11. Bölüm & 12. Bölüm (ARDA)

Bu makaleyi sesli dinleyebilirsiniz...
2 Mayıs 2026 - 01:35
2 Mayıs 2026 - 01:35 ⏱ 8 dk Okuma Süresi
 8  65
11. Bölüm & 12. Bölüm (ARDA)

11. GÖZ DOKTORU

Elektrikçiden ayrıldıktan sonra Arda bir süre başıboş dolaştı. Şehrin sokakları, geceleri daha da soğuk görünüyordu. 

Bir bakkalın vitrininde “Eleman aranıyor.”yazısını görünce içeri girip, sessizce sordu: “Eleman aranıyor sanırım. Ben çalışabilir miyim?”

Bakkal yaşlı bir adamdı. Arda’yı süzdükten sonra: “Tamam delikanlı, sabah gel başla.”dedi.

Arda her gün tozlu yollardan siparişleri taşır, defter tutar ve gelen gidenle ilgilenirdi.

Bir gün sipariş listesinde yeni bir isim dikkatini çekti.

Dr. Kemal Yalın Göz Hastalıkları Uzmanı

Arda elinde küçük bir kese kağıdıyla merdivenleri ağır ağır çıktı.

Bakkal: “Doktora selam söyle, o çok iyi bir insandır.”demişti.

Kapıyı çaldığında içeriden hafif bir ses duyuldu:

“Geliyorum.”

Kapı açıldığında, beyaz gömleğinin kollarını dirseğine kadar sıvamış, gözlüğünün ardında dikkatli bir bakışla duran bir adam çıktı karşısına.

“Sen bakkaldan geldin demek.”dedi gülümseyerek.

“Evet,siparişleri getirdim efendim.”

Dr.Kemal Yalın paketi alırken Arda’nın yüzüne baktığında ne kadar düzenli ve temiz bir çocuk olduğunu farketti. 

“Kaç yaşındasın”

“On altı”

“Okula gitmiyor musun?

Arda: “Gitmiyorum.”dedi başını eğerek.

Doktor onun sesindeki hafif titremeyi farketti.

Bir süre sustular. Sonra, masanın üstünden bir bozukluk uzattı.

“Bu bahşiş senin, çay içersin.”

Arda teşekkür etti, gözleri parladı.

Doktor baktığında onun gözlerinde hayatın yükünü çok erken taşımaya başlamış bir çocuk gördü.

Bir kaç gün sonra Arda yine sipariş götürdü. Bu kez doktor onu kapıda bırakmadı.

“Gel bakalım, otur az.”

Masaya iki bardak çay koydu.

“Anlat bakalım sen neden okula gitmedin. Yoksa ailen mi göndermedi?”

Arda başından geçenleri tek tek anlattı. Babasından söz etti. Gözleri gün geçtikçe karardığını, artık evde çoğu işi yapamadığını söyledi…

“Keşke getirebilsem babamı.”diye söylendi. 

Sesi kısılmış, kelimeler birbirine karışmıştı.

Doktor sessizce dinledi. Sonra karar verir gibi başını kaldırdı.

“Getir onu.”dedi.

“Gözlerine ben bakayım. Masrafları ben hallederim.”

Arda önce şaşırdı sonra sadece: “Teşekkür ederim.”diyebildi.

O an bilmiyordu ama bu doktor, hayatının kısa bir bölümüne dokunacak ve içindeki iyiliğe dair inancını uzun süre yaşatacaktı.

Arda babasını almak için köye gitti. 

Otobüsten indiğinde köyün tozlu yollarına, eski evlerin çatılarına şöyle bir baktı. Bir an deprem gözünün önünde canlandı. 

Üç erkek kardeşinin koşarak yanına gelmesiyle kendine geldi. Hemen onları tek tek kucakladı. 

“Siz… Siz büyümüşsünüz!”dedi gülümseyerek. 

Evde anne ve babası Arda’yı görünce gözleri doldu. 

“Ne yaptın oğlum sen? Neden köyden ayrıldın?”

“Biz seni bırakmayacağız.”dedi babası. 

“Evde kal, bizimle ol.”diye ekledi annesi. 

Arda gülümsedi: “Boş verin şimdi bunları. Ben babamı almaya geldim.”diyerek doktoru ve olanları anlattı.

Ertesi gün Hayyam ile Arda yola çıktı. Yol uzun sürmüştü. Hayyam başını cama dayamış, gözlerini kapamıştı. Görmediği manzaraları hatırlamaya çalışıyordu sanki.

Doktor Kemal Yalın, onları kapıda karşıladı.

“Hoş geldiniz.”dedi gülümseyerek.

“Buyrun içeri geçin,yorulmuşsunuzdur.”

Hayyam’ın yüzündeki çizgiler yılların değil, karanlığın iziydi.

Arda sandalyeye oturmasına yardım ederken, doktor dikkatle izledi.

Muayenehane bir anda sessizleşti.

Doktor dikkatle muayeneye başladı. Işığı gözlerine tuttuğunda, derin bir iç çekti.

