BÜLENT AKYÜREK

Şubat 8, 2026 - 20:00
 0
BÜLENT AKYÜREK

Onu anlatırken geçmiş zaman kipi kullanacağımı hiç düşünmezdim… “Yazardı” demek yakışmıyor ona. Çünkü yazmak onun için biten bir şey değildi; hâlâ süren bir hâl gibiydi. Bülent Akyürek yazarlığı bir unvan gibi taşımazdı. Bir duruştu. Bir inat, bir itiraz, bir iç dökümüydü onun için yazarlık. Metinlerinde hep bunu hissederdiniz. Öğretmezdi, vaaz vermezdi; yanınıza oturur, sigarasını yakar, “gel bir düşünelim” der gibiydi. Kimi zaman sertti, kimi zaman alaycı. Ama asla sahte değildi.

Onu anlatmaya “doğduğu yer”den ya da “kaç yaşında” olduğundan başlayamam. Bülent Akyürek, böyle anlatılacak biri değildi zaten. Edebiyatla ilgili yaptığı sayısız işi bir CV gibi anlatmak da istemiyorum. Zaten o da bundan hoşlanmazdı. Kendini şu cümlelerle tanıtmayı tercih ediyordu: “dokuz ay on gün içeride yattıktan sonra 28.11.1969 elazığ'da sabaha karşı hastahanede tahliye oldu.6 yaşında artık ağlamayacağını anlayınca siyasi hayatını sona erdirerek okula başladı.bir gün çalışma odasından petlas lastik sanayi a.ş'de işe başladı.halen ankara'da yaşıyor.çok yakında ameliyatla komik olacak.montu ve daktilosu var." (cinnetim cennetimdirden kitabından)

Kendi cümlelerimle tanıtmam gerekirse de şunu söyleyebilirim: Yazıyı yalnız bırakmadı. Yazarlığı bir vitrin süsüne çevirmedi. Genç kalemlerin elinden tuttu. Onları “parlatmak” için değil, yazıya dayanabileceklerini hissettirmek için destek oldu. Yazının bir sorumluluk olduğuna inanıyordu. En çok da cümle kurmanın bile bir ahlâk meselesi olduğuna...

İlk tanıştığımız o gün hâlâ aklımda; Kayaşehir’de bir yazarlık konferansındaydık, sahne onundu. Henüz 17 yaşındaydım. Geçen sene ilk romanımın basıldığını o gün ona söylemiştim. Gözlerindeki o içten gururu ve sıcak tebessümü hâlâ unutamam. Beni sahneye davet edip “17 yaşındaki Aleyna Tilki’yi müziğinden dolayı destekleyen bu halk, bu kızı iki kat fazla desteklemeli” demişti. Hiç tanımadığı bir genç kız için, hiç düşünmeden, tereddüt etmeden söz aldı. İlk defa “yazmak” birinin gözünde gerçekten değerliydi. İlk defa bir yazar, beni yazar gibi görmüştü.

Bugün onun vefat ettiğini öğrendiğimde, aklıma kitapları değil önce sesi geldi. Bana verdiği tavsiyeler hâlâ kulağımda. Çok süslü değildi. Büyük laflar etmezdi. Ama söylediği her şey, insanın içini dürten cinsten olurdu. Yazmaktan vazgeçme” demedi mesela. Zaten yazan biri vazgeçemezdi ona göre. 

Onun kaleminden bir cümle ile veda etmek istiyorum. “Herkes ölür ve ne ektiyse onu biçer. Nihayet kendisinden iyi kötü bir isim kalır.” Onun ardından kalan ise bir isimden fazlası: Raflarda birkaç kitap gibi durabilir ama asıl mirası, biz okurların altını çizdiği satır aralarında saklı. Zihnimizde yankılanan o sert ironisi.. Yer altından gelen o dürüst sesi.. Göze sokulmayan bilgeliği.. Gösterişsiz ama sarsıcı duruşu.. Ve biliyoruz ki bazı yazarlar toprağa sığamayacak kadar derindir. Onlar toprağa değil,, cümlelerine gömülürler…

Rahmetle

Tepkiniz Nedir?

like

dislike

love

funny

angry

sad

wow

Fatma Betül Öztürk Editör / Köşe Yazarı