SAKLI GÜNAHIN GECESİ

Bu makaleyi sesli dinleyebilirsiniz...

Geçmiş, insanın peşinden koştuğu bir düşman değildi bazen. Sadece sessizce bekleyen bir gerçekti.

1 Kasım 2026 - 06:16
1 Kasım 2026 - 06:16 ⏱ 7 dk Okuma Süresi
 0  2
SAKLI GÜNAHIN GECESİ

Topuk sesleri villanın mermer koridorlarında yankılanıyordu. Her adımında sanki görünmeyen birine meydan okuyordu Gülce. Başını hafifçe kaldırmış, omuzlarını geriye atmıştı. Koridorun iki yanındaki aynalarda kendine baktıkça yüzünde aynı ifade beliriyordu. Kendinden emin, mesafeli, ulaşılmaz.

Kibir, Gülce’nin üzerinde bir süs değildi. İkinci teniydi.

Herkes onu güçlü sanırdı.

Gözleri kolay kolay hiçbir duyguyu ele vermez, dudakları ince bir çizgi gibi kapanır, bakışı karşısındaki insanın en zayıf yerini bulup oraya dokunurdu. Kimse onun boynunun yıllar önce bir kez kırıldığını bilmezdi. O günden sonra başını daha dik tutmayı öğrenmişti.

O sabah odasının geniş camının önünde durdu. Şehre baktı. Aşağıda insanlar telaşla bir yerlere yetişiyor, arabalar birbirinin arasından akıp gidiyordu. Gülce ise bütün o hayatın dışında, kendi kurduğu sessizliğin içinde duruyordu.

Aynadaki yansımasına baktı.

“Kimseye minnetim yok… Hiç kimseye.”

Sesi kendinden emindi ama söylediği şeyin altında başka bir cümle saklıydı.

Kimse gerçeği bilmeyecek.

Gülce bunu kendine kaç kez söylemişti, bilmiyordu. Çünkü onun kaçtığı şey minnet değildi. Geçmişti.

Geçmiş, insanın peşinden koştuğu bir düşman değildi bazen. Sadece sessizce bekleyen bir gerçekti.

Gülce henüz bilmiyordu. Çok yakında attığı her adımın, kendisini kaçtığı yere biraz daha yaklaştıracağını…

O sabah mermer koridorlarda yankılanan topuk seslerinin, bir gün kendi suskunluğunun yankısına dönüşeceğini.

Gülce, otelin parlak mermerlerinde yankılanan topuk sesleriyle koridorun sonuna doğru ilerledi.

Her adımı kendinden emin görünüyordu. Omuzları dik, başı hafifçe yukarıdaydı. Dudaklarının kenarında küçümseyen bir tebessüm vardı. Onu uzaktan gören biri, hiçbir şeyden korkmadığını sanabilirdi. Oysa gözlerinde, saklamaya çalıştığı ince bir korku vardı.

Kapının önüne geldiğinde durdu. Bir anlığına nefesini tuttu. Sonra kendini toparladı. İçinde kopan fırtınayı kimsenin görmesine izin vermeyecekti.

Elini kapıya kaldırdı.

Üç kez vurdu.

Tok. Tok. Tok.

Kapı açıldığında karşısında onu gördü. Gülce’nin kendisine bile itiraf edemediği o zayıflık, birkaç adım ötesinde duruyordu.

Adamın yüzünde şaşkınlıkla tedirginlik birbirine karışmıştı. Gülce ise bunu görmezden geldi. Başını hafifçe yana eğip o bildik tebessümünü takındı. Sanki her şey onun istediği gibi ilerliyordu.

Hiçbir şey söylemeden içeri girdi. Topuklarının odanın sessizliğinde çıkardığı ses, nedense olduğundan daha yüksek geldi ona.

Kapı arkalarından kapandı. Gülce bir an gözlerini kapıya çevirdi. O küçücük anda, içinden bir ses yükseldi:

Henüz geri dönebilirsin.

Ama o sesi susturdu. Çünkü o gece düşünmek istemiyordu.

Geçmişini, evini, kendisine duyduğu öfkeyi, yıllardır içinde biriktirdiği boşluğu…

Hiçbirini.

O gece yalnızca kendini güçlü hissetmek istiyordu. Bazı yanlışlar tam da böyle başlardı. Yaptığı şeyin yanlış olduğunu bilerek değil; o an düşünmek istemediği her şeyden kaçmak için bir adım atarak.

Gülce o gece attığı adımı bir zafer sandı. Henüz bilmiyordu. Bazı zaferlerin bedeli, insanın hayatı boyunca taşıyacağı kadar ağırdı.

Gülce uyuyakalmıştı. Oysa geceyi kontrol altında tutacağını sanmıştı. Her şeyi hesaplamış, kendisine bile yenilmeyeceğine inanmıştı. Şimdi ise dağınık çarşafların arasında, bütün o kibirli hesaplardan habersiz derin bir uykudaydı.

Perdelerin arasından sızan sabah ışığı yüzüne vurunca gözlerini açtı. Birkaç saniye boyunca tavana baktı.

Neredeydi?

Yanında kim vardı?

Sonra gece, bütün ağırlığıyla zihnine geri döndü.

Gülce’nin yüzü bir anda değişti.

