ALMANYA TRENİ 25. Cİ BÖLÜM -  KARA TREN

Bu makaleyi sesli dinleyebilirsiniz...

Bir somun ekmek... Bir parça beyaz peynir... Bir kutu konserve... Birkaç zeytin... Bir şişe su...

20 Ağustos 2026 - 18:29
 3  45
ALMANYA TRENİ 25. Cİ BÖLÜM -   KARA TREN

ALMANYA TRENİ 25. Cİ BÖLÜM - 

KARA TREN

Sirkeci Garı’nın dev saati sabahın ilk saatlerini gösterirken peron insan seliyle dolmuştu.

Kara tren, siyah gövdesi ve bacasından yükselen koyu dumanıyla rayların üzerinde sessizce bekliyordu.

Vagonların önünde ellerinde listeler bulunan görevliler, Almanya’ya gidecek işçileri tek tek kontrol ediyordu.

Memduh cebinden evraklarını dikkatlice çıkardı.

Görevli, pasaportuna ve çalışma belgelerine uzun uzun baktı.

Sonra başını kaldırıp kısa bir şekilde,

“Geçebilirsiniz.”

Dedi.

Memduh derin bir nefes aldı.

Artık geri dönüş yoktu.

Peronda farklı şehirlerden gelen yüzlerce insan vardı.

Kiminin elinde eski bir tahta bavul...

Kiminin sırtında çuval...

Kiminin koltuğunun altında annesinin ördüğü yün battaniye...

Her bavulun içinde birkaç parça elbise...

Bir çift ayakkabı...

Biraz yiyecek...

Ve yıllarca süreceğini kimsenin tahmin edemediği umutlar vardı.

Görevliler yolculuk boyunca dağıtılmak üzere küçük kumanyalar verdiler.

Bir somun ekmek...

Bir parça beyaz peynir...

Bir kutu konserve...

Birkaç zeytin...

Bir şişe su...

Memduh kumanyayı çantasına yerleştirirken aklına Şakire geldi.

“Şimdi o da çocukları kaldırmıştır.”

Diye geçirdi içinden.

Belki Gülfem avluda tavukların peşinden koşuyordu.

Belki Firuze annesinin kucağında uyuyordu.

Bu düşünce hem içini ısıttı hem de boğazını düğümledi.

Uzun ve keskin bir düdük sesi duyuldu.

Lokomotif ağır ağır homurdanmaya başladı.

Görevliler yüksek sesle bağırıyordu.

“Haydi...”

“Yerlerinize geçin!”

İşçiler bavullarını kucaklayıp vagonlara yöneldi.

Memduh ahşap basamaklardan çıkarak vagona girdi.

İçerisi düşündüğünden de kalabalıktı.

Tahta sıralar çoktan dolmuştu.

Koridorlarda bile insanlar ayakta bekliyordu.

Bazıları bavullarını yere koyup üzerine oturmuştu.

Memduh pencereye yakın küçük bir boşluk buldu.

Tahta bavulunu ayaklarının dibine bıraktı.

Tren sarsılarak hareket etti.

Önce yavaş...

Sonra biraz daha hızlanarak...

İstanbul geride kalıyordu.

Perondaki insanlar mendiller sallıyor, son kez el ediyordu.

Kimi sessizce ağlıyor...

Kimi dua ediyor...

Kimi ise sadece trene bakıyordu.

Memduh pencereye yaslandı.

Şehrin minareleri yavaş yavaş gözden kaybolurken cebindeki küçük Kur’an-ı Kerim’e dokundu.

Şakire’nin vedalaşırken söylediği söz kulaklarında yankılandı.

“Allah seni korusun.”

Saatler ilerledikçe vagondaki insanlar birbirleriyle konuşmaya başladı.

Yanındaki yaşlı adam elindeki ekmeği ikiye böldü.

“Al kardeşim.”

“Beraber yiyelim.”

Memduh teşekkür ederek ekmeği aldı.

Kısa süre sonra vagonda küçük sofralar kurulmuştu.

Bir köşede peynir dolaşıyor...

Başka bir yerde zeytin ikram ediliyordu.

Konserve kutularının kapakları açılıyor, herkes yanında getirdiğini paylaşmaya çalışıyordu.

Hiç kimse birbirini tanımıyordu.

Ama aynı kaderi paylaşacaklarını biliyorlardı.

Gece çöktüğünde vagonun içi iyice ağırlaştı.

Kömür dumanı açık pencerelerden içeri doluyor...

Ter kokusu, yemek kokusu ve trenin is kokusu birbirine karışıyordu.

Ne doğru dürüst uzanacak yer vardı...

Ne de rahat uyuyacak...

Kimi başını bavuluna yasladı.

Kimi dizlerini karnına çekerek oturduğu yerde uyumaya çalıştı.

Her fren sesinde herkes birbirine çarpıyor...

Her virajda tahta bavullar yer değiştiriyordu.

Memduh ise gözlerini kapatsa da uyuyamıyordu.

Aklı hep köydeydi.

Şakire şimdi ne yapıyordu?

