Gökyüzündeki Yıldızlar

Aslı, yazar olmayı hayal eden bir genç kadındır. Ancak toplumun cinsiyetçi baskıları nedeniyle hayallerinden vazgeçmek zorunda kalır, sevmediği bir adamla evlendirilir ve genç yaşta anne olur. Evlilik, sorumluluklar ve eşinin kötü davranışları arasında sıkışan Aslı’nın hayatı, komşusu sayesinde kadınların kurduğu bir derneğe katılmasıyla değişir. Burada tanıştığı kadınların hikâyeleri ona yeniden yazma cesareti verir. Aslı, bu hikâyeleri bir kitaba dönüştürür ve kadınların yalnız olmadığını, dayanışma ile güçlenebileceğini gösterir.

Mart 7, 2026 - 22:59
Mart 8, 2026 - 12:02
 0  19
Gökyüzündeki Yıldızlar

Gökyüzündeki Yıldızlar

Aslı çocukken gökyüzünü izlemeyi severdi. Mahallenin dar sokaklarında yürürken başını kaldırır, çamaşır iplerinin arasından görünen o ince mavi şeride uzun uzun bakardı. Ona göre gökyüzü dev bir defterdi; sayfaları rüzgârla çevrilen, içinde sonsuz hikâyeler saklayan bir defter. Defterlerinin kenarlarını çiçeklerle süsler, sayfaların arasına insanların hayatlarını yerleştirirdi. Bir kadının pencereden sokağa bakışını, bir çocuğun yağmurda koşmasını, bir adamın sessizliğini… hepsini kelimelerle anlatmaya çalışırdı. Aslı’nın da bir hikâyesi olacaktı. Kendi hikâyesini özgürce yazacaktı. 

Bir gün öğretmeni onun yazdığı kompozisyonu sınıfta yüksek sesle okumuştu. Aslı o sırada sırasına gömülmüş, kalbinin çarpıntısını bastırmaya çalışıyordu. Öğretmen metni bitirdiğinde gülümseyerek söylemişti: “Senin kalemin güçlü, Aslı. Bir gün gerçekten başarılı bir yazar olabilirsin.” O gün Aslı’nın içinde küçük de olsa parlak bir ışık yanmıştı. Ama bu ışık büyümeye fırsat bulamadan gölgelerin içinde kalmıştı.

Bir akşam ailecek oturdukları sofrada konu üniversiteden açıldığında Aslı büyük bir cesaretle hayallerini ilk kez sevdikleriyle paylaştı. “Ben aslında edebiyat okumak istiyorum. Şehir dışında başarılı okulları tercih edebilirim. Belki bir gün yazdıklarımı bastırır, başarılı bir yazar olurum.” Sofranın üzerinde çorba buharı yükseliyordu. Babası kaşığını yavaşça bıraktı. “Yazarlıkla karın mı doyar kızım?” Ses tonu sert değildi ama Aslı’nın kalbini kırmaya yetecek bir kesinlik taşıyordu. Bir kapının kapanma sesi vardı o cümlede. Annesi de çok geçmeden ekledi: “Zaten şehir dışında kız başına nasıl okuyacaksın? Aklımız sende kalır. Devir bu haldeyken evine yakın ol anneciğim.”

Aslı o akşam odasına gitti. Defterini açıp uzun süre boş sayfaya baktı. Yazmak istediği onca şey, birden kelimesiz kalmıştı. Hayallerini yüksek sesle çıkan bir itiraza ihtiyaç duymadan sessizce bırakması gerektiğini hissetmişti. Öyle de oldu maalesef. Bir yıl sonra Murat hayatlarına girdi. Aileye uygun bir damattı. İyi bir işi vardı, ailesi düzgündü. Mahallede herkes aynı şeyi söylüyordu: “Çok şanslısın.” Aslı’nın kalbinde ise ne bir sevinç ne de bir umut vardı. Sadece geleceğini başkalarının belirlemesini kabullenmişti. Düğün günü beyaz gelinliğin içinde aynaya baktığında kendini tanıyamadı. O aynadaki genç kadın sanki kendi hayatının değil, başkasının hikâyesinin içindeydi. Onca metin yazmasına rağmen kendi hikâyesini yazamadığı için kendine kızıyordu. Evlilik ilk başta sessiz ve sıradandı. Yeni evli çift gündüzleri işe gidip gelirken akşamları ise günün yorgunluğunu atlatmaya çalışıyordu. Gün geçtikçe çevredekilerin baskısını hissetmeye başladıklarında bu sıradanlığı kaybettiler. Kayınvalidesi şakayla karışık sitem etmeye başladı “Artık bir torun sevelim.” Annesi ise her sohbeti evin çocukla güzelleşeceğini ima ederek bitiriyordu.  Her bayram, her ziyarette aynı beklenti, aynı soru çınlıyordu kulaklarında. Aslı kısa süre sonra söylentilerden uzaklaşmak için anne oldu. 