“Eyvah…”

Sesi fısıltıyla çığlık arasında kaldı.

“Geç kaldım…

Çok geç kaldım.”

Yorganı üzerinden attı. Ellerinin titrediğini fark etti. Yere saçılmış kıyafetlerini toplamaya çalışırken parmakları birbirine dolaşıyordu. Birini ters giydiğini fark ettiğinde dönüp düzeltmeye bile uğraşmadı.

Aynaya bakmadı. Bakarsa kendisini göreceğini biliyordu. O sabah kendisiyle karşılaşmaya hazır değildi.

Yan odadan gelen sessizlik, içindeki telaşı daha da büyüttü.

Adam uyanmış mıydı?

Ona bakıyor muydu?

Bir şey söyleyecek miydi?

Gülce bunların hiçbirini düşünmek istemedi. Sadece gitmek istiyordu.

“Çıkmam lâzım…

Hemen.”

Ayakkabılarını giyerken neredeyse düşüyordu. Tokayı birkaç kez kapatmaya çalıştı, başaramayınca yarım bıraktı. Kapı koluna uzandı. Bir an durdu. Arkasına bakmadı. Kapıyı açıp koridora çıktı.

Akşam aynı koridorda yankılanan topuk sesleri ona güç veriyormuş gibi gelmişti. Şimdi ise her adım, kaçışını ele veriyordu.

Asansörün düğmesine bastı. Kapılar açılır açılmaz içeri girdi. Metal yüzeyde kendi yansımasıyla göz göze geldi. Başını hemen çevirdi. Kendisini görmek istemiyordu.

Lobiye indiğinde kimse ona farklı bakmadı. Resepsiyondaki görevli başıyla selam verdi. Birkaç kişi sabah telaşıyla yanından geçti. Kimse bilmiyordu, kimse görmüyordu ama Gülce, omuzlarında görünmeyen bir ağırlık taşıdığını hissediyordu.

Otelden çıktığında derin bir nefes aldı. Sabahın serin havasını içine çekti. Sanki dışarıdaki dünya, yaşananları geride bırakmasına izin verecekmiş gibi. Adımlarını hızlandırdı. Arkasına bakmadı. Belki de bakarsa, o gecenin hâlâ peşinde olduğunu görecekti. Oysa bazı geceler otel odalarında bitmezdi. İnsan kapıdan çıkar ama yaşadığını yanında götürürdü. Gülce bunu henüz bilmiyordu.

Gülce, arabasının kapısını sertçe kapattı. Bir süre direksiyonun başında öylece oturdu. Dışarıdaki sabah serinliğine rağmen arabanın içi boğucuydu. Sanki otelin o ağır sessizliği peşinden gelmiş, koltukların arasına saklanmıştı.

Motoru çalıştırdı. Ellerine baktı. Titriyordu. Direksiyonu daha sıkı kavradı. Yüzüne ise her zamanki ifadesini yerleştirdi. Dik bir çene, hafif kalkık kaşlar ve kimsenin içeriye bakmasına izin vermeyen soğuk bir bakış.

Derin bir nefes aldı.

Kimse bilmeyecek.

Bu cümleyi içinden birkaç kez tekrarladı. Araba ilerledikçe paniği de yavaş yavaş yüzünden silindi. Yerini, yıllardır taşıdığı o kibirli soğukkanlılık aldı. Çenesini kaldırdı, bakışlarını yola sabitledi.

Sanki hiçbir şey olmamıştı. Sanki geceyi arkasında bırakıp sıradan bir sabaha dönüyordu.

Villanın büyük kapısından içeri girdiğinde kendisini yeniden güvende hissetti. Burası onun dünyasıydı. Duvarlar, eşyalar, düzen… Her şey bildiği, kontrol edebildiği şeylerdi.

Tepkiniz Nedir?

like

dislike

love

funny

angry

sad

wow

Zeynep Kıvanç Zeynep Kıvanç, 1986 Bartın Amasra doğumlu yazar ve şairdir. Geçmişte elinden alınan eğitim haklarını açık öğretimden geri almak için mücadele etmekte ve eğitimi için elinden gelenin en iyisini yapmaktadır. Bir dönem dadılık yaparak bir kız ve bir erkek çocuğunun sorumluluğunu üstlenmiştir. Şimdilerde çalışmayan Kıvanç, çeşitli sitelerde birçok edebi yazısı yayınlanmakta ve edebiyat dünyasını zenginleştirmektedir. 3 farklı yayınevinden çıkan ve 4 tane de e-kitap olarak yayınladığı toplam 7 eseri bulunmaktadır. Edebiyat dünyasına kattığı şiirleri ve yazıları ile Fikir İzleri'ne katılım sağlamaktadır. Birbirinden farklı ve güzel konularla kalemini zenginleştiren Kıvanç, edebiyata duyduğu derin tutkusuyla yaşamını sürdürmektedir. Basılı olan eserleri; Mavi Elbiseli Gazze, Dört Duvar Arasındaki Beşinci Adım ve Kırık Zamanlar Günlüğü'dür. Yazmaya duyduğu derin merakla e-kitap olarak yayınladığı eserleri de Bipolar Gülüşler, Kalemden Secdeye, Sessizce Sevdiğim ve Karanlıkta Açan Gül'dür.