Yalova / Gezi Yazısı

Kasım 9, 2025 - 16:43
 0  68
Yalova / Gezi Yazısı

Bu Yalova’ya ilk gelişim değil; muhtemelen son da olmayacak.

Küçüklüğümden beri -Babamın işleri dolayısıyla- farklı ülkelere, farklı kıtalara, yeni şehirlerin kalabalığına ve kasabaların sessizliğine yolum düştü. Ama aralarında en sık geldiğim, artık bana “hoş geldin” bile demeye gerek duymayan şehir: Yalova oldu.

Ergenliğimin ilk zamanlarında keşfettiğim bu şehir, benim için ne İstanbul kadar yorucu, ne de uzak şehirler kadar meşakkatli. Tam kararında bir mesafe. “Siz başlayın, ben birkaç güne geliyorum,” diyerek İstanbul’un temposuna kısa bir ara verebildiğim kadar yakın.

Trafikten, gürültüden, bitmeyen e-postalardan kaçıp yeniden şarj olduğum; oksijenle, sessizlikle ve biraz da kendimle baş başa kalabildiğim o kaçış noktası.

Yalova benim için bir şehir değil de araya sıkıştırdığım bir huzur molası gibi.

Tatil herkesin karakter testidir. Kimisi bavuluna beş mayo, on plan sığdırır; kimisi yalnızca “sessizlik” arar. Benim içinse tatil: “kafam ağrımasın, başım şişmesin, kimse benden bir şey istemesin” şeklinde özetlenebilir bir ruh halidir. Bir yere yetişme telaşının olmaması, sabahın köründe alarm yerine kuşların öttüğü, “bugün hiçbir şey yapmasam da olur” hissidir.

İşte o hissi bana her defasında yaşatan yer burası. İstanbul’a döndüğümde hâlâ üzerimde hafif bir çam kokusu, cebimde birkaç taş, zihnimde ise bir sürü “iyi ki gelmişim” cümlesi kalıyor.

Yalova’nın kalbinde bir oksijen deposu var: Termal. Benim sabah ritüelim burada başlıyor. Şehirde alarm sesiyle uyanmaya alışmış bünyem, burada kuş sesleriyle ve hafifçe yükselen buharla uyanıyor. Dağın oksijenini ciğerlerinize çekerken, İstanbul’daki bütün egzoz borularını topluca affediyorsunuz… 

Yalova Termal Park’ta bir sabah koşu rotamı uzatıp Aşıklar Yolu’na girdim.

İsmi bile bir miktar duygusal sabotaj içeriyor zaten. Ağaçlar el ele vermiş gibi, yapraklar adımlarına eşlik ediyor, ortalıkta bir romantizm dalgası

Ben ise tek başıma yürüyordum.

İlk geçişimde biraz hızlandım; itiraf edeyim, yalnızlığımı yüzüme vuran bir güzellikti. Ama ikinci kez geçtiğimde fark ettim ki, orası illa iki kişiyle değil, kendinle el ele yürümek için de yapılmış bir yoldu. Kendime “seninle de güzelmiş” dedim.

Ve sonra… o mucizevi su. Yalova Termal Kaplıcalarının, 1911 yılında Roma'da yapılan kaplıcalar arası yarışmada “Suları En Şifalı Kaplıca” unvanının sahibi olarak altın madalya kazandığı şifalı sularına daldığınızda gerçekten de insan kendini sıcak suya değil, “yumuşaklığa” bırakmış gibi oluyor. Özellikle benim de konakladığım Thermal Saray Otel, bu deneyimi lüksle harmanlayarak, konfor sınavından tam notla geçiyor. Normalde üç gecelik bir konaklamayla gelmiştim ama suyun içindeyken aldığım her nefes “bir gece daha kal” dedi. Ben de dinledim.

Thermal Saray Otel, tam da benim aradığım dengeyi sunuyor: konforlu ama yapay değil, şık ama samimi. Odanızın penceresini açınca orman nefes alıyor, lobiye inene kadar en az üç görevli size nezaketle tebessüm ediyor. Ve sabahları misafirlerine sundukları açık büfe kahvaltı sayesinde kalpleri fethediyor… (Benim de kalbime giden yol sanırım midemden geçiyor.)

Yalova’da Gezilecek, Görülecek, Kaybolunacak Yerler

Yalova küçük bir şehir olabilir ama yapılacak şeyler konusunda “boyundan büyük işler” çıkarıyor.

Sudüşen Şelalesi: Adına yakışır bir serinlik. Fotoğraf çekmeye gidip, telefonunuzu ıslatmadan dönmeyi başarırsanız sizden iyisi yok.

Karaca Arboretumu: Bitkilerin CV’sini görmek isterseniz tam adres. Her ağaç “ben egzotiğim” diyor. 

Termal Park: Mide-göz-ayak suyunda şifa bulurken köşede papağanların sizinle fotoğraf çektirmeyi beklediği eşsiz bir doğal güzellik.

Ve tabiki benim favorim “Yürüyen Köşk.”

Atatürk’ün bir çınar ağacını kesmemek için köşkü raylar üzerinde kaydırdığı o hikayeyi ilk duyduğumda çok etkilenmiştim.

Köşkün önünde durup denize bakarken, hem geçmişin zarafetini hem doğaya duyulan saygıyı hissediyorsunuz.

Köşk yürümüş ama o zarafet Yalova’nın üzerine kalmış gibi...

Bazı yerlerden dönünce özlersiniz, Yalova’dan dönünce “yakında yine gelirim” dersiniz. Çünkü gerçekten gelirsiniz. Aynı gün içinde bile.

İstanbul’un karmaşasından sadece iki saatlik mesafede; dağın, suyun, kuşun, hatta papağanın bile size “sakin ol” dediği bir yer arıyorsanız, yönünüzü Yalova’ya çevirin derim.

Tepkiniz Nedir?

like

dislike

love

funny

angry

sad

wow

Fatma Betül Öztürk Editör / Köşe Yazarı