Gülfem babasını soruyor muydu?

Firuze onu hatırlayacak kadar büyüyecek miydi?

Pencereden dışarı baktı.

Karanlığın içinde rayların sesi hiç durmadan devam ediyordu.

Tak... tak... tak...

Sanki tren yalnızca demir raylarda değil...

Her vuruşunda Memduh’u biraz daha gurbete taşıyordu.

Önlerinde daha iki günlük uzun bir yol vardı.

Ve o yolun sonunda...

Hiç bilmedikleri bir hayat onları bekliyordu.

Devam edecek...

Tepkiniz Nedir?

like

dislike

love

funny

angry

sad

wow

AYŞE KÜÇÜKIŞIK Ayşe Küçükışık Yazar • Şair • Editör “Her yazarın kaleminin ardında bir yaşam hikâyesi vardır. Ayşe Küçükışık’ın yazarlık yolculuğu da çocukluk yıllarında başlayan bir hayalin, engellere rağmen vazgeçmeyen bir azmin ve yıllar boyunca süren üretme tutkusunun hikâyesidir.” Ayşe Küçükışık, 05 Mayıs 1972 tarihinde Berlin’de çalışmak üzere Almanya’ya giden bir Türk işçi ailesinin çocuğu olarak doğdu. Altı yaşına kadar Berlin’de yaşadı. Daha sonra ailesiyle birlikte Türkiye’ye dönerek ilk ve orta öğrenimini Mersin’de tamamladı. İşitme güçlüğü nedeniyle eğitim hayatında çeşitli zorluklar yaşadı ve lise ikinci sınıfta örgün eğitimini bırakmak zorunda kaldı. Ancak bu engeller, yazmaya olan ilgisini ve üretme azmini azaltmadı. Yazarlık yolculuğuna, ortaokul yıllarında katıldığı bir hikâye yarışmasıyla ilk adımını attı. Kaleme aldığı hikâye önce okul birincisi, ardından il birincisi seçildi. Öğretmenleri tarafından iller arası yarışmada temsil edilmesi için girişimlerde bulunulsa da ailesinin izin vermemesi nedeniyle bu önemli fırsata katılamadı. Yaşadığı hayal kırıklığı, onda vazgeçmek yerine yazmaya daha sıkı sarılma isteği uyandırdı. Bu süreçten sonra ailesinden gizli şiirler yazmaya başladı. Şiirleri 90’lı yıllarda “Eda Alaş” mahlasıyla Mersin’deki çeşitli radyolarda yayımlandı ve dinleyicilerden ilgi gördü. Bir radyo kanalından çalışma teklifi almasına rağmen ailesinin izin vermeyeceğini düşündüğü için bu teklifi değerlendiremedi. Buna rağmen yazmaktan hiç vazgeçmedi; yaşadığı her deneyimi kalemine taşıdı. Şiir, öykü, deneme ve roman türlerinde eserler veren Ayşe Küçükışık, insanın iç dünyasını, yaşamın izlerini ve toplumsal konuları içten bir anlatımla ele almaktadır. Yazdığı 100’e yakın şiirin bir kısmı Fikir İzleri Platformu’nda ve diğer dijital platformlarda yayımlanmıştır. Ayşe Küçükışık'ın kaleme aldığı "Almanya Treni" adlı roman, 2010'lu yılların başında TRT tarafından düzenlenen bir senaryo yarışmasına gönderildi. Eserin konusu ilgi görmesine rağmen, senaryo teknik formatına uygun hazırlanmadığı için değerlendirme sürecini tamamlayamadı. Daha sonra Wattpad'de yayımlanan roman, zamanla hesabına erişim sağlanamaması nedeniyle uzun süre okurlardan uzak kaldı. Ancak yazarın yıllar önce sakladığı çıktılar ve notları, bu hikâyenin yeniden hayat bulmasını sağladı. Aradan geçen yıllarda ilk Türk işçilerinin Almanya yolculuğuna ilişkin araştırmalarını derinleştiren Ayşe Küçükışık, tanıklıklardan, tarihî kaynaklardan ve aile anlatılarından yararlanarak romanını yeniden ele aldı. Bugün “Almanya Treni”, ilk hâlinden çok daha kapsamlı, belgesel yönü güçlendirilmiş yeni versiyonuyla Fikir İzleri Platformu’nda bölüm bölüm yayımlanmaktadır. Tamamladığı ARDA adlı romanı da gerçek hayattan esinlenerek yazılmış olup Fikir İzleri Platformu’nda okurlarla buluşmuştur. Hâlen Fikir İzleri Platformu’nda editör olarak görev yapmakta, eserleri kişisel blogunda ve çeşitli dijital platformlarda okurlarla buluşmaktadır. Yazıları; kişisel blogu, Wattpad, Pinterest ve sosyal medya hesapları aracılığıyla geniş bir okur kitlesine ulaşmaktadır. Roman, şiir ve öykü çalışmalarını sürdürmekte; yaşanmış hayatları edebiyatın gücüyle geleceğe taşımayı amaçlayan eserler üretmeye devam etmektedir.