ÇÖPTEKİ IŞIK

Bu makaleyi sesli dinleyebilirsiniz...

Bazı kapılar üzerine kilitlendiğinde dünya senin evin olur ama sokaklar her zaman göründüğü gibi merhametli değildir. Bu hikaye ayaküstü bir sohbette duyduğum bir kaç cümleden ve o cümlelerin içimde uyandırdığı sızıdan yola çıkılarak yazılmıştır.

8 Haziran 2026 - 14:06
8 Haziran 2026 - 14:06 ⏱ 4 dk Okuma Süresi
 0  25
ÇÖPTEKİ IŞIK

​ 1.BÖLÜM :Kilitli Kapılar 

On altı yaşında, ruhu bedeninden çok daha yaşlı bir gençti Ali. Annesi Bulgar göçmeniydi; ondan geriye kalan tek şey, zihninde yankılanan yarım yamalak bir ninni ve tenine yapışmış o eski, solmuş sarı yün hırkaydı. Annesi ölünce babasının hayatına giren o yabancı kadın, Ali’yi bir evlat değil, sökülüp atılması gereken bir fazlalık gibi görmüştü. O gün, babasının kapı eşiğindeki dilsiz ve sağır duruşu, Ali’nin çocukluğunun üzerine kilitlenen en ağır kapıydı. On bir yaşındaki bir çocuğun omuzlarına koca bir şehri yükleyip, onu sahipsiz sokaklara bırakmışlardı.

   Beş yıl... Dile kolay, tam beş koca yıl geçti o köprü altlarında. Parkların ıssız bankları, geceleri canavara dönüşen karanlık köşeler Ali’nin gerçek okulu olmuştu. Akran zorbalığının sert yumruklarından, kuytularda pusuya yatmış o kirli ellerden şans eseri sıyrılmıştı. Dilenci çetelerinin eline düştüğünde, "Avuç açmam!" dediği için yediği her darbe, aslında onun onuruna attığı birer imzaydı. Kaçmayı başardığında, artık sadece bir çocuk değil, hayata karşı tek başına direnen bir firariydi.

  Geceleri, şehrin atıklarını birer hazine gibi kağıt arabasına doldururken karnını doyurmaya çalışıyordu. Ama onun asıl açlığı ekmeğe değil, bilgiye idi. Kazandığı her üç beş kuruşla, sahaf köşelerinden ya da çöplerden kurtardığı o kenarı yanık açık öğretim kitaplarını alırdı. O kitaplar; geceleri kartonların üzerinde ona yastık, gündüzleri ise karanlık tünelinin ucundaki ışıktı. İçtiği bir yemin vardı: Okuyacak, başaracak ve o gün kapıyı üzerine kapatan babasının karşısına, yıkılmamış bir dev gibi dikilecekti.

  Kasım ayazının cam gibi kestiği bir sabah, annesinin hırkasına daha sıkı sarılarak uyandı. Yanında, sayfaları nemden birbirine yapışmış "Sosyal Bilgiler" kitabı duruyordu. Dün gece bir vitrin ışığının altında altını çizdiği o satırlar, zihninde umut ninnileri fısıldıyordu. 

  Çekçekli arabasını caminin arkasına park etti. Şadırvanın buz gibi suyunu yüzüne çarparken, ellerindeki o kağıt karasını, hayatın isini temizlemek ister gibi ovuşturdu. Bugün sınav günüydü. Cebinde, bir hafta boyunca boğazından kısarak biriktirdiği o kutsal sınav harcı ve çöpten bulup özenle açtığı iki kırık kalem ucu...

​ Sınav merkezine doğru yürürken, parkın kuytu bir köşesinde, sırt çantalarını yere atmış, gözleri korkuyla etrafı süzen iki çocuk gördü. Evden kaçtıkları her hallerinden belliydi. Ali durdu. Kendi on bir yaşındaki halini gördü o gözlerde. Yaklaştı, sesi rüzgârda çatallaşmış ama bir o kadar da vakur bir tonla konuştu:

"Bakın abilerim," dedi. "Bu sokaklar gece olunca canavara dönüşür. Gidin, annenizin dizine çökün. Aç kalın ama yastığınız taş olmasın. Okuyun... Benim gibi çöpten hayat devşirmeyin, kalem tutarak kazanın istikbalinizi. Siz siz olun, evinizi sakın terk etmeyin."

Cebindeki son simidi onlara uzatırken, aslında kendi geçmişine bir sadaka veriyordu. Sınav salonuna girdiğinde, marka kıyafetli yaşıtlarının arasında; elleri morarmış, hırkası yamalı bu genç bir yabancı gibiydi. Ama Ali, o kağıtlara sadece doğru şıkları işaretlemiyordu; her bir işaretleme, o üvey annenin bakışına bir cevap, babasının sessizliğine bir haykırıştı.

Sınav çıkışı tekrar kağıt arabasının koluna yapıştığında, gökyüzüne bakıp içinden fısıldadı: "Görüyorsun değil mi anne? Ben hâlâ buradayım. Ben okuyorum. Sokaklar beni yutamadı, ben sokağı yendim!"

Tepkiniz Nedir?

like

dislike

love

funny

angry

sad

wow

İlkim MK Mısralarda huzur, hikâyelerde hakikat arayan; kalemini vicdanın ve özlemin emrine vermiş bir yazar. Geçmişin izlerini geleceğin satırlarına taşıma gayretinde bir edebiyatsever.