GEÇMİŞİN GÖLGESİ

Bu makaleyi sesli dinleyebilirsiniz...

Hikaye, polisiye

19 Eylül 2025 - 14:58
19 Eylül 2025 - 14:58 ⏱ 6 dk Okuma Süresi
 1  60
GEÇMİŞİN GÖLGESİ

GEÇMİŞİN GÖLGESİ 

1. Bölüm: Kayıp ve Geçmişin İzleri

Karakolun loş koridorlarında yankılanan ayak sesleri, huzursuz bir telaşın habercisiydi. Komiser Lara Evren, masasına yığılmış dosyaların arasından başını kaldırdığında, kapıda korkuyla titreyen bir kadın gördü: Selin Korkmaz.

“Komiser… lütfen yardım edin,” dedi kadın, sesi neredeyse bir fısıltıydı. “Ağabeyim Deniz.. Deniz Öztürk kayıp. Bir hafta oldu. Onu en son tahliye olduğu gün gördüm. Evinde bunu kağıdı buldum.”

Titreyen elleriyle, üzerinde daktilo ile yazılmış üç kelime olan bir kâğıt uzattı: HER ŞEYİ BİLİYORUM.

Lara, kâğıdı dikkatle inceledi. “Sakin olun, hanımefendi. Oturun lütfen. Bana her şeyi en baştan anlatın.”

Selin konuşurken, Lara’nın yüz ifadesi giderek değişti. “Deniz Öztürk mü? Tekin Yıldız cinayetinden tutuklanan Deniz Öztürk mü?”

“Evet. Siz… siz onu tanıyor musunuz?”

Lara’nın boğazı düğümlendi. “Evet… Tanıyorum.”

Masadaki yığının içinden eski, sararmış bir dosya çekip çıkardı. Üzerinde kalın harflerle şu yazıyordu: TEKİN YILDIZ CİNAYETİ.

“Babamın baktığı son dosyaydı,” dedi Lara, fısıltıyla.

2. Bölüm: Yanlış İz Üstünde

Lara ve ekibi, Deniz’in izini sürmeye başladı. İlk ve en bariz durakları, kurbanın oğlu Mert Yıldız’dı. Onu, babasından kalan eski motosiklet tamirhanesinde buldular. Ortalık yağ ve metal kokuyordu.

“Mert Yıldız?”

Mert, motosikletin altından sürünerek çıktı. Yüzü yağ içindeydi. Lara’nın kimliğini görünce gözleri daraldı.

“Ne istiyorsunuz?”

“Deniz Öztürk’ü arıyoruz. Onu en son gördüğünüzde…”

Mert, elindeki İngiliz anahtarını öfkeyle tezgâha fırlattı. Metalin çarpma sesi tamirhanede ürpertici bir sesle yankılandı.

“Gördüm onu! Tahliye olduğu gün gazetelerdeydi. Gidip yüzüne tükürebilirdim! Babamın katili! Onu bulsaydım…” Mert’in dişleri sıkarak nefretle konuştu. “Onu bulsaydım, babama yaşatılanları tek tek ona da yaşatırdım. Ama bulamadım. Aradığınıza göre benden önce davranan biri olmuş demek ki. Umarım çok acı çekmiştir.”

Lara’nın yardımcısı Emre ona dönerek fısıltıyla:

“Komiserim, her şey ortada. Gözlerinden nefreti okunuyor. Adamı merkeze götürelim, orada itiraf ettiririz.”

Ama Lara’nın aklı duraksadı. Mantık, Mert’i işaret ediyordu. Fakat içinde bir ses, babasının bu dosyayı kapatırken yüzündeki gergin ifadeyi hatırlatıyordu. O dosyada hep bir şeyler eksikti. Emre’ye dönerek:

“Acele etme, merkeze dönelim. Sen Emre’yi bir araştırırsın.”

Merkezde masasına döndüğünde, sararmış dosyanın sayfalarını yeniden açtı. Bu kez bir polis olarak değil, bir şüpheli gözüyle inceledi. Ve sonunda, delil listesinin en sonunda küçücük, neredeyse önemsiz görünen bir notu fark etti:

“Kurbanın sağ cebinden çıkanlar: Bozuk para, bir adet ‘C.E.’ baş harfli gümüş anahtarlık.”

Lara’nın kalbi hızla çarptı. Bu anahtarlığı hatırlıyordu. C.E. … Cevat Evren. Babasının anahtarlığıydı.

3. Bölüm: Kayıp Delil ve Geç Gelen İtiraf

Lara, arabasını hızla şehrin dışındaki dağ evine sürdü. Babası emekli olduktan sonra orada yaşamaya başlamıştı. İçinde öfke, korku ve inanmazlık vardı. Babasının kapısını çaldığında, emekli komiser Cevat Evren şaşkınlıkla açtı.

“Lara? Bu saatte? Bir şey mi oldu?”