Uzun süre konuşmadı.

Arda nefesini tutmuştu.

Sonunda doktor lambayı kapattı, gözlüğünü çıkardı,gözlerinde hüzünle :

“Bir yıl önce gelseydi… belki kurtulurdu.

Kornea yeni yeni tükenmeye başlamış ama artık çok geç.

Arda’nın gözleri doldu ama ağlayamadı.

Hayyam hafifçe gülümsedi. Sanki oğluna: “Üzülme.”demek ister gibi.

Doktor onları yolcu ederken sessizce bir zarf uzattı.

“Bu yol masrafınızdan fazlası. Bir ay kadar idare eder. Lütfen kabul edin, gönlüm rahat etsin”

Hayyam başını eğdi, Arda konuşamadı. Teşekkür yerine sadece başıyla selam verdi.

Kapıdan çıkarken doktorun sesi geldi arkalarından:

“Işık bazen gözle değil, kalple görülür…

Bunu unutma Arda.”

          SESSİZ YOLCULUK

Arda babasıyla birlikte köy yoluna düştüğünde, otobüsün takıntısı içinde sessizliği bozan tek şey kalbinin atışıydı.

Hayyam pencere kenarında başını cama dayamış, uzaklara bakıyordu. Arda onun gözlerindeki karanlığı farkedebiliyordu ama konuşmak

O an Arda düşündü: “Bazen bir umut bile geç kalınca, hayat değişiyor…

Her şey sessizce kayıp gidiyor.”

Arda babasının yüzüne bakmak istemedi. Gözleri doluyordu ama kimseye göstermemek için başını öne eğdi.

Evdeki odasına çekildi, sessizce oturdu. Ellerini dizlerinin üstünde bastırdı, uzun uzun düşündü.

“Hayat bu kadar adaletsiz olabilir mi?

Doktor her şeyi söyledi ama…

 Yine de bir parça umut vardı o da kayıp gitti ...”

Günler geçti. Arda yavaş yavaş kendine geldi.

Bakkalda çalışmaya devam etti,eski düzenini sürdürmeye çalıştı ama içindeki sessizlik artık daha derindi.

“Işık bazen gözle değil, kalple görülür.”doktorun bu sözleri her adımında karanlığa rağmen ilerlemesini sağlayacak küçük bir güç oldu.

12. KUŞ ADASI

Arda sabahın erken saatlerinde rafları düzenlerken dükkana bir kaç müşteri girdi. Orta yaşlı, kısa boylu adam elindeki gazete kağıdını göstererek “Kuş Adası’nda bir otel komi arıyor hem de dolgun maaşla. Bence sen de git evlat.”dedi.

Arda umursamadı : “Teşekkür ederim ama ilgilenmiyorum.”

Adam gülümsedi, ısrarcıydı: “Denemeden bilemezsin. Git, gör bak nasıl hayatın değişecek. Millet otelde turistlerin verdiği parayla köşeyi dönüyor.”

Arda kendi kendine düşündü, belki de hayatı değişebilirdi.

Bakkalla da vedalaşıp ertesi gün yola düştü.

Otobüsten indiğinde otelin parlak mermerleri ve sahil manzaralı balkonları Arda’yı büyüledi ama mutfak kapısından içeri adım attığında gerçek çok farklıydı.

Büyük Kazanlarda çeşit çeşit yemekler pişerken, tencereler tıkırdıyor, garsonlar telaşla tabak taşıyor, aşçılar bağırıyordu.Bir masa tarafında tatilciler yüksek sesle içki içiyor, başka bir masada kavga edenler varken otelin başka bir köşesinde eğlenen insanlar vardı. Bazı çalışanlar Arda'ya alaycı bakışlar atıyordu.

“Yeni mi geldin?”dedi biri, gözlerini Arda’dan ayırmadan.

Arda başını salladı, sessizce mutfağı gözlemledi. İlk işi masaları düzenlemek ve siparişleri takip etmekti. Her tabak, çatal ve peçete dikkatle yerleştirilmeli, siparişler eksiksiz alınmalıydı.

Patron sert bir sesle bağırdı: "Çabuk ol! Tatilciler bekliyor!"

Arda tabakları hızlıca ama yanlış yere koydu . Bir garson alay etti: “Acemi, hâlâ öğrenemedin mi? "Arda derin bir nefes aldı, özür diledi ve sessizce işine devam etti.

İçinden : “Sabırlı ol, kavga etme.”dedi kendi kendine.

Arda daha sonra aşçının isteğiyle sebzeleri doğrayıp, tabakları hazırlamaya başladı.

" Soğanları getir, patatesleri soy!"dedi aşçı sert bir sesle.

Saatler uzadıkça Arda hem bedenen hem de psikolojik olarak yoruldu. Molalar kısa, iş yoğun ve hatalara tahammülsüzlük vardı.

