum artık, Leyla’m. Belki seninle tamamlanan yanımı arıyorum.

​Ama ne zaman adını ansam içimde bir şey ayağa kalkıyor. Yorgunluğum susuyor, açlığım unutuluyor, yaralarım sızlamayı bırakıyor. Bir anlığına bütün çöl çiçek açıyor. Sanki sen uzaktan bana sesleniyorsun da ben o sese doğru koşuyorum.

​Sonra gerçek geliyor karşıma.

​Bir avuç kum, bir parça gökyüzü, bir de sensizliğin bitmeyen sessizliği…

​Ah Leyla’m, keşke bilseydin seni nasıl sevdiğimi!

​Seni yalnızca güzelliğin için sevmedim. Güzellik dediğin zamanın elinde solan bir çiçek, gençlik dediğin bir gün geride kalan hatıradır. Ben seni, adını duyduğumda içimde kopan fırtına için sevdim. Seninle konuşurken dünyanın susması, sen yanımdayken kalbimin evine dönmesi için sevdim. Bir bakışınla içimdeki bütün karanlıkların aydınlanması için sevdim.

​Ben seni, sen olduğun için sevdim.

​Hatta öyle ki artık seni anlatırken kelimelerim yetmiyor. Şairler şiirlerinde seni arıyor, ben şiirlerin arasında kayboluyorum. Onlar Leyla’yı anlatıyor, ben kendi Leyla’ma ulaşamamanın acısını yaşıyorum. Onlar aşkı birkaç mısraya sığdırıyor, benim içimdeki aşk koca bir çöle sığmıyor.

​Bazen düşünüyorum da belki de bu yüzden adımı Mecnun koydular. Çünkü benim aşkım, insanların bildiği ölçülere sığmadı. Onlar sevmeyi kavuşmak sandılar, ben seni göremediğim günlerde bile sevmeyi öğrendim. Onlar sevdiğinin yanında olmayı mutluluk bildiler, ben yokluğunda bile seninle konuşmanın yolunu buldum.

​Sen uzaktasın ama kalbime benden yakınsın.

​İşte bu yüzden sana kızamıyorum, Leyla’m. Bazen kaderime isyan ediyorum, bazen gecelere, bazen beni senden ayıran insanlara… Fakat sana kızmaya gelince dilim tutuluyor. Çünkü seni suçlamak, kalbimin en güzel yerine taş atmak gibi geliyor bana. Sen de bu dünyanın içinde kendi sınırlarına mahkûm edilmiş olabilirsin. Belki sen de geceleri başını yastığa koyduğunda gözyaşlarını kimseye göstermeden ağlıyorsun. Belki sen de benim adımı anıyor, sonra kendi kendine susuyorsun.

​Bilmiyorum.

​Bilmediğim tek şey, senin de beni benim seni sevdiğim kadar sevip sevmediğin değil. Ben senin kalbinde ne taşıdığını hiçbir zaman tam olarak bilemedim. Bilsem de seni sevmekten vazgeçmezdim. Benim sana olan sevgim bir karşılık beklemekten çoktan çıktı. Ben seni sevdim, Leyla’m. Bu sevginin karşılığını dünya vermese de kalbim senden vazgeçmeyi öğrenemedi.

​Bazen kendime soruyorum: “Kays, bir gün Leyla karşına çıksa ne söylersin?”

​İnan, hiçbir şey söyleyemem.

​Bütün bu yıllar boyunca biriktirdiğim kelimeler, seni gördüğüm an dudaklarımda birbirine karışır. Sana yazdığım mektupları, geceler boyunca kurduğum cümleleri, rüzgâra emanet ettiğim şiirleri unuturum. Yalnızca gözlerine bakarım. Çünkü insan bazı sevdalarını anlatamaz; sadece bakar ve bütün ömrünü o bakışın içine bırakır.

​Belki sana şöyle derim:

​“Leyla, bak, geldim. Senin uğruna çöllere düşen, adını sayıkladığı için aklını yitirmiş sanılan Kays geldi. Saçlarına bir tek tel değdiremeden ömrünü tüketen, sana kavuşamadan seni sevmeyi öğrenen adam geldi. Bir zamanlar seninle aynı gökyüzüne bakmayı mutluluk bilen çocuk geldi. Beni tanıdın mı, Leyla’m? Yoksa herkes gibi sen de bana Mecnun mu diyeceksin?”

