BEN BURADAYIM

Bu makaleyi sesli dinleyebilirsiniz...

Kadın, hem kırılgan bir cam parçasıydı, hem de camı elinde tutan sağlam bir avuç. Hem masalın içindeki yalnız prenses, hem de kendi yolunu kendi çizen bir yolcu… Şehir, onun geçtiği sokaklarda fark etmeden değişiyor, her bir duvarın rengi biraz daha aydınlanıyor, belki

25 Şubat 2026 - 21:35
25 Şubat 2026 - 21:35 ⏱ 5 dk Okuma Süresi
 2  92
BEN BURADAYIM

                    BEN BURADAYIM

Kadın, geceden arta kalan sessizliğin içinden süzülerek uyandı. Odanın tavanında dolaşan gölgeler, sanki uykusundan kopup gelen rüyaların kırık kanatlarıydı. Perdenin kenarından sızan soluk ışık, yüzüne ürkek bir dokunuş bırakmıştı. Bu dokunuş. Yarı aydınlıkta kalmış bir hayat gibi, belirsiz ve derindi.

Saçları, gece boyunca yastığa emanet edilmiş sırlar gibi dağılmıştı. Her telinde, geçmişten bir fısıltı gizliydi: söylenememiş sözler, yarım bırakılmış vedalar, içe doğru akmış sevinçler… Kirpikleri titrerken, gözkapaklarının ardında hâlâ rüyaların buğusu dolaşıyordu. Her sabah uyandığında biraz daha ağır, biraz daha bilge bir doğum gibi hissediyordu. 

Pencereyi araladığında, içeri sabahın serin giriyor hava, tenine dokunduğunda görünmez bir el gibi ürpertiyordu. Görünmeyen fakat hissedilen bir el gibi. Sokaktan gelen sesler, taşlara çarpan adımlar, erken uyanmış kuşların incecik ötüşü, henüz tam açılmamış dükkân kapılarının gıcırtısı uzak bir masalın yankıları gibi geliyordu. 

Dünya, yavaşça uyanıyordu; 

Fincanına doldurduğu kahvenin buharı, sanki geçmişten kopup gelen anıların şekilsiz hayaletleri gibi yüzüne doğru yükseliyor buhar, Her yudumda, kalbinin içini biraz daha ısıtıyordu. O sıcaklık, yalnızca kahveden değil; hâlâ hayatta olmaktan, hâlâ hissedebiliyor olmaktan geliyordu. Boğazında ki düğümler bir sızı gibi duruyordu; Acı bile onda, zarif durmayı öğrenmişti.

Aynanın karşısına geçtiğinde, gözlerinde, uzun yolların yorgunluğu vardı. O yolları gerçekten yürümemişti belki; fakat her hayal, her hayal kırıklığı, insanın ruhunda gerçek bir iz bırakıyordu. Dudaklarının kenarında, eskiden kalma bir gülüşün gölgesi asılıydı. O gülüş, artık tam anlamıyla ortaya çıkmasa da, varlığını unutturmuyordu. Yüzünde, zamanın parmak izleri vardı; o izler, bir haritayı andırıyordu: Kaybolduğu yerler, bulduğu çıkışlar, cesaret ettiği uçurumlar…Üzerine giysilerini geçirirken, sanki bir zırh kuşanır gibi yapıyordu.İnce kumaşlar, dışarıdan bakıldığında onu kırılgan gösteriyordu; oysa içinde, rüzgârı yarıp geçen eski bir savaşçının kalbi vardı. Yaralarını inkar etmeden saklamayı öğrenmişti, Her yara, teninde değil, ruhunda gümüş bir dikiş gibi parlıyordu.

Kapıyı açıp her sokağa çıktığında, sesizce sokağın hafızasında yerini alıyordu şehir onu tanımıyormuş gibi.. Adımları kaldırım taşlarına dokunduğunda, her adım, yere bırakılmış küçük bir hatıra hissi uyandırıyordu. Rüzgâr saçlarını okşadığında sanki görünmeyen bir masal anlatıcısı, “devam et” der gibi kulağına fısıldıyordu. 

Kalabalığın arasından yürürken, kimi bakmadan, kimi kısa bir bakışla, kimi ise farkında bile olmadan yanından geçip gidiyordu. Kadın, kalabalığın içinde bir yalnızlık taşıyordu. Bu yalnızlık, boşluk değil de daha çok içi dolu bir yalnızlık gibiydi. İçinde anılar, özlemler, umutlar ve henüz yaşanmamış ihtimaller vardı. Kalabalıkta açan tek bir çiçek gibi duruyordu. Kimse ona özellikle bakmıyordu belki, ama rengiyle, kokusuyla, varlığıyla oradaydı. 

Bir an durup gökyüzüne baktı. Bulutlar, yavaşça süzülen devasa gemiler gibiydi; sanki başka masallara yol alıyorlardı. İçinden, adı konmamış bir dilek geçirdi. Ne bir mutluluk, ne de bir kurtuluş. Daha çok, “devam edebileyim” diye edilen bir duaydı. Yorula yorula yürüyebilmeyi diledi. Ve sonra yeniden yürüdü.

Kalbi, her adımda biraz daha ağırlaştı ama o ağırlığın içinde anlam vardı. Kadın, hem kırılgan bir cam parçasıydı, hem de camı elinde tutan sağlam bir avuç. Hem masalın içindeki yalnız prenses, hem de kendi yolunu kendi çizen bir yolcu…

Şehir, onun geçtiği sokaklarda fark etmeden değişiyor, her bir duvarın rengi biraz daha aydınlanıyor, belki bir pencerenin ardındaki yalnızlık biraz daha hafifliyordur diye düşünerek…. 

ve dünya, kadının varlığıyla, usulca, fark ettirmeden, biraz daha derinleşiyordu. 

               DİLEK SARIKAYA

Tepkiniz Nedir?

like

dislike

love

funny

angry

sad

wow