ALMANYA TRENİ 41. BÖLÜM – ALMANYA’DAN GELEN HEDİYELER

Bu makaleyi sesli dinleyebilirsiniz...

Memduh’un getirdiği iki peluş ayıcık ise Gülfem ile Firuze’nin ilk gerçek oyuncakları olmuştu.

13 Eylül 2026 - 13:08
13 Eylül 2026 - 13:08 ⏱ 5 dk Okuma Süresi
 1  45
ALMANYA TRENİ 41. BÖLÜM – ALMANYA’DAN GELEN HEDİYELER

41. BÖLÜM – ALMANYA’DAN GELEN HEDİYELER

Memduh’un Almanya’dan köye gelişi, çocukların hafızasında bambaşka bir yer etmişti.

Çünkü Memduh yalnızca kendisi dönmemişti.

Gurbette geçirdiği günlerin ardından yanında çocuklarına getirdiği küçük hediyeler de vardı.

O zamanlar köyde oyuncak öyle kolay bulunan bir şey değildi.

Çocuklar, ellerine geçen tahta parçalarıyla, taşlarla, bazen de kendi hayallerinden yaptıkları oyuncaklarla oynardı.

Memduh’un getirdiği iki peluş ayıcık ise Gülfem ile Firuze’nin ilk gerçek oyuncakları olmuştu.

İki tane ayıcık…

Biri Gülfem’in, biri Firuze’nin olacaktı.

Ama işin içine çocukluk girince, iki ayıcığın iki çocuğa ait olması o kadar da kolay değildi.

Gülfem ayıcığını bırakmak istemiyordu.

Firuze de kendi ayıcığını başkasına vermek istemiyordu.

Mahallenin çocukları ayıcıkları ellerinden almaya çalışırdı.

İki kardeş hemen oyuncakları vermek istemese de yine de arada oynamalarına izin verirlerdi.

Çocuklar ise oyuncaklarına sımsıkı sarılırdı.

Onlar için o iki peluş ayıcık sıradan bir oyuncak değildi.

Babalarının Almanya’dan getirdiği ilk oyuncaklardı.

Memduh’un getirdikleri yalnızca oyuncaklarla sınırlı değildi.

Almanya’dan Rama yağı ve çikolata da getirmişti.

O yıllarda bunlar da çocukların gözünde bambaşka şeylerdi.

Özellikle çikolata…

Çocukların yüzünü güldüren küçük bir mutluluktu.

Rama yağı ise Şakire’nin çok sevdiği şeylerden biri olmuştu.

Ekmek sofraya geldiğinde Rama yağını ekmeğin üzerine sürerlerdi.

Şakire de bundan çok hoşlanırdı.

Memduh’un getirdiği küçücük bir şey, sofranın başında ailece paylaşılan güzel bir anıya dönüşürdü.

Çocuklar çikolataya sevinir…

Şakire Rama yağını sever…

Memduh da onların mutluluğunu izlerdi.

Belki Almanya’da çalışırken kazandığı paralar çok büyük değildi.

Ama ailesine dönerken aldığı küçücük şeylerin onların yüzünde oluşturduğu mutluluk, Memduh için parayla ölçülemeyecek kadar değerliydi.

Gülfem’in ise babasının getirdiği hediyeler arasında unutamadığı başka bir şey vardı.

Kırmızı ayakkabılar…

Memduh Almanya’dan geldiğinde Gülfem’e bir çift kırmızı ayakkabı getirmişti.

Gülfem ayakkabıları gördüğü anda çok sevmişti.

Kırmızı…

Parlak…

Güzel…

Onun için dünyadaki en güzel ayakkabılardı.

O kadar sevmişti ki onları çıkarmak istemiyordu.

Sabaha kadar ayağından çıkarmadan durdu.

Gece yatağa girdiğinde bile ayakkabıları ayağındaydı.

