6 ŞUBAT-YÜREKLERE KAZINAN O GÜN

Takvim yaprakları ilerliyor ama bazı günler olduğu yerde kalıyor. 6 Şubat, yalnızca bir tarih değil; yarım kalan hayatların, eksik kalan hikâyelerin ve unutulması mümkün olmayan bir acının adı. Bu yazı, yıkımın ortasında kaybettiklerimizi, birbirimize tutunarak ayakta kalmayı öğrendiğimiz o uzun geceleri ve unutmamanın bir borç olduğunu hatırlatıyor.

Şubat 6, 2026 - 14:36
Şubat 6, 2026 - 22:42
 0  35
6 ŞUBAT-YÜREKLERE KAZINAN O GÜN

Bazı tarihler vardır; takvim yaprakları ne kadar ileri giderse gitsin, zihnimizde hep “dün” gibi kalır. Aradan yıllar geçer, mevsimler değişir, şehirler yeniden inşa edilir ama o gün, olduğu yerde kalır. Zaman ilerlerken 6 Şubat geride kalmaz; bizimle birlikte yürür. Takvimler bugün yine bu tarihi gösteriyor. Sabah gözlerimizi açtığımızda, göğsümüzün sol yanında tarif edilmesi zor, ağır bir taşla uyandık. Üç yıl önce yalnızca yer kabuğu sarsılmadı; hayatlarımızın dengesi de altüst oldu. Güvende olduğumuzu sandığımız duvarlar yıkıldı, alıştığımız düzen bir anda yok oldu.

O sabahın sessizliği hâlâ kulaklarımızda. Ne bir kuş sesi ne de alışık olduğumuz şehir uğultusu vardı. Sadece toz, soğuk ve belirsizlik… Havaya karışan beton kokusu, zaman geçse de zihnimizden silinmiyor. O gün sadece binalar yıkılmadı; hayatlarımızın en tanıdık köşeleri de çöktü. Çocukluğumuzun izlerini taşıyan sokaklar, ilk gençliğimizin anılarını saklayan dükkânlar, akşam sofralarında yankılanan kahkahalar sustu. Her bir kayıp, hayatımızdan kopan bir cümle gibiydi; bazıları yarım kaldı, bazıları ise bir daha tamamlanamayacak.

“Zaman her şeyin ilacıdır” derler. Ancak bazı yaralar vardır ki zaman onları iyileştirmez, sadece onlarla yaşamayı öğretir. Zaman, gideni geri getirmiyor ama acının ortasında neler yaptığımızı hatırlatıyor. Enkaz başında bekleyen gözleri, sabaha kadar süren sessiz umutları, tanımadığımız insanlarla paylaştığımız bir yudum suyu, bir tas sıcak çorbayı, bir battaniyeyi, bir sarılmayı… O karanlık kış gecesinde, birbirimize tutunarak ayakta kalmayı öğrendik. Dayanışmanın, korkunun önüne geçen en güçlü duygu olduğunu orada anladık.

Bugün Hatay’dan Adıyaman’a, Kahramanmaraş’tan Malatya’ya, Malatya’dan Gaziantep’e kadar aynı cümle yankılanıyor: Unutmadık.

Yarım kalmış bir fincan kahvenin soğuyan hatırını, enkaz altından çıkarılan bir oyuncağın sessizliğini, bir defterin sayfalarında kalan son notu ve “Sesimi duyan var mı?” nidâsındaki o inatçı umudu unutmadık.

Bunların her biri, kalbimizin en korunaklı yerinde duruyor. Çünkü unutmamak bir tercih değil, bir sorumluluk. Giden canlarımıza borcumuz; onları sadece rakamlardan ibaret görmemek, her birinin bir hikâyesi olduğunu hatırlamak. O yıkıntıların arasından filizlenen dayanışma ruhunu kaybetmemek, aynı acının bir daha yaşanmaması için daha dikkatli, daha vicdanlı bir toplum olmayı sürdürmek.

Bugün dualarımız gökyüzüne yükseliyor, sevgimiz ise toprağın altındaki o koca yüreklere ulaşıyor. Acımız sessiz ama yasımız derin ve kalıcı. Toprağa verdiğimiz her bir canın anısı, bu ülkenin hafızasına kazınmış en ağır dizelerden biri olarak yaşamaya devam edecek.

Başın sağ olsun güzel ülkem. Bir daha böyle bir sabaha uyanmamak dileğiyle… Unutmadan, unutturmadan, hatırlamaya ve hatırlatmaya devam edeceğiz.

Tepkiniz Nedir?

like

dislike

love

funny

angry

sad

wow

Dilek Paltun 1969 Eskişehir doğumlu Yüksek maden mühendisiyim. 25 yıllık iş hayatımı sonlandırarak emekli oldum. Çocukluğumdan beri süre gelen kitap okuma alışkanlığımla hikayeler yazmaya da başladım.