13. Bölüm & 14. Bölüm (ARDA)

Bu makaleyi sesli dinleyebilirsiniz...
3 Mayıs 2026 - 20:00
3 Mayıs 2026 - 20:00 ⏱ 7 dk Okuma Süresi
 7  61
13. Bölüm & 14. Bölüm (ARDA)

13. YENİDEN İZMİR

Arda uzun bir yolculuktan sonra yeniden İzmir’e geri dönmüştü ama bu dönüş ne umut ne de sevinç taşıyordu içinde.

Bakkaldaki işinden kendi isteğiyle ayrılmış, sonra da pişman olmuştu. Geri dönmeye utanıyordu: “Ne yüzle gideceğim oraya?”diye kendi kendine söyleniyordu.

Ablasına gitmeyi düşündü ama eniştesinin soğuk tavırlarını, laf sokmalarını hatırladıkça içi daraldı. Amca oğluna gitse, onların evleri bir mutfak ile bir odadan ibaretti zaten yatacak yer yoktu evde .

Kimseye bir şey demeden Alsancak’ta İzmir Fuarında ağaçların diplerinde, banklarda yatmaya başladı.

Geceleri sokak lambalarının sarı ışığı altında İzmir’in nemli havasını içine çekerken karnı çoğu zaman aç olurdu ama yorgunluk açlığını bastırıyordu.

Yıldızlara baktıkça annesi aklına gelirdi.

“Dikkat et kendine Arda.”derdi annesi. Şimdi o söz, rüzgarla birlikte kulağında yankılanıyordu.

Bir gece,başını kolunun üzerine koymuş, uyumaya çalışırken yanına iki adam geldi.

Biri omzuna dokunarak:

“Şişşt delikanlı neden burda yatıyorsun?”

Arda başını kaldırmadan, kısık bir sesle cevap verdi:

“Evim yok.”

Adam şaşırdı:

“Nasıl yani, hiç mi evin yok?”

“Memleketten geldim.”

“Kalacak yerin yok mu?”

“Yok.”

“Akraban falan da mı yok burada?”

Arda kısa bir duraksamadan sonra:

“Yok.”dedi.

Gerçi arada amca oğluna gidip yıkanıyor, karnını biraz doyuruyordu ama utanıyordu söylemeye.

Adamlar durumuna üzüldüler.

“Bu çocuk burda donacak.”dedi biri.

Sonra durumu polise bildirdiler. Bir süre sonra bir devriye aracı geldi. Polisler yaşını sordular ve karakola götürdüler. Karakolda biri sıcak çorba getirdi.

“Aç mısın delikanlı?”diye sordu memurlardan biri. Arda sessizce başını salladı ve memurun uzattığı çorbayı içti.

Komser onsekiz yaşından küçük olduğunu öğrenince yumuşak bir sesle: “O sekizinden küçükmüşsün. Seni ailene göndermemiz gerekiyor.”dedi.

Komser odasında sadece Arda ile Komser vardı. Komser cebinden para çıkarıp: “Şu köşedeki büfeden bana bir gazete alıp gelir misin?” deyince Arda olur anlamında başını salladı. Parayı alarak büfeye gitti.

Arda büfeye gidip Komserin gazete istediğini ve götürmesini söyledi. Büfeci Arda’ya:

“Sen götürür müsün?”deyince

Arda” “Benim acil işi çıktı. Buyrun gazetenin parası. Komser sizin bırakmanızı istedi." dedikten sonra ordan kaçtı. 

14. PASTANE

Arda geceyi yine dışarıda geçirmişti.

Sabah olunca şehrin kalabalığına karıştı.

İnsanlar telaşla oradan oraya koşturuyordu. 

Bir ara burnuna taze poğaça kokusu geldi. 

Başını kaldırdı. Köşe başında küçük bir pastane gördü. 

Camın arkasında tezgah dolusu sıcak börekler, simitler diziliydi.

Camda koskocaman harflerle “ELEMAN ARANIYOR.”yazıyordu. 

İçeri girdi. 

Pastanenin içinde un kokusu, yeni demlenmiş çayın buharınakarışıyordu. 

Tezgahın arkasında orta yaşlı bir adam vardı, beyaz önlüğü una bulanmıştı.

Arda utanarak eliyle camı işaret etti.

“Eleman arıyorsunuz sanırım. İsterseniz ben çalışabilirim.”

Adam baştan aşağı süzdü onu.

“Dürüst bir çocuğa benziyor.”diye mırıldandı.

“Daha önce çalıştın mı?”