Çocuk aklı işte…

Kendi kendine:

“Kimse elimden almasın.”

Diye düşünüyordu.

Ayakkabıları çıkarmadan uyudu.

Ama sabah uyandığında bir baktı ki ayakları boş.

Ayakkabıları yoktu.

Hemen yatağından kalktı.

Gözleri ayakkabılarını aramaya başladı.

Bulduğu anda da hiç vakit kaybetmeden tekrar giydi.

Sanki biri gelip elinden alacakmış gibi…

O kırmızı ayakkabılar artık onun için yalnızca bir ayakkabı değildi.

Babasıyla birlikte Almanya’dan gelmiş bir mutluluktu.

Sonra bir de kırmızı paltosu vardı.

Gülfem ilkokula başladığında o palto onun için çok özeldi.

Çünkü okulda başka çocuklarda böyle bir palto yoktu.

Gülfem’in kırmızı paltosu vardı.

Onu giyip okula gittiğinde kendisini farklı hissederdi.

Belki çocuklar bunun ne kadar önemli olduğunu bilmiyordu.

Ama Gülfem biliyordu.

Babası Almanya’dan getirmişti.

Memduh’un Almanya’dan getirdiği şeylerden biri de o zamanlar köyde pek görülmeyen bir radyo-pikaptı.

Radyo evin içinde durduğunda herkesin dikkatini çekmişti.

Çünkü o zamanlar herkesin evinde radyo yoktu.

Memduh’un getirdiği bu cihaz, evin içinde adeta yeni bir dünyanın kapısını açmıştı.

Bir düğmeye basıldığında uzaklardan sesler geliyordu.

Şarkılar…

Konuşmalar…

Haberler…

Bazen de müzik…

Çocuklar merakla radyonun çevresinde toplanıyordu.

Gülfem için ise o cihazın anlamı daha da büyüktü.

Çünkü babasının geldiği uzak ülkeden, yanında getirdiği başka bir dünyaydı.

Almanya…

Çocukların gözünde artık yalnızca babalarının çalıştığı uzak bir yer değildi.

Oradan kırmızı ayakkabılar geliyordu.

Kırmızı bir palto geliyordu.

Peluş ayıcıklar geliyordu.

Çikolata geliyordu.

Rama yağı geliyordu.

Ve evin içinde uzaklardan sesler getiren bir radyo-pikap duruyordu.

Şakire çocuklarına bakıp gülümsüyordu.

Gülfem ayıcığını kucağına almış…

Firuze kendi oyuncağına sarılmış…

Bir köşede kırmızı ayakkabılar…

Bir başka yerde kırmızı palto…

Ve evin içinde radyodan yayılan ses…

Bütün bunlara baktığında Memduh’un Almanya’da geçirdiği günlerin boşa gitmediğini düşünürdü.

Çok çalışıyordu.

Çok yoruluyordu.

Ailesinden uzakta kalıyordu.

Ama kazandığı parayla ailesine küçük de olsa mutluluklar taşıyabiliyordu.

Onun için asıl zenginlik buydu.

Çocuklarının gözlerindeki sevinç…

Şakire’nin yüzündeki tebessüm…

Evlerinin içinde duyulan çocuk sesleri…

Ve birlikte geçirilen kısa zamanlar…

Tepkiniz Nedir?

