ERCİYES'İN FISILDADIĞI SIRLAR

Bu makaleyi sesli dinleyebilirsiniz...
14 Şubat 2025 - 11:03
14 Şubat 2025 - 11:03 ⏱ 5 dk Okuma Süresi
 0  758
ERCİYES'İN FISILDADIĞI SIRLAR

Erciyes, gökyüzüne uzanan bir ulu dağdır. Karlarla kaplı zirvesi, bulutları kucaklar; eteklerinde rüzgâr binlerce yılın hikâyelerini fısıldar. O, yalnızca bir dağ değildir. O, bir sığınak, bir bilge, bir zaman yolcusudur.

O gece Erciyes'in karanlığında bütün hayatını dağlara adamış biri vardı: Murat. 

Everest, Alpler, Kafkaslar… Her dağa tırmanır, bundan çok keyif alırdı ama bu gece Erciyes'te içinde bir huzursuzluk hissetti. Sanki tuhaf bir şey olacak gibiydi. Rüzgâr, sıradan bir rüzgâr değildi. Kar, sanki bir şeyi saklıyordu. Uyumak için çadıra çekildiğinde uyuyamadı, nefesi daralınca kendini dışarı attı. Erciyes'i aydınlatan Dolunay'ın ışığında bembeyaz parlayan birbirine sarılmış iki silüet gördü. Bir kadın ve bir adam. Murat'ın kalbi hızla çarptı. Bu yükseklikte insan bulunması pek mümkün değildi ama onların varlığı başka bir şeydi.

Tam o anda, rüzgârın içinde bir ses duydu:

"Ne aileler, ne savaşlar, ne düşmanlıklar…

Yalnızca aşk, sonsuz kalır."

Murat'ın dünyası yavaşça bulanıklaştı. Gözleri yeniden net görmeye başlayınca her yerin değiştiğini fark etti. Yıl 1800’lerin başlarıydı.

Kışın sert rüzgârları, dağın yamaçlarında yankılanırken, vadilerde eski çağların fısıltıları hâlâ duyulurdu. 

İşte o vadilerde, asırlardır anlatılan bir hikâye vardı. İki düşman ailenin çocukları, Kemal ve Dilruba'nın esrarengiz hikâyesi...

Vaktiyle, Erciyes’in eteklerinde iki büyük oba yaşardı:Alpkanlı ve Kızılhanlılar.Bir zamanlar kardeş gibi yaşayan bu iki halk, zamanla kin ve nefretle ayrıldı. Sular paylaşılmadı, topraklar bölüşülmedi, her doğan çocuk, diğer obaya düşman olarak yetiştirildi.Alpkanlıların oğlu Kemal, gözleri gecenin derinliği gibi karanlık, yüreği ateş gibi sıcak bir gençti. Kızılhanlıların kızı Dilruba ise narin mi narin, gözleri bahar yeşili, saçları vadilere yayılan buğday tarlaları gibi altın sarısıydı.Bir kış günü, kader onları Erciyes’in kucağında bir araya getirdi. Kemal, yaralı bir ceylanı takip ederken onu vadinin kuytusunda buldu. Ceylan, nazlı bir nefes alırken başında eğilen Dilruba'yı gördü. Kızın parmakları ceylanın başını okşuyor, sesi rüzgârdan bile daha yumuşak çıkıyordu."Sen de mi ceylanlar gibi korkuyorsun?” diye fısıldadı Kemal.Dilruba, başını hafifçe kaldırdı, gözleri onun gözlerinde kilitlendi. Bu, düşman belletilen bir yüz değil, kalbine işlenen bir yazgıydı."Korkmuyorum ama biliyorum ki biz hiçbir zaman bir arada olamayız.”

Ancak gönüller, yazgıyı dinler miydi? Onlar, Erciyes’in koynunda gizli gizli buluştular. Vadilerde aşklarını rüzgâra fısıldadılar, serçelerin şarkılarına sığındılar, yıldızları şahit tuttular. Ne var ki, Erciyes’in karı bile ateşten bir aşkı gizleyemezdi.

Bir gece, karanlık çöktüğünde, aileleri onların sır gibi sakladığı sevdalarını öğrendi. Öfkeleri, Erciyes’in fırtınaları gibi keskindi. Alpkanlılar kılıçlarını bileyledi, Kızılhanlılar mızraklarını kuşandı. İki oba, birbirine düşman olan iki dağ gibi çarpışmaya hazırlanıyordu.

Kemal ve Dilruba, son kez buluşmak için Erciyes’in doruklarına tırmandılar. Aşağıda, ateşler yanıyor, çığlıklar yükseliyordu.

“Gidip her şeyi anlatacağım,” dedi Kemal. “Ailelerimizi ikna edebiliriz. Eğer bu dağ asırlardır ayakta durabiliyorsa, biz de aşkımızı ayakta tutabiliriz.” Dilruba, üzgün bir ifadeyle başını iki yana salladı. “Onların gözünü düşmanlık bürümüş, duymak ve görmek istemezler ama belki, rüzgâr duyar. Belki, yıldızlar dileğimizi göğe taşır. Belki de Erciyes, bizden yana olur.”

Ve tam o anda, gökyüzü şiddetli bir gürültü ile yarıldı. Erciyes’in doruklarında bir fırtına koptu. Kar, öfke dolu rüzgârlarla savruldu, yıldırımlar göğe kazındı. Aşağıdaki obalar, bir lanetin üzerlerine çöktüğünü düşündü ve korkuyla geri çekildiler.

Fırtına dindiğinde, Kemal ve Dilruba'dan geriye sadece buzla kaplanmış kayalar kalmıştı. Ne bir ayak izi, ne bir ses… İkisi de Erciyes’in göğsüne karışmıştı.O günden sonra, Erciyes’in dorukları hiç erimeyen bir karla örtüldü. 

Derler ki, bulutlar dağın zirvesini sarınca, Kemal ve Dilruba'nın ruhları birbirine kavuşurmuş. Serçeler hâlâ onların şarkısını söyler, ceylanlar hâlâ doruklara bakarak iç çeker. Rüzgâr, her kış Erciyes’in doruklarında dolaşırken, eski bir fısıltıyı taşır durur: 

“Ne aileler, ne savaşlar, ne düşmanlıklar...

Yalnızca aşk, sonsuz kalır.”

Murat, bu sözü mırıldanarak gözlerini heyecanla açtı. Çadırındaydı. Bunlar bir rüya mıydı? Neler yaşamıştı böyle, kalbi çok büyük hüzünle kaplandı ve bir süre daha uzanarak gördüklerini düşündü. 

Tepkiniz Nedir?

like

dislike

love

funny

angry

sad

wow

Gökçem Elif Yolcu 1997 yılında Ankara'da doğdum. Psikolojik danışmanım. Şuan aktif olarak seans yapmanın yanı sıra bir çocuk kitabına sahibim. Adı "Hayal Kırıklıkları Tamir Dükkânı", daha öncesinde de psikolojiye dair yazılarım, şiirlerim, öykülerim farklı dergilerde yayınlandı. Psikolojiyi, yazmayı ve seyahat etmeyi çok seviyorum.