AY IŞIĞINDA BEKLEYEN ANNE

Bu makaleyi sesli dinleyebilirsiniz...

Bazı hasretlerin ve bazı sevgilerin takvimi olmaz.

31 Temmuz 2026 - 14:45
31 Temmuz 2026 - 14:45 ⏱ 3 dk Okuma Süresi
 2  31
AY IŞIĞINDA BEKLEYEN ANNE

  AY IŞIĞINDA BEKLEYEN ANNE 

Gece, ayın gümüş ışığını denizin üzerine usulca bırakıyordu. Dalgalar kıyıya vuruyor, her biri sanki gökyüzünden düşen sessiz bir notayı taşıyordu. O gece dünya uyuyordu ama bir annenin yüreği yine uyanıktı.

Pencerenin önünde oturmuş, ayı seyrediyordu. Elleri dizlerinde, gözleri uzaklarda, ruhu ise çok daha uzaklardaydı.

İnsan bazen en büyük acısını, en güzel gülümsemesinin arkasına saklardı. O da öyle yapıyordu.

Çünkü görünmeyen acılar vardı. Dokunulamayacak kadar derin, anlatılamayacak kadar ağır yaralar... Zamanın iyileştirmesi beklenen ama her sabah yeniden kanayan yaralar.

Kalbi bir günde kırılmamıştı.

Verilmeyen sözler, yarım kalan hayaller, ansızın biten vedalar ve geri gelmeyeceğini bildiği ayrılıklar... Her biri kalbinden sessizce bir parça koparmıştı.

Yüzü hâlâ gülümsemeye çalışıyordu. Ama gözleri artık eskisi gibi gülmüyordu.

Ay ışığı odanın içine süzülürken, içinden sessizce geçirdi:

"Bir anlığına senin nefesin olabilsem keşke, yavrum. Kimsenin fark etmeyeceği kadar sessiz ama yokluğum hissedilecek kadar değerli."

Söylediği sözler duvarlarda kayboldu. Çünkü özlemek, bazen insanın konuştuğu ama sesini yalnızca Allah'ın duyduğu bir duaydı.

Gözlerinden yaş süzüldü. İnsan ağladığında herkes gözyaşını görür sanırdı. Oysa en acı gözyaşları, gözlerden değil, kalpten akardı.

O gece yine aynı duayı etti.

Evlatları için o, her şeyden önce bir anneydi.

Anne olmak; dağlara meydan okuyacak kadar güçlü, ama evladının "Anne." deyişiyle dizlerinin bağı çözülecek kadar narin olmaktı.

Anne olmak, çocukları sofrada yoksa lokmasının boğazında düğümlenmesiydi.

Gece yarısı ansızın uyanıp, "Acaba üşüyor mudur?" diye düşünmekti.

Telefon çalmadığında bin türlü ihtimali aklından geçirmek, kapı çaldığında ise ilk önce umutla yerinden fırlamaktı.

Anne olmak, çocukları güldüğünde dünyayı kazanmış gibi sevinmek; onların canı yandığında ise acıyı kendi bedeninde hissetmekti.

Kimsenin çıkar gözetmeden sevmediği bir dünyada, karşılık beklemeden sevebilmenin adıdır anne. O sevgi ne zamana bağlıdır ne de mesafeye.

Evlat büyür, ev uzaklaşır, yıllar geçer. Annenin yüreği ise çocuğunu ilk kez kucağına aldığı günkü gibi beklemeye devam eder. Beklemek, belki de annelerin kaderidir.

Pencerenin önündeki kadın gökyüzüne baktığında ay, denizin üzerine ışığını bırakmaya devam ediyordu.

O ise yüreğinin en derin yerinde sakladığı ismi sessizce andı.

Bir anne için bazı yokluklar hiç eskimezdi.

Bazı hasretlerin ve bazı sevgilerin takvimi olmazdı.

Onlar, ölümün bile ayıramayacağı kadar sonsuzdu.

Başını semaya kaldırdı. Gözlerinden süzülen yaşlara rağmen gülümsedi. Biliyordu...

Bir gün bütün ayrılıklar bitecek.

Yarım kalan bütün sarılmalar tamamlanacaktı.

Ve Allah'ın rahmetinde hiçbir anne evladına hasret kalmayacaktı.

O gece ay, denizi aydınlatmaya devam etti. Ama aslında karanlığı aydınlatan ay değildi.

Bir annenin, acısına rağmen hiç tükenmeyen sevgisiydi.

            DİLEK SARIKAYA

Menajer :ilayda Can & Dilara sarıkaya 

Tepkiniz Nedir?

like

dislike

love

funny

angry

sad

wow