Yol Hikayesi

Fikir İzleri dergisi 5.sayı da yer alan hikayem

Mart 2, 2026 - 21:24
Mart 8, 2026 - 12:27
 0  5
Yol Hikayesi

YOL HİKÂYESİ

ÖZGÜR URTEKİN

Hüzünler ve mutluluklar arasına gizlenmiş bir zaman dilimidir yaşam. Büyük mücadelenin yanı sıra güçlü olmayı, güçlü kalabilmeyi de içinde barındırır. İnsan, yere düştüğünde kalkmayı bilmeli mesela. Vücudundaki yaraların iyileşip kabuk bağlamasına izin vermeli; bu defa olduğundan daha sağlam basmalı. Bir bakıma küllerinden yeniden doğmalı. Daha kuvvetli, daha cesur, adımlarından çok daha emin yürümeli. Tökezlediğinde biraz sallanmalı belki ama düşmemeli... Her zorluk onu daha da güçlendirmeli.

Yeliz de bunun kendisi için böyle olduğunu hissediyordu. Yaşadığı her olaydan sonra kırılgan yüreği sanki biraz daha taşlaşıyordu. Ya da okuduğu o şiirdeki gibi, yüreğine ateşten bir kor düşmüştü. Kim bilir, belki sönüp yok olacaktı; belki de yeniden alev alacaktı.

Gün henüz yeni ağarmaya başlamıştı. Trenin gelme saatinin yaklaştığını, duvarda asılı dijital panodan görüp tedirgin bir şekilde etrafı inceledi. Ardından kenardaki banka usulca oturdu. Görünmez olmaya çalışır gibi bir hali vardı. Metal bankın soğuk yüzeyi içini ürpertti. Diğer uçta oturan genç kadına dönüp, ikinci vagon için doğru yerde bekleyip beklemediğini sordu. Genç kadın, dikkatle okumakta olduğu ders notlarından başını kaldırdı; gözlerinin içine bakarak tek bir kelime etmeden doğru yeri işaret etti ve kenarı yıpranmış kâğıdı kaldığı yerden okumaya devam etti. Kadının dikkatini dağıtmış olmanın verdiği rahatsızlıkla bir süre gözlerini tren raylarına dikti. Oldukça bakımsız olan metal yığınına bakarken, dün gece yaşadıklarını düşündü. O ana geri döndü, bir anlığına da olsa. İstemsizce gözleri doldu. Ağlamak, şu an yapmak isteyeceği son şeydi. İnsan kaderini yeniden yazabilir miydi? Kendi duygu ve düşüncelerini nasıl görmezden gelebilirdi.Kendini anlayamazsa, başkalarına nasıl iyi gelebilir, nasıl yardımcı olabilirdi?

Birkaç dakika sonra, uzun boylu, koyu renk saçlı genç bir delikanlı bankta yanına oturduğunda düşüncelerinden sıyrılıp gerçek hayata döndü. Gencin hızlı kalp atışların ve nefes alışverişini duymaktan rahatsız olmuştu; trene yetişebilmek için acele ettiği belliydi. Sağ ayağını sürekli salladığı için  uyarmak istedi. Ama çoğu zaman yaptığı gibi susmayı tercih etti. Tartışma çıksın istemiyordu. Tam o sırada, ellili yaşlarının ortalarında olduğunu tahmin ettiği kadın, eski bir İstanbul Hanımefendisi edasıyla önlerinden geçti. Yeliz, arkasından bir süre bakakaldı. Açık renk yakası ve kol uçları kürklü kaşe kabanının altına giydiği dizlerinin altında biten kahverengi deri sivri topuklu çizmelerinin yürürken çıkardığı ses, kulakları bir süre daha çınladı.