“Evet bakkalda çalıştım. Taşımayı, silmeyi, toparlamayı bilirim.”

“Adın ne senin?”

“Arda.”

Adam kısa bir süre düşündü sonra gülümsedi. 

“Madem öyle, bu gün şanslı günündesin.

Elemanlardan biri hastalandı. Başla bakalım, görelim nasıl çalışıyorsun .”

Arda’nın yüzü aydınlandı. 

“Gerçekten mi?”

“Gerçekten. Hadi bakalım önlüğü tak.”

Arda bir an aynadaki yansımasına baktı ;uzun zamandır ilk defa kendini bir yere ait hissediyordu. 

Bardakları taşıdı, masaları sildi, çöpleri topladı. 

Yoruldu… ama içi huzurla doldu. 

Akşam olunca pastane sahibi yanına gelerek:

“Fena çalışmadın delikanlı. Eğer istersen yarın da gel.”

“İsterim tabi ki isterim! 

Adam kasadan para çıkarıp uzattı :

“Bu da bu günün yevmiyesi. Hadi git biraz dinlen.”

Arda parayı avucunda sıkıca tuttu. 

İçinde uzun zamandır hissetmediği bir şey vardı: Güven.

O gece bir bankta değil, pastanenin arkasındaki küçük depoda, bir battaniye altında uyudu.

Pastane sahibi Mustafa usta, her zaman ki gibi erken gelmişti.

 Depo kapısının önünde bir hareket fark etti. Battaniyenin altına kıvrılmış bir çocuk…

Yaklaştı, yüzünü görünce tanıdı.

“Arda… Sen burda mı yattın oğlum?”

Arda panikle doğruldu.

“Ben… geç olunca eve gidemedim. Biraz dinleneyim dedim, uyuyakalmışım. Kusura bakmayın…”

Mustafa ustanın yüzü yumuşadı.

“Evim yok desen daha doğru olur değil mi?”

Arda başını öne eğdi. Sessizce başını salladı.

Usta derin bir iç çekti.

“Peki, madem öyle… Sen artık buranın çalışanının. Sokakta yatmak yok. Arka tarafta boş bir oda var orayı düzenleriz. Geceleri orda kalırsın.”

Arda şaşkınlıkla baktı.

“Gerçekten mi usta?”

“Gerçek ama söz ver. Dükkanı pırıl pırıl yapacaksın.”

O günden sonra Arda gündüzleri çalıştı, akşamları dükkanın temizliğini yaptı.

Bir gün ustanın hanımı Nermin hanım geldi. Camların parıltısına, her şeyin yerli yerinde oluşuna hayran kaldı.

“Mustafa bu düzeni kim sağladı böyle?”

“Yeni çocuk Arda. Geceleri de burada kalıyor. .”

“Evde de çok iş var. Bana da yardım edebilir aslında.”

Ertesi gün Nermin hanımın yanında tozları aldı, camları sildi daha sonra da bahçeyi süpürdü. Nermin hanım onu hep takdir etti.

“Senin gibisini görmedim oğlum. Maşallah elinin değdiği her yer ışıldıyor.

Bir cüzdanından kalın bir tomar para uzattı.

“Bu emeğinin karşılığı.”

Arda kabul etmese de parayı eline tutuşturdu.

 Böylece hem pastaneden hem ev işlerinden para kazanmaya başladı.

O parayla ilk kez kendine yeni kıyafetler aldı.

Zamanla biriktirdiği paralarla kendine bir arsa aldı, kendine küçük bir ev kiraladı.

Hayat her zaman ki gibi sürprizlerini saklıyordu.

Bir sabah dükkana geldiğinde ortalık karışıktı.

Nermin hanım ağlıyor, işçiler sessizce başlarını öne eğmiş duruyorlardı.

Arda donakaldı.

“Ne oldu?”

Nermin hanımın sesi titriyordu.

“Mustafa… Dün gece kalp krizi geçirdi.

 Kurtaramadılar Arda… ”

O an pastanenin bütün sıcaklığı, un kokusu, o sabahki ışık sanki bir anda soldu.

Arda’nın boğazı düğümlendi.

 Mustafa usta ona sadece patron değil, bir baba olmuştu.

Bir hafta sonra aile karar verdi. Nermin hanım başka şehre taşınacak, pastane kapatılacaktı.

Arda son kez içeri girdi.

 Masanın üstünde duran bardaklara, tezgahtaki tepsiye, duvardaki saate baktı.

“Hakkını helal et, usta…”

Dışarı çıktı.

Kepenkleri yavaşça indirdi.