“Evet, baba. Çok şey oldu.” Lara içeri girdi. Ev, eski gazete kokuyordu; raflar kitaplarla doluydu. “Deniz Öztürk kayıp. Muhtemelen ölü.”

Cevat’ın yüzü soldu. “Vah vah… Üzüldüm. Peki bunu bana neden söylüyorsun?”

Lara cebinden bir fotoğraf çıkarıp masaya fırlattı: ‘C.E.’ yazılı gümüş anahtarlık.

“Çünkü onun kaybolmasının, belki de ölümünün sebebi sensin!”

Cevat, fotoğrafa baktı. Sandalyeye çöktü. Nefesi kesilmişti. Yüzüne yılların ağırlığı çökmüştü.

“Bu… bu nereden çıktı?”

“Tekin Yılmaz dosyasından! Senin anahtarlığın değil mi? Kurbanın cebinden çıkmış. Ve sen onu dosyadan sildin! O gece oradaydın. Doğruyu söyle bana!”

Uzun bir sessizlik oldu. Cevat, ellerine bakıyordu. Sesi titrek ve kırık çıktı:

“Evet… Oradaydım. Tekin benim muhbirimdi. Bana çok önemli bir dosya getirecekti. İçinde rüşvet ağı vardı, büyük isimler geçiyordu. Ama o gece… Karşıma çıkan başka biriydi sanki. Beni tehdit etti. Gözlerinden nefret okunuyordu. Eğer dosyanın peşini bırakmazsam seni ve anneni yok edeceklerini söyledi. Öfkelendim. Tartıştık… bağırdık. Sonra çıktım gittim. Ertesi gün Tekin ölü bulundu. Anahtarlığımı orada düşürmüşüm… Onu dosyadan aldım. Eğer ortaya çıkarsa ilk şüpheli ben olurdum. Kariyerim biterdi. Sen mahvolurdun.”

Cevat’ın gözleri doldu.

“Ve o sırada oradan geçen o adam… Deniz… Çok kolaydı. Zayıf deliller, tanıkların belirsiz ifadeleri… Herkes bir suçlu arıyordu. Ben de onlara bir suçlu verdim.”

Lara donakaldı. Yutkundu.

“Yani yirmi yıl… Masum bir adamı hapse attın. Ve şimdi… tahliye olduğunda gerçeği öğrenmiş. ‘Her şeyi biliyorum’ notunu bırakmış. Bir haftadır kayıpmış. Seninle yüzleşmek istiyordu belki. Buraya geldi mi?.”

Cevat, konuşmadan başını hayır anlamında salladı.

O anda Lara’nın telefonu çaldı. Yardımcısı Emre arıyordu.

“Komiserim… Deniz Öztürk’ün cesedi bulundu. Şehir dışındaki ormanlık alanda… Bir ağaca kendini asmış. Yanında bir not bulundu: ‘Gerçek anlaşıldı. Ama ben bu yükle yaşayamam.’”

Lara telefonu kapattı. Gözlerindeki yaşları sildi. Babasına baktığında sesi buz gibiydi:

“Duydun mu, baba? Sen sadece kariyerini ve aileni kurtarmadın. Bir adamın hayatını çaldın. Ve sonunda onun canına da mal oldun. Ben bir polisim. Adaletin peşinden koşmak zorundayım. Ama bu kez adalet, senin için çok acımasız olacak.”

Cevat, başını ellerinin arasına aldı. Sessizce sallanıyordu. Lara cebinden telsizi çıkarıp titrek ama kararlı bir sesle konuştu:

“Merkez, ben Komiser Evren. Emekli Komiser Cevat Evren’i, Tekin Cinayetinde delil karartmak, masum bir adamı suçlamak ve adaleti engellemekten gözaltına alıyorum. Dağ evine bir ekip gönderin.”

Odaya yalnızca Cevat’ın hıçkırıkları ve Lara’nın ağırlaşan nefesi hâkim olmuştu. Duvarlardaki başarı plaketleri ve madalyalar artık hiçbir anlam taşımıyordu.

Geçmişin gölgesi, sonunda her şeyi ele geçirmişti.

Tepkiniz Nedir?

like

dislike

love

funny

angry

sad

wow

Dilek Paltun Bazı hikâyelerde suç, görünen yerde başlamaz. Ben de hikâyelerimi çoğu zaman bir cinayetten, kaybolan bir izden ya da cevabı olmayan bir sorudan yola çıkarak kuruyorum. Polisiye ve gerilim yazıyorum; karakterlerin sakladıklarını, geçmişin bugüne bıraktığı izleri ve gerçeğin ortaya çıkmadan önce geçtiği yolları anlatmayı seviyorum. Bazen bir ayrıntı bütün hikâyeyi değiştirir. Bazen en sessiz karakter, en çok şeyi bilir. Arada gündelik hayata ve gündeme dair yazılar da yazıyorum. Ama burada çoğunlukla suçun gölgesinde dolaşan hikâyeler var. Kapıyı araladım. İçeride ne olduğunu öğrenmek için ilk sayfayı çevirmeniz yeterli.