Asker Ocağı

Bu makaleyi sesli dinleyebilirsiniz...

Babasının asker anıları ile büyümüş emekli bir asker kızı olan Eylül'ün en büyük hayali, bu anılara yakından şahitlik ederek onları; kendi gözlerinden kaleme almaktır, lâkin gittiği askeriye de Yüzbaşı Ömer onu pek güzel karşılamaz. Hatta Eylül'ü, arkası sağlam şımarık bir kız çocuğu olarak görür. Eylül ise kadraj da güzel duran ama korkutucu olan bu adamın geçmişini merak eder.

7 Ağustos 2026 - 16:00
7 Ağustos 2026 - 16:00 ⏱ 8 dk Okuma Süresi
 0  23
Asker Ocağı

Güneşin çarşaf gibi örttüğü yüksek dağlara bakarken içindeki heyecanı bastırmak daha zor geliyordu.

​Yıllar sonra hayalini gerçekleştirebilmenin mutluluğu içinin kıpır kıpır olmasına yetmişti lâkin uykusuzluk bile üzerine yapışmış, atamıyordu.

​Taşlı yolda beşik gibi sallanan minibüs midesini ağzına getirse de bunu kafasına takmadı; zira hayaline dakikalar kalmıştı.

​Eylül, emekli bir asker kızıydı. Hayal ettiği mesleği yapabilmek için bütün varını yoğunu ortaya koymuş, bir dergide köşe yazarı olmayı başarmıştı. Tabii ki hedefleri ve hayalleri daha büyüktü. Babası da bu yolda her zaman en büyük destekçisi olmuştu. Eylül, babasının askerlik anılarıyla büyümüş bir kızdı üstelik. Bu sebeptendir ki hayallerinden biri de onları yazmaktı. Büyük uğraşlar neticesinde sonunda buradaydı, asker ocağında; Mehmetçikleri onların gözünden yazabilecek, içlerine girip hislerine tercüman olabilecekti.

​Babasının anlatmaya doyamadığı ve hasret duyduğu anılara yakından şahit olacaktı.

​Askeriyenin tel örgüleri görünmeye başladığında derin bir nefesi içine çekerek yaslandığı camdan başını kaldırdı.

​Araba büyük yokuşu da geçerek düz bir zemine vardığında askeriyenin kapısı da görünmüş, yavaşlamaya başlamıştı. Yanındaki sırt çantası ve fotoğraf makinesine uzanıp birini boynuna, diğerini sırtına geçirdi. Minibüs durur durmaz yerinden hızla ayaklanıp kendini dışarıya attı. Büyük demir kapının önünde nöbetçi askerler ellerinde tüfekleriyle bakarken nöbetçi kulübesinden bir asker çıktı.

​"Merhabalar, ben Eylül Demir. Binbaşı Yusuf Şahin'in misafiriyim. Beni bekliyordu." dedi heyecanla kimliğini göstererek.

​Asker, Eylül'ün heyecanını anlamış olacak ki tebessüm ederek kimliğe baktı.

​"Binbaşım bizi haberdar etti, buyurun." diyerek kapıyı açtığında çantasının kayışlarını heyecanla sıktı.

​"Teşekkür ederim." diyerek kendini içeri atmış, askeriye binasına doğru hızla yürümüştü. Yeşil alanda göz gezdirirken 10 metre ileride şınav pozisyonu almış bir grup askeri gördü. Onların da başında dikilmiş komutanları tok ve ürkütücü sesiyle sayarken askerlerin çoktan perti çıkmış gibiydi.

​Arkası dönük olan komutan önüne döndüğünde olduğu yerde titredi Eylül. Komutanlar bilerek seslerini tok ve ürkütücü tutar ki askerler her zaman mesafesini korusun; lâkin bu adam sesinden daha sert ve ürkütücü duruyordu. İster istemez biraz gerilmiş; yerde ter içinde şınav çekmeye çalışan erlere üzülmüştü.

​Fakat en nihayetinde burası asker ocağıydı, anne kucağı değil diye düşünerek bu anı resmetme heyecanıyla boynunda asılı olan fotoğraf makinesini alıp kadrajı onlara çevirdi.

​Flaş patlayıp da ikinci fotoğrafı çekmek için mercekten baktığında komutanın sert bakışlarıyla karşılaştı. İşte o zaman anladı, aslında ona ne kadar çok yaklaştığını.

​"Sen de kimsin? Kim soktu seni buraya?" diye bağırıp üstüne yürüyen adamla ürküp geriledi.

​"B-Ben..."

​"Seni kim soktu buraya!" diye bağıran adamla içini büyük bir korku kaplayan Eylül, kaskatı kesilmişti.

​"Yüzbaşım!" Binbaşı Yusuf Şahin'in sesiyle bakışlarını Eylül'den çekmişti. Eylül rahatlayıp Binbaşı'ya minnet dolu bir bakış attı.

