ALMANYA TRENİ 10.CU BÖLÜM - GÜLFEM’İN DOĞUMU

Bu makaleyi sesli dinleyebilirsiniz...

Aralarında yüzlerce kilometre vardı. Ama ikisinin de kalbi… Aynı küçücük kız için atıyordu.

5 Ağustos 2026 - 15:55
5 Ağustos 2026 - 15:55 ⏱ 5 dk Okuma Süresi
 5  35
ALMANYA TRENİ 10.CU BÖLÜM - GÜLFEM’İN DOĞUMU

ALMANYA TRENİ 10. BÖLÜM – GÜLFEM’İN DOĞUMU

Yaz, köyün üzerine bütün sıcaklığıyla çökmüştü.

Güneş daha doğmadan kadınlar tarlaya inmiş, pamuk sıralarının arasında sessizce çalışmaya başlamışlardı.

Şakire de elindeki çapayla diğer kadınların arasındaydı.

Karnı artık iyice büyümüştü.

Eğilip kalkarken nefesi daralıyor, beli sık sık ağrıyordu.

Yine de kimseye yük olmak istemiyor, işini bırakmıyordu.

Fatma Ana uzaktan onu izliyordu.

“Bırak artık gelin…”

“Sen iki canlısın.”

Şakire hafifçe gülümsedi.

“Biraz daha ana…”

“Şu sırayı da bitireyim.”

Tam o sırada…

Karnına saplanan keskin bir sancıyla olduğu yerde durdu.

Elindeki çapa toprağa düştü.

Bir eliyle belini tuttu.

Diğer eli karnına gitti.

Derin bir nefes aldı.

Hatice korkuyla yanına koştu.

“Ablacığım!”

“İyi misin?”

Şakire cevap vermeye çalıştı.

“Galiba…”

“Vakti geldi.”

Kadınlar işi bırakıp etrafını sardılar.

Fatma Ana telaşla seslendi.

“Çabuk olun!”

“Gelin eve götürelim.”

Hatice, Şakire’nin koluna girdi.

Yavaş adımlarla köye doğru yürüdüler.

Her sancıda Şakire duruyor…

Derin nefes alıyor…

Sonra yeniden yürüyordu.

Eve varır varmaz komşu köyün ebesine haber salındı.

Kısa süre sonra yaşlı ebe elinde bohçasıyla kapıdan içeri girdi.

Yılların verdiği tecrübeyle Şakire’nin yüzüne baktı.

“Bugün kavuşacaksın kızım.”

“Korkma.”

Evde büyük bir sessizlik vardı.

Hatice kazanlarda su ısıtıyor…

Temiz bezleri hazırlıyordu.

Fatma Ana ise odanın kapısının önünde oturmuştu.

Elindeki tespihi durmadan çekiyordu.

Dudaklarından aynı dua dökülüyordu.

“Allah’ım…”

“Gelinimi de yavrusunu da bana bağışla.”

İçeriden gelen her sancı sesiyle irkiliyordu.

Ama kapıyı açmıyordu.

Çünkü o kapının ardında artık yalnızca bir doğum değil…

Bir annenin yeniden doğuşu yaşanıyordu.

Saatler geçti.

Şakire’nin sesi bütün evi dolduruyordu.

Acıyla karışık dualar…

Sabır…

Gözyaşı…

Ve umut…

Derken…

Evin sessizliğini delen küçücük bir ağlama sesi duyuldu.

İlk önce ebe gülümsedi.

Ardından kapıyı araladı.

“Kızın oldu!”

Fatma Ana’nın gözlerinden yaşlar süzüldü.

Ellerini göğe kaldırdı.

“Şükürler olsun Rabbim…”

Hatice sevinçle içeri koştu.

Küçücük bebeğe hayranlıkla baktı.

“Pembe yanaklı…”

“Ne kadar da güzel…”

Şakire bütün yorgunluğuna rağmen gülümsedi.

Ebe bebeği usulca kucağına verdi.

Şakire minik yüzüne uzun uzun baktı.

Parmaklarını avucunun içine aldı.

Sonra usulca fısıldadı.

“Hoş geldin yavrum…”

“Adın…”

“Gülfem olsun.”

Bebeğin minicik parmakları annesinin parmağını tuttu.

Şakire’nin gözlerinden sessizce yaşlar aktı.

O an aklından yalnızca bir kişi geçti.

“Keşke baban da burada olsaydı…”

Aynı saatlerde…

Yüzlerce kilometre ötede…

Memduh asker ocağında gece nöbetindeydi.

Gökyüzü yıldızlarla doluydu.

Omzundaki tüfeği sıkıca tuttu.

Bir an başını kaldırıp aya baktı.

İçini tarif edemediği bir özlem kapladı.

“Kimbilir…”

“Şakire şimdi ne yapıyordur?”

Diye geçirdi içinden.

Henüz bilmiyordu.

Tam o saatlerde…

Bir kız babası olmuştu.

Aradan günler geçti.

Bir sabah posta dağıtılırken çavuş seslendi.

“Memduh Yusuf oğlu!”

Memduh hızla mektubu aldı.

Şakire’nin yazısını görür görmez yüreği çarpmaya başladı.

Titreyen ellerle zarfı açtı.

“Memduh…

Allah’a şükür, sağ salim bir kızımız oldu. Adını Gülfem koyduk. Sana çok benziyor. Keşke yanında olsaydın. Seni bekliyoruz.”