​Sonra susarım.

​Çünkü senin gözlerinde bir damla yaş görsem bütün çölleri denize çevirecek kadar ağlayabilirim. Bir tebessümünle yıllardır taşıdığım acıları unutabilirim. Bir kez olsun “Kays” diye seslensen belki de adımı yeniden hatırlarım.

​Ah, adımı senden duymayı ne çok isterdim!

​Herkes bana Mecnun diyor. Bazen kendi adımı ben bile unutuyorum. Ama sen bir kez “Kays” desen içimde yıllardır uyuyan o çocuk uyanacak. Belki üzerimdeki çöl tozlarını silkeleyip doğrulacağım. Belki yeniden insanlara karışmayı, yeniden gülmeyi öğreneceğim. Belki aşkın beni delirtmediğini, yalnızca senden uzak kalmanın beni böyle bir yalnızlığa sürüklediğini anlayacağım.

​Yine de senden bir şey istemiyorum.

​Ne bana dönmeni ne beni bulmanı ne de benimle aynı acıyı taşımanı… Eğer mutluluğun başka bir yerdeyse, kalbin başka bir hayatın kapısında huzur buluyorsa ben senin mutluluğuna düşman olamam. Çünkü benim sevgim seni kendime hapsetmek değil, senin iyi olduğunu bilerek uzaktan da olsa dua edebilmektir.

​Ama bil ki Leyla’m, ben bu çöllerde yürürken her adımımda senin adını taşıyorum. Kumlar ayaklarımı yakarken içimde senin hatıran serin bir gölge oluyor. Gecenin soğuğu kemiklerime işlerken çocukluğumuzun sıcaklığı sarıyor beni. Ve ben her defasında yeniden anlıyorum: İnsan bazen birini kaybedince değil, onu bulduğu hâlde ona ulaşamayınca tükeniyor.

​Mecnun etti aşkın beni!

​Bir zamanlar gözlerinle başlayan hikâyemiz, şimdi çöllerin ortasında yazılmaya devam ediyor. Ben her gece bir satırını gökyüzüne, bir satırını kumlara, bir satırını da kalbimin en derin yerine yazıyorum. Belki bir gün biri bu satırları bulur, okur ve benim ne yaşadığımı anlamaya çalışır. Belki adımı hatırlamazlar, yüzümü bilmezler. Ama senin adını gördüklerinde kalplerinde bir sızı duyarlarsa işte o zaman bilirim ki aşkımız büsbütün kaybolmamış.

​Çünkü bazı aşklar iki insanın arasında kalmaz, zamanın hikâyesine dönüşür.

​Benim hikâyem de seninle başladı, Leyla’m.

​Ve ben bu hikâyenin hangi sayfasında olursam olayım, kalemim senin adını yazmaktan vazgeçmeyecek.

​Şimdi mektubumu bitirmem gerekiyor. Güneş yavaş yavaş çölün ardına çekiliyor. Birazdan gece olacak. Yine yıldızlarla konuşacağım, yine rüzgâra seni soracağım. Belki bu gece bir yıldız kayar gökyüzünden. Dilek tutanlar olacak. Ben dilek tutmayacağım. Çünkü benim dileğim yıllar önce senin gözlerinde gerçekleşmişti. Ben yalnızca o dileğin neden yarım kaldığını anlamaya çalışıyorum.

​Son bir şey söylemek istiyorum sana…

​Eğer bir gün yolun bu çöllere düşerse ve kumların üzerinde tek başına dolaşan bir adam görürsen sakın korkma. O adam sana zarar vermez. Belki sana bakar, belki gözlerinden iki damla yaş süzülür, belki dudakları kıpırdar da kimse ne söylediğini anlamaz.

​Ama sen anlarsın, Leyla’m.

​Çünkü o adamın dilinde yıllardır aynı isim vardır:

​Leyla… Leyla… Leyla…

​Ve eğer bir gün çölün ortasında rüzgâr sana bir ses getirirse kulak ver. Belki bir kum tanesinin içinden, belki bir gecenin sessizliğinden, belki de uzaklarda unutulmuş bir hatıradan duyarsın sesimi.