​"Kendisi benim misafirim olur, biraz ara ver de konuşalım." dedi hâlâ şınav çeken erleri göz ucuyla gösterip arkasını dönmeden önce. Bu, "Beni takip et." demekti.

​Yüzbaşı Ömer, elindeki makineyle yan yana poz veren erlerin fotoğrafını çeken kadından bakışlarını çekerek yanındaki kendinden rütbeli dostuna döndü. İkisi de ağaçlık içinde bulunan çardakta oturuyordu.

​"Ne bu şimdi? Kim bu?" diye sordu Ömer Komutan. Sesinde saf bir kızgınlık hâkimdi.

​"Ömer, yardımına ihtiyacım var." Arkadaşının yalvaran bakışlarına kaşlarını çatarak bakarken neler olduğuna anlam verememişti. Daha sonra arkadaşının anlattıklarına dalıp giderken ne yapacağını bilemeyerek o çardakta saatlerce bekledi.

​Sigara içmek için kapı önüne çıktığında görüş açısına giren kızla sıkıntılı bir nefes verip bedenini başka tarafa çevirdi. Gördükçe siniri tepesine çıkıyordu sanki.

​Dostunu zor durumda bırakacak bir şey yapmaktan çekindiği için görmezden gelmeye çalıştı ama ne mümkün, her yerdeydi!

​Ona bakınca, özel alanını işgal eden arkası sağlam, şımarık bir kızdan başkasını görmüyordu.

​Eylül, ağaç altında oturup gülüşerek derin bir sohbete girmiş askerleri çektikten sonra kamerasını bu defa birkaç metre ileride sigara içen bedene çevirmişti ki yan profilden gördüğü yüzü hemen tanıdı ve gerildi; zira sabahki korkutucu bakışların sahibi komutandı. Elindeki sigarasını dudaklarına götüren adamla duraksarken parmakları onu resme almak için karıncalandı. Kadrajı esmer adama çevirdiğinde, dudaklarının arasındaki sigaranın dumanını dışarıya bıraktığında hareketsiz kaldı; zira öyle bir görüntü oluşturmuştu ki parmakları deklanşöre değememişti. Ne kadar karizmatik ve fotojenik olduğunu düşündü.

​Binbaşı'ya verdiği sözü hatırlayarak yüzünü buruşturdu. Ömer'in, Eylül'ün burada kalması için sunduğu tek şart; o fotoğrafların içinde olmayacak, özel hayatı işgal edilmeyecekti.

​Ama Eylül için ne mümkün... Kadraja en çok yakışan adamı çekemediği için içten içe üzülüyordu. Derin bir of çekip yemekhaneye doğru yürüdü, arkasından bakan adamın bakışlarının yoğunluğundan habersiz.

​Ömer'in, neredeyse her yerde olan Eylül'den rahatsız olmasının bir sebebi de uzun zamandır karşı cinsi sadece çarşı izinlerinde gören askerlerine yapılan bu emrivakiydi.

​Hayalini gerçekleştirmiş gerçekleştirmesine lâkin bir sürü erkeğin göz hapsinde olması ister istemez onu rahatsız ediyordu. Sürekli flört karışık konuşma çabaları da ayrı bir sıkıntıydı.

​Yediği pirinç pilavı neredeyse boğazına dizilmek üzereyken aynı ses yankılandı yemekhane duvarlarında:

​"Önünüze dönün!" Ömer Komutan'ın sesiyle irkilirken her ne kadar fotojenik bir adam olsa da korkutucu olduğu su götürmez bir gerçekti. Onunla yalnız kalmaktan ya da bakışlarının hedefi olmaktan ölesiye korkuyordu; sanki yüzbaşı değil de hayduttu.

​Bu düşünceleri kafasından atıp etrafına baktı. Sanırım tek korkan kendisi değildi; zira artık kimse ona bakmıyordu. Minnettarlıkla korku hissi arasında geldi gitti.

​Önündeki sandalye çekildiğinde irkilip bakışlarını büyük bedene çevirdi. Bu oydu! Kendisi gerilen bakışlarıyla Ömer Yüzbaşı'yı süzüyor olsa da onun sert bakışları yemeğindeydi. Bir kere bile göz göze gelmeden onu yok saymış, yemeğini yıyordu.

​Bu tavrına kaşlarını çatarak baktı. Hiç yemek adabı bilmez miydi bu adam? "Afiyet olsun." bile dememişti. Ne diye hemen karşısına oturmuştu? Sinirle nefes alıp verirken yine o korkutucu sesini duydu:

​"Yemeğin benim yüzümde mi?" Başını bile kaldırmadan sorduğu soruyla alaylı bir ses çıkardı: "Hıh!"