like

dislike

love

funny

angry

sad

wow

AYŞE KÜÇÜKIŞIK Ayşe Küçükışık Yazar • Şair • Editör “Her yazarın kaleminin ardında bir yaşam hikâyesi vardır. Ayşe Küçükışık’ın yazarlık yolculuğu da çocukluk yıllarında başlayan bir hayalin, engellere rağmen vazgeçmeyen bir azmin ve yıllar boyunca süren üretme tutkusunun hikâyesidir.” Ayşe Küçükışık, 05 Mayıs 1972 tarihinde Berlin’de çalışmak üzere Almanya’ya giden bir Türk işçi ailesinin çocuğu olarak doğdu. Altı yaşına kadar Berlin’de yaşadı. Daha sonra ailesiyle birlikte Türkiye’ye dönerek ilk ve orta öğrenimini Mersin’de tamamladı. İşitme güçlüğü nedeniyle eğitim hayatında çeşitli zorluklar yaşadı ve lise ikinci sınıfta örgün eğitimini bırakmak zorunda kaldı. Ancak bu engeller, yazmaya olan ilgisini ve üretme azmini azaltmadı. Yazarlık yolculuğuna, ortaokul yıllarında katıldığı bir hikâye yarışmasıyla ilk adımını attı. Kaleme aldığı hikâye önce okul birincisi, ardından il birincisi seçildi. Öğretmenleri tarafından iller arası yarışmada temsil edilmesi için girişimlerde bulunulsa da ailesinin izin vermemesi nedeniyle bu önemli fırsata katılamadı. Yaşadığı hayal kırıklığı, onda vazgeçmek yerine yazmaya daha sıkı sarılma isteği uyandırdı. Bu süreçten sonra ailesinden gizli şiirler yazmaya başladı. Şiirleri 90’lı yıllarda “Eda Alaş” mahlasıyla Mersin’deki çeşitli radyolarda yayımlandı ve dinleyicilerden ilgi gördü. Bir radyo kanalından çalışma teklifi almasına rağmen ailesinin izin vermeyeceğini düşündüğü için bu teklifi değerlendiremedi. Buna rağmen yazmaktan hiç vazgeçmedi; yaşadığı her deneyimi kalemine taşıdı. Şiir, öykü, deneme ve roman türlerinde eserler veren Ayşe Küçükışık, insanın iç dünyasını, yaşamın izlerini ve toplumsal konuları içten bir anlatımla ele almaktadır. Yazdığı 100’e yakın şiirin bir kısmı Fikir İzleri Platformu’nda ve diğer dijital platformlarda yayımlanmıştır. Ayşe Küçükışık'ın kaleme aldığı "Almanya Treni" adlı roman, 2010'lu yılların başında TRT tarafından düzenlenen bir senaryo yarışmasına gönderildi. Eserin konusu ilgi görmesine rağmen, senaryo teknik formatına uygun hazırlanmadığı için değerlendirme sürecini tamamlayamadı. Daha sonra Wattpad'de yayımlanan roman, zamanla hesabına erişim sağlanamaması nedeniyle uzun süre okurlardan uzak kaldı. Ancak yazarın yıllar önce sakladığı çıktılar ve notları, bu hikâyenin yeniden hayat bulmasını sağladı. Aradan geçen yıllarda ilk Türk işçilerinin Almanya yolculuğuna ilişkin araştırmalarını derinleştiren Ayşe Küçükışık, tanıklıklardan, tarihî kaynaklardan ve aile anlatılarından yararlanarak romanını yeniden ele aldı. Bugün “Almanya Treni”, ilk hâlinden çok daha kapsamlı, belgesel yönü güçlendirilmiş yeni versiyonuyla Fikir İzleri Platformu’nda bölüm bölüm yayımlanmaktadır. Tamamladığı ARDA adlı romanı da gerçek hayattan esinlenerek yazılmış olup Fikir İzleri Platformu’nda okurlarla buluşmuştur. Hâlen Fikir İzleri Platformu’nda editör olarak görev yapmakta, eserleri kişisel blogunda ve çeşitli dijital platformlarda okurlarla buluşmaktadır. Yazıları; kişisel blogu, Wattpad, Pinterest ve sosyal medya hesapları aracılığıyla geniş bir okur kitlesine ulaşmaktadır. Roman, şiir ve öykü çalışmalarını sürdürmekte; yaşanmış hayatları edebiyatın gücüyle geleceğe taşımayı amaçlayan eserler üretmeye devam etmektedir.