​Sana diyeceğim ki:

​“Ben hâlâ buradayım, Leyla’m. Adımı unuttum, yurdumu unuttum, kendimi unuttum. Ama seni unutmadım. Çünkü sen benim yalnızca sevdiğim kadın değil, kalbimin bir zamanlar evim dediği yer oldun. Şimdi ben o evden uzakta, kapısına bir daha varamayacağımı bile bile ömrümün sonuna kadar senin yolunu gözlüyorum.”

​Mecnun etti aşkın beni, Leyla’m…

​Ama bil ki ben bu deliliğe pişman değilim. Dünyada herkesin bir hikâyesi varsa benim hikâyemin en güzel yanı senin adını taşımasıdır. Belki kavuşamadık, belki bir ömrü yan yana geçiremedik, belki ellerimiz birbirine hiç değmedi.

​Ama ben seni sevdim.

​Hem de bir insanın kalbine sığabilecek bütün kelimelerden daha derin, bütün gecelerden daha uzun, bütün çöllerden daha uçsuz bucaksız sevdim.

​Ve şimdi, bu mektubun sonuna adımı yazarken bile kendimi senden ayrı düşünemiyorum.

​Senin Kays’ın mı desem?

​Yoksa herkesin Mecnun dediği o biçare mi?

​Ne fark eder ki, Leyla’m…

​Ben senin adınla yaşayan, senin yokluğunla sınanan, senin aşkınla Mecnun olan Kays’ım.

​Ve bu çölün ortasında, gökyüzünün şahitliğinde, kalbimin son atışına kadar seni seveceğim.

​Bir gün ölüm gelip de gözlerimi kapatırsa son nefesimde yine senin adını söyleyeceğim. Belki o zaman bu dünyada kavuşamadığımız ellerimiz, başka bir âlemde birbirini bulur. Belki orada kimse aşkımızı yargılamaz, kimse aramıza duvarlar örmez, kimse bizi birbirimizden ayırmaya kalkmaz.

​Belki orada yalnızca biz oluruz.

​Sen, ben ve yarım kalan bütün cümlelerimiz…

​O güne kadar hoşça kal, Leyla’m.

​Ben yine çöllere düşüyorum. Rüzgâr çağırıyor, yıldızlar bekliyor. Bir de içimde hiç dinmeyen o ses var. Her gece aynı şeyi söylüyor bana:

​“Yürü Kays… Belki bu gece rüzgâr, Leyla’nın kokusunu getirir.”

​Ben de yürüyorum.

​Çünkü insan bazen kavuşacağını bildiği için değil, sevmekten başka bir yol bilmediği için yürür.

​Seni bir ömürlük ömre sığdıramayan, bir çölün sessizliğine sığdıramayan, bir mektubun satırlarına sığdıramayan Kays…

​Namıdiğer Mecnun.

Tepkiniz Nedir?

like

dislike

love

funny

angry

sad

wow

Zeynep Kıvanç Zeynep Kıvanç, 1986 Bartın Amasra doğumlu yazar ve şairdir. Geçmişte elinden alınan eğitim haklarını açık öğretimden geri almak için mücadele etmekte ve eğitimi için elinden gelenin en iyisini yapmaktadır. Bir dönem dadılık yaparak bir kız ve bir erkek çocuğunun sorumluluğunu üstlenmiştir. Şimdilerde çalışmayan Kıvanç, çeşitli sitelerde birçok edebi yazısı yayınlanmakta ve edebiyat dünyasını zenginleştirmektedir. 3 farklı yayınevinden çıkan ve 4 tane de e-kitap olarak yayınladığı toplam 7 eseri bulunmaktadır. Edebiyat dünyasına kattığı şiirleri ve yazıları ile Fikir İzleri'ne katılım sağlamaktadır. Birbirinden farklı ve güzel konularla kalemini zenginleştiren Kıvanç, edebiyata duyduğu derin tutkusuyla yaşamını sürdürmektedir. Basılı olan eserleri; Mavi Elbiseli Gazze, Dört Duvar Arasındaki Beşinci Adım ve Kırık Zamanlar Günlüğü'dür. Yazmaya duyduğu derin merakla e-kitap olarak yayınladığı eserleri de Bipolar Gülüşler, Kalemden Secdeye, Sessizce Sevdiğim ve Karanlıkta Açan Gül'dür.