​"Afiyet olsun Yüzbaşım." dedi bastırarak. Sesinde alay da hâkimdi. İşte o zaman o korkutucu bakışlar onu buldu.

​"Burası asker ocağı! Ünlüler geçidi değil. Bence yeterince manzara resmi çektin. Git artık!" diyerek cevap vermesini beklemeden tepsisini alıp ayaklandı. Eylül cevap verecek durumda değildi; zira iliklerine kadar titremiş ve bu adamdan nefret etmişti.

Tepkiniz Nedir?

like

dislike

love

funny

angry

sad

wow

Hanife Demir Merhaba! Ben Hanife , üç çocuklu bir anne, eş ve aynı zamanda geniş hayal dünyasını kaybetmeyi asla başaramamış bir polisiye yazarıyım. Çocukluğumdan beri hayal gücüm o kadar genişti ki, bazen gerçek dünyaya geri dönmekte zorlanıyordum. Neyse ki o dönemin izlerini hâlâ taşıyorum ve bu, polisiye yazarken fazlasıyla işime yarıyor. Tabii, geniş bir hayal dünyasına sahip olmak kadar, evde geniş bir sorumluluk alanına da sahibim: Üç çocuk! Çocuk yetiştirmek başlı başına bir dedektiflik işi zaten. Kayıp oyuncakların izini sürmek, kim odaya gizlice kurabiye götürdü gibi gizemleri çözmek derken kendimi doğal bir dedektif gibi hissetmeye başladım. Bu da beni polisiye yazmaya teşvik etti! Evde sürekli suç mahali var ama endişelenmeyin, en kötü suçluların ellerinde bir kutu boya ve masum gülümsemeleri oluyor. Eğitim hayatım boyunca hayal gücüm sınır tanımadı ve gerilim dolu hikayeler kafamın içinde bir yerde kendi hikâyesini yazdı. İlk başta gerçek dünyada suçları çözmek için dedektif olmayı düşünsem de, daha sonra kağıt üzerinde suç işlemeyi daha cazip buldum. Polisiye romanlarımda, karakterlerim sürekli karanlık sokaklarda, gizemli olayların peşinde koşarken ben de okuyucularıma hep en iyisini sunmaya çalışıyorum. Başarılarıma gelirsek, henüz Nobel almadım ama üç çocuğu aynı anda ilgilenip bir bölüm yazmak, bence takdir edilmesi gereken bir başarı. Her kitabımda biraz daha derinlere inerek okurlarıma, her sayfada “katil kim?” dedirtmeyi seviyorum. Boş zamanlarımda (ki gerçekten var mı, emin değilim), hayal gücümdeki sınırsız dünyalarda dolaşmayı ve yeni hikayeler yaratmayı sürdürüyorum. Polisiye yazarlık benim için sadece suçları çözmek değil, aynı zamanda okurlarımı beklenmedik sürprizlerle şaşırtmak demek. Başa dönecek olursak; İlk kitabım biraz sürpriz oldu. Sadece kafamın içinde dönüp duran olayları kağıda döktüğümde farkına vardım kalemimdeki cevheri. Sonunda amacımı ve beni ben yapan o hayali bulmuştum. İlk kitabım (Konuşan Gözler )2023 yılının Mart ayında Flora yayınlarında ücretsiz olarak basıldı. Konuşan Gözler hikâyesi olan bir roman. Yazılırken çok büyük bir yol kat etti diyebiliriz. O yüzden ben de yeri bambaşkadır. Zaten beni yazar yapan kitaptır, ötesi yok. İçindeki karakterleri de hâlâ yaşatıyorum. En son, Dark Polisiye’nin altıncı kitabında “Galata Canavarı” adlı bir öyküde yeniden yazıldı. Şimdi de Dark Kadın adlı kitapta “Sinderalla’nın kayıp ayakkabısı “ ismiyle anıldı. Her geçen gün yazdıklarım ile büyüyorum. Yazabilir miyim, merakıyla başladığım bir aşk romanı da ücretsiz onay alınca ve basılınca daha büyük beklentiler içine girdim. Şimdilerde Kâbus adlı romanımı yayınevine göndermiş onay bekliyorum. Poyabir gibi büyük bir suç örgütüne üye olduğumu da unutmamak lazım. Ama aramızda kalsın. Gelecekteki planım mı? Suç dünyası durmuyor, benim de yazacak daha çok cinayetim ve çözecek daha çok gizemim var. Eşim ve çocuklarım bu maceraya biraz şaşkın, biraz da sabırla eşlik ederken, ben kapalı bir perdenin arkasında, başka suçlarımı hikayeleştirip yazmaya devam edeceğim. Ve kim bilir, belki bir gün dünya literatürüne adımı kazıyacağım... Hayaller büyük ama imkansız değil!