Memduh satırların devamını okuyamadı.

Gözleri dolmuştu.

Mektubu göğsüne bastırdı.

Yanındaki Hasan sessizce omzuna dokundu.

“Hayırlı olsun baba.”

Koğuştaki diğer askerler de gülümsedi.

“Hayırlı olsun.”

“Allah analı babalı büyütsün.”

Memduh teşekkür etti.

Sonra pencereye doğru yürüdü.

Gökyüzüne baktı.

Dudaklarından tek bir cümle döküldü.

“Keşke… kokusunu duyabilseydim.”

O gece…

Şakire köyde Gülfem’i kucağına alıp uyutuyordu.

Memduh ise kışlada kızının mektuptaki adını defalarca okuyordu.

Aralarında yüzlerce kilometre vardı.

Ama ikisinin de kalbi…

Aynı küçücük kız için atıyordu.

Devam edecek…

Tepkiniz Nedir?

like

dislike

love

funny

angry

sad

wow

AYŞE KÜÇÜKIŞIK Ayşe Küçükışık Yazar • Şair • Editör “Her yazarın kaleminin ardında bir yaşam hikâyesi vardır. Ayşe Küçükışık’ın yazarlık yolculuğu da çocukluk yıllarında başlayan bir hayalin, engellere rağmen vazgeçmeyen bir azmin ve yıllar boyunca süren üretme tutkusunun hikâyesidir.” Ayşe Küçükışık, 05 Mayıs 1972 tarihinde Berlin’de çalışmak üzere Almanya’ya giden bir Türk işçi ailesinin çocuğu olarak doğdu. Altı yaşına kadar Berlin’de yaşadı. Daha sonra ailesiyle birlikte Türkiye’ye dönerek ilk ve orta öğrenimini Mersin’de tamamladı. İşitme güçlüğü nedeniyle eğitim hayatında çeşitli zorluklar yaşadı ve lise ikinci sınıfta örgün eğitimini bırakmak zorunda kaldı. Ancak bu engeller, yazmaya olan ilgisini ve üretme azmini azaltmadı. Yazarlık yolculuğuna, ortaokul yıllarında katıldığı bir hikâye yarışmasıyla ilk adımını attı. Kaleme aldığı hikâye önce okul birincisi, ardından il birincisi seçildi. Öğretmenleri tarafından iller arası yarışmada temsil edilmesi için girişimlerde bulunulsa da ailesinin izin vermemesi nedeniyle bu önemli fırsata katılamadı. Yaşadığı hayal kırıklığı, onda vazgeçmek yerine yazmaya daha sıkı sarılma isteği uyandırdı. Bu süreçten sonra ailesinden gizli şiirler yazmaya başladı. Şiirleri 90’lı yıllarda “Eda Alaş” mahlasıyla Mersin’deki çeşitli radyolarda yayımlandı ve dinleyicilerden ilgi gördü. Bir radyo kanalından çalışma teklifi almasına rağmen ailesinin izin vermeyeceğini düşündüğü için bu teklifi değerlendiremedi. Buna rağmen yazmaktan hiç vazgeçmedi; yaşadığı her deneyimi kalemine taşıdı. Şiir, öykü, deneme ve roman türlerinde eserler veren Ayşe Küçükışık, insanın iç dünyasını, yaşamın izlerini ve toplumsal konuları içten bir anlatımla ele almaktadır. Yazdığı 100’e yakın şiirin bir kısmı Fikir İzleri Platformu’nda ve diğer dijital platformlarda yayımlanmıştır. Ayşe Küçükışık'ın kaleme aldığı "Almanya Treni" adlı roman, 2010'lu yılların başında TRT tarafından düzenlenen bir senaryo yarışmasına gönderildi. Eserin konusu ilgi görmesine rağmen, senaryo teknik formatına uygun hazırlanmadığı için değerlendirme sürecini tamamlayamadı. Daha sonra Wattpad'de yayımlanan roman, zamanla hesabına erişim sağlanamaması nedeniyle uzun süre okurlardan uzak kaldı. Ancak yazarın yıllar önce sakladığı çıktılar ve notları, bu hikâyenin yeniden hayat bulmasını sağladı. Aradan geçen yıllarda ilk Türk işçilerinin Almanya yolculuğuna ilişkin araştırmalarını derinleştiren Ayşe Küçükışık, tanıklıklardan, tarihî kaynaklardan ve aile anlatılarından yararlanarak romanını yeniden ele aldı. Bugün “Almanya Treni”, ilk hâlinden çok daha kapsamlı, belgesel yönü güçlendirilmiş yeni versiyonuyla Fikir İzleri Platformu’nda bölüm bölüm yayımlanmaktadır. Tamamladığı ARDA adlı romanı da gerçek hayattan esinlenerek yazılmış olup Fikir İzleri Platformu’nda okurlarla buluşmuştur. Hâlen Fikir İzleri Platformu’nda editör olarak görev yapmakta, eserleri kişisel blogunda ve çeşitli dijital platformlarda okurlarla buluşmaktadır. Yazıları; kişisel blogu, Wattpad, Pinterest ve sosyal medya hesapları aracılığıyla geniş bir okur kitlesine ulaşmaktadır. Roman, şiir ve öykü çalışmalarını sürdürmekte; yaşanmış hayatları edebiyatın gücüyle geleceğe taşımayı amaçlayan eserler üretmeye devam etmektedir.