Akşam üstü tatilciler arasındaki bir kavga mutfağın önüne taştı. Garsonlar koşturuyor, Arda tabakları dikkatle taşıyor ve ortamı gözlemliyordu. Kavga edenler masaları devirip bağırıyordu.

Gün boyu mutfak sürekli kirleniyor, yağlı ve kirli bulaşıkları yıkamak çok zordu.

Patron da işçi kıymeti bilmiyor, sürekli işçilere bağırıyordu.

On beş çalıştı ama anasından emdiği süt burnundan geldi.

Daha fazla dayanamayarak İzmir’e geri döndü.

Tepkiniz Nedir?

like

dislike

love

funny

angry

sad

wow

AYŞE KÜÇÜKIŞIK Ayşe Küçükışık Yazar • Şair • Editör “Her yazarın kaleminin ardında bir yaşam hikâyesi vardır. Ayşe Küçükışık’ın yazarlık yolculuğu da çocukluk yıllarında başlayan bir hayalin, engellere rağmen vazgeçmeyen bir azmin ve yıllar boyunca süren üretme tutkusunun hikâyesidir.” Ayşe Küçükışık, 05 Mayıs 1972 tarihinde Berlin’de çalışmak üzere Almanya’ya giden bir Türk işçi ailesinin çocuğu olarak doğdu. Altı yaşına kadar Berlin’de yaşadı. Daha sonra ailesiyle birlikte Türkiye’ye dönerek ilk ve orta öğrenimini Mersin’de tamamladı. İşitme güçlüğü nedeniyle eğitim hayatında çeşitli zorluklar yaşadı ve lise ikinci sınıfta örgün eğitimini bırakmak zorunda kaldı. Ancak bu engeller, yazmaya olan ilgisini ve üretme azmini azaltmadı. Yazarlık yolculuğuna, ortaokul yıllarında katıldığı bir hikâye yarışmasıyla ilk adımını attı. Kaleme aldığı hikâye önce okul birincisi, ardından il birincisi seçildi. Öğretmenleri tarafından iller arası yarışmada temsil edilmesi için girişimlerde bulunulsa da ailesinin izin vermemesi nedeniyle bu önemli fırsata katılamadı. Yaşadığı hayal kırıklığı, onda vazgeçmek yerine yazmaya daha sıkı sarılma isteği uyandırdı. Bu süreçten sonra ailesinden gizli şiirler yazmaya başladı. Şiirleri 90’lı yıllarda “Eda Alaş” mahlasıyla Mersin’deki çeşitli radyolarda yayımlandı ve dinleyicilerden ilgi gördü. Bir radyo kanalından çalışma teklifi almasına rağmen ailesinin izin vermeyeceğini düşündüğü için bu teklifi değerlendiremedi. Buna rağmen yazmaktan hiç vazgeçmedi; yaşadığı her deneyimi kalemine taşıdı. Şiir, öykü, deneme ve roman türlerinde eserler veren Ayşe Küçükışık, insanın iç dünyasını, yaşamın izlerini ve toplumsal konuları içten bir anlatımla ele almaktadır. Yazdığı 100’e yakın şiirin bir kısmı Fikir İzleri Platformu’nda ve diğer dijital platformlarda yayımlanmıştır. Ayşe Küçükışık'ın kaleme aldığı "Almanya Treni" adlı roman, 2010'lu yılların başında TRT tarafından düzenlenen bir senaryo yarışmasına gönderildi. Eserin konusu ilgi görmesine rağmen, senaryo teknik formatına uygun hazırlanmadığı için değerlendirme sürecini tamamlayamadı. Daha sonra Wattpad'de yayımlanan roman, zamanla hesabına erişim sağlanamaması nedeniyle uzun süre okurlardan uzak kaldı. Ancak yazarın yıllar önce sakladığı çıktılar ve notları, bu hikâyenin yeniden hayat bulmasını sağladı. Aradan geçen yıllarda ilk Türk işçilerinin Almanya yolculuğuna ilişkin araştırmalarını derinleştiren Ayşe Küçükışık, tanıklıklardan, tarihî kaynaklardan ve aile anlatılarından yararlanarak romanını yeniden ele aldı. Bugün “Almanya Treni”, ilk hâlinden çok daha kapsamlı, belgesel yönü güçlendirilmiş yeni versiyonuyla Fikir İzleri Platformu’nda bölüm bölüm yayımlanmaktadır. Tamamladığı ARDA adlı romanı da gerçek hayattan esinlenerek yazılmış olup Fikir İzleri Platformu’nda okurlarla buluşmuştur. Hâlen Fikir İzleri Platformu’nda editör olarak görev yapmakta, eserleri kişisel blogunda ve çeşitli dijital platformlarda okurlarla buluşmaktadır. Yazıları; kişisel blogu, Wattpad, Pinterest ve sosyal medya hesapları aracılığıyla geniş bir okur kitlesine ulaşmaktadır. Roman, şiir ve öykü çalışmalarını sürdürmekte; yaşanmış hayatları edebiyatın gücüyle geleceğe taşımayı amaçlayan eserler üretmeye devam etmektedir.