Sanki bir dönem kapanmıştı. 

Tepkiniz Nedir?

like

dislike

love

funny

angry

sad

wow

AYŞE KÜÇÜKIŞIK Ayşe Küçükışık Yazar • Şair • Editör “Her yazarın kaleminin ardında bir yaşam hikâyesi vardır. Ayşe Küçükışık’ın yazarlık yolculuğu da çocukluk yıllarında başlayan bir hayalin, engellere rağmen vazgeçmeyen bir azmin ve yıllar boyunca süren üretme tutkusunun hikâyesidir.” Ayşe Küçükışık, 05 Mayıs 1972 tarihinde Berlin’de çalışmak üzere Almanya’ya giden bir Türk işçi ailesinin çocuğu olarak doğdu. Altı yaşına kadar Berlin’de yaşadı. Daha sonra ailesiyle birlikte Türkiye’ye dönerek ilk ve orta öğrenimini Mersin’de tamamladı. İşitme güçlüğü nedeniyle eğitim hayatında çeşitli zorluklar yaşadı ve lise ikinci sınıfta örgün eğitimini bırakmak zorunda kaldı. Ancak bu engeller, yazmaya olan ilgisini ve üretme azmini azaltmadı. Yazarlık yolculuğuna, ortaokul yıllarında katıldığı bir hikâye yarışmasıyla ilk adımını attı. Kaleme aldığı hikâye önce okul birincisi, ardından il birincisi seçildi. Öğretmenleri tarafından iller arası yarışmada temsil edilmesi için girişimlerde bulunulsa da ailesinin izin vermemesi nedeniyle bu önemli fırsata katılamadı. Yaşadığı hayal kırıklığı, onda vazgeçmek yerine yazmaya daha sıkı sarılma isteği uyandırdı. Bu süreçten sonra ailesinden gizli şiirler yazmaya başladı. Şiirleri 90’lı yıllarda “Eda Alaş” mahlasıyla Mersin’deki çeşitli radyolarda yayımlandı ve dinleyicilerden ilgi gördü. Bir radyo kanalından çalışma teklifi almasına rağmen ailesinin izin vermeyeceğini düşündüğü için bu teklifi değerlendiremedi. Buna rağmen yazmaktan hiç vazgeçmedi; yaşadığı her deneyimi kalemine taşıdı. Şiir, öykü, deneme ve roman türlerinde eserler veren Ayşe Küçükışık, insanın iç dünyasını, yaşamın izlerini ve toplumsal konuları içten bir anlatımla ele almaktadır. Yazdığı 100’e yakın şiirin bir kısmı Fikir İzleri Platformu’nda ve diğer dijital platformlarda yayımlanmıştır. Ayşe Küçükışık'ın kaleme aldığı "Almanya Treni" adlı roman, 2010'lu yılların başında TRT tarafından düzenlenen bir senaryo yarışmasına gönderildi. Eserin konusu ilgi görmesine rağmen, senaryo teknik formatına uygun hazırlanmadığı için değerlendirme sürecini tamamlayamadı. Daha sonra Wattpad'de yayımlanan roman, zamanla hesabına erişim sağlanamaması nedeniyle uzun süre okurlardan uzak kaldı. Ancak yazarın yıllar önce sakladığı çıktılar ve notları, bu hikâyenin yeniden hayat bulmasını sağladı. Aradan geçen yıllarda ilk Türk işçilerinin Almanya yolculuğuna ilişkin araştırmalarını derinleştiren Ayşe Küçükışık, tanıklıklardan, tarihî kaynaklardan ve aile anlatılarından yararlanarak romanını yeniden ele aldı. Bugün “Almanya Treni”, ilk hâlinden çok daha kapsamlı, belgesel yönü güçlendirilmiş yeni versiyonuyla Fikir İzleri Platformu’nda bölüm bölüm yayımlanmaktadır. Tamamladığı ARDA adlı romanı da gerçek hayattan esinlenerek yazılmış olup Fikir İzleri Platformu’nda okurlarla buluşmuştur. Hâlen Fikir İzleri Platformu’nda editör olarak görev yapmakta, eserleri kişisel blogunda ve çeşitli dijital platformlarda okurlarla buluşmaktadır. Yazıları; kişisel blogu, Wattpad, Pinterest ve sosyal medya hesapları aracılığıyla geniş bir okur kitlesine ulaşmaktadır. Roman, şiir ve öykü çalışmalarını sürdürmekte; yaşanmış hayatları edebiyatın gücüyle geleceğe taşımayı amaçlayan eserler üretmeye devam etmektedir.