Trenin perona gelmekte oldu anons edildiğinde, gözlerini kadından ayırdı. Valizinden destek alarak ayağa kalktı. Elindeki yıpranmış küçücük valize tüm eşyalarını sığdırmayı başarmıştı. İnsan, istediği zaman "olmaz" denileni olur kılabiliyordu. Trenden inen yolcuları beklerken, sanki hayatında bir dönem kapanıyor, yeni bir kapı aralanıyordu. Kapının yanındaki kolu tutup basamaktan yukarı çıkarken geriye dönüp son bir kez baktı. Yarım kalmış bir şeyler varmış gibiydi.

Valizi zorlanarak başının hemen üstündeki rafa yerleştirdi. Ardından pencere kenarındaki yerine oturdu. Kapalı olan perdeyi açtığında, trene yetişme telaşındaki insanları gördü. İnsanoğlunun ömrü, hep bir yerlere yetişme, hep bir şeyleri tamamlamaya çalışma telaşıyla geçiyordu. Yol boyunca yıkık, köhne evlerden oluşan köyler; yemyeşil ormanlar; bazen sarp kayalık dağlar, bazen de kıvrıla kıvrıla akan nehirler eşlik etti ona. Sanki uzak bir yere değil de kendi içine doğru yol alıyordu.

İş başvurusu için gelen cevap mailini bir süre korkudan açamamıştı. Açtığında ise doğru okuyup okumadığına emin olmak için defalarca sesli okumuştu. Kabul edildiği, ekteki evrakları hazırladıktan sonra işe başlayabileceği yazıyordu. Belki de hayatında ilk kez, tek başına bir şey başarmanın mutluluğunu yaşıyordu. Büyük şehirde yaşama fikri içine biraz korku salsa da aldığı karardan mutluydu. Sadece anne ve babasından uzakta olmak hoşuna gitmiyordu. Nişanlısı tarafından aldatıldığını gözleriyle gördükten sonra, onunla aynı şehirde yaşama fikri artık ona ağır gelmişti. Bu radikal kararı biraz da bu yüzden almıştı. Bir şeyleri değiştirmeliydi. İnsanları, olayları ve duyguları değiştiremediğini fark ettiğinde de yaşadığı şehri değiştirmeye karar vermişti...

Eğer kalsaydı, (eski) nişanlısı ile ortak arkadaş ortamlarında karşılaşma ihtimali çok fazlaydı. Yerleşip bir düzen kurduktan sonra, anne ve babasından yanına gelmelerini isteyebilirdi. Düşüncelere daldığı sırada, hafifçe uykuya dalmıştı. Uyandığında, yanında oturan orta yaşlı beyefendinin indiğini; okumakta olduğu kitabı ise koltukta bıraktığını fark etti. Saatine bakıp ne kadar uyuduğunu anlamaya çalıştı ama tam hesaplayamadı. Gözü yeniden kitaba kaydı. Son dönemde İngiltere'de en çok okunan kitaplar arasına girmeyi başarmıştı bu eser. Yazarı ise yıllar önce aramızdan ayrılmıştı. Ne garip bir dünyaydı...

İneceği durak yaklaştığında, geldiği heybetli şehre baktı. En son küçücük çocukken, bir okul gezisinde gördüğü bu devasa şehir daha da büyümüştü; her yerde gökdelenler yükseliyordu. Çocukluğundan hatırladığı o güzel şehirden eser kalmamış gibiydi. İnsanlar gibi kentler de zamanla değişiyordu...

Tepkiniz Nedir?

like

dislike

love

funny

angry

sad

wow

Özgür URTEKİN 1974 yılinda doğdum.Yazmak benim için bir yaşam biçimi.Bu güne kadar yayınlanmış üç kitabım var.Romantik tarzda kitaplar ve şiir yazmayı çok seviyorum.Küçük yaşlardan beri okumaya olan tutkum zamanla beni yazmaya yönlendirdi.Otuz yıl maliye teşkilatına hizmet verdikten sonra geçen yıl emekli oldum.Gezmeyi ve yeni yerler görmeyi çok seviyorum.Eşim ve kızlarımla dünyanın en güzel şehirlerinden biri olduğunu düşündüğüm İstanbulda yaşıyorum.