Eren dünyaya geldiğinde hastane odasının beyaz ışığı altında ilk kez gerçekten gülümsedi. O küçük yüz, o narin eller… Kalbinde uzun zamandır kapalı olan bir kapıyı aralamıştı. Eren’i çok seviyordu. Ama bu sevgi, hayatının ağırlığını hafifletmeye yetmiyordu. Geceler uykusuz geçiyor, sabahlar telaşla başlıyordu. Hem çalışıyor hem evi toparlıyor hem de küçük bir çocuğun dünyasını ayakta tutmaya çalışıyordu. Yorgunluk zamanla sadece bedenine değil, ruhuna da yerleşti.

Murat ise giderek daha uzak bir adama dönüşüyordu. Bazen küçümseyen bir bakış, bazen sert bir söz, bazen günlerce süren bir sessizlik.  Aslı’nın o kadar çabasına rağmen en ufak bir tartışmalarında hiçbir işi beceremiyorsun diye söyleniyordu. Bu cümle Aslı’nın zihninde yankılanan bir duvar gibi büyüdü. 

Bir akşam kapı çaldı. Kapıyı açtığında komşusu Sevda’yı gördü. Sevda’nın yüzünde taze bir morluk vardı. Gözleri şişmişti. “Sevda… ne oldu sana?” Sevda başını çevirdi. Konuşmadan içeriye girdi ama mutfağa geçtiklerinde dayanamadı, sessizce ağlamaya başladı.

“Yeter artık Aslı,” dedi titreyen bir sesle. “Farkında mısın? Biz hep susuyoruz.” Aslı karşısında oturan kadına baktı. “Konuştuğumuzda da dinlemiyorlar. Ne yapabiliriz ki?” Sevda gözyaşlarını sildi.

“Dediğin gibi sadece konuşmakla olmuyor artık. Mahallede kadınlar bir dernek kurmuş. Birbirimize destek oluyoruz. Hikâyelerimizi anlatıyoruz. Sesimizi belki bu şekilde duyurabiliriz.”

Aslı uzun süre düşündü. Yıllardır içinde büyütülen o sessizlik kolay kırılmayacaktı. Yine de bir hafta sonra Sevda’yla birlikte küçük bir apartman dairesinin kapısından içeri girdi. Dernek mütevazı bir yerdi. Duvarlarda afişler, küçük bir kitap rafı, ortada yuvarlak bir masa ve etrafında oturan kadınlar… Kadınlar onları gördüklerinde gülümsedi. Zamanla sohbetler başladı. Her kadının bir hikâyesi vardı. Birinin üniversite hayali yarım kalmıştı. Biri zorla evlendirilmişti. Biri yıllarca şiddete maruz kalmıştı. Biri kendi hayatını çocuklarının gölgesinde unutmuştu. Aslı onları dinledikçe kalbinde eski bir kapı aralanıyordu.

Bir gün dernekteki yaşlı bir kadın ona sordu: “Sen ne olmak isterdin?” Aslı bir an sustu. Yıllardır söylemediği kelime dudaklarından usulca döküldü. “Yazar.” Kadın gülümsedi. “O zaman yaz kızım.” O gece Aslı yıllardır sandığın dibinde duran eski defterlerini çıkardı. Kalemi eline aldı. İlk kelimeyi yazmak zor olsa da dernekte paylaşılan anıları düşündükten sonra  zamanla akmaya başladı. Kadınların hikâyelerini yazdı. Sevda’yı, kendini, dernekte tanıdığı bütün hayatları… Sessizlikleri, korkuları, umutları. Aylar sonra o yazılar bir kitaba dönüştü ve beklenmedik bir şekilde yayıldı. İnsanlar okudu, paylaştı, konuştu. Kadınlar Aslı’ya mektuplar gönderdi. Yalnız olmadığını fark eden, kendinden bir parça bulan onlarcca kadın Aslı’ya teşekkür ediyordu. 

Bir akşam Aslı eve geldiğinde Murat salonda oturuyordu. Elinde kitap vardı. Sayfaları yavaşça kapattı. Uzun süre konuşmadı. Sonra ilk kez gerçekten kırılmış bir sesle sordu: “Bunların çoğu… bizim evde oldu değil mi?” Aslı cevap vermedi. Sessizliğin bir insanın kendi gerçeğiyle yüzleşmesi için gereken en doğru ayna olacağını düşündü. 

Murat başını eğerek konuşmasına devam etti. “Ben… sana çok kötü davranmışım.” O an yüzünde ilk kez bir pişmanlık gölgesi vardı. Değişmek kolay değildi. Ama fark etmek bir başlangıçtı. Aylar sonra Aslı yine dernek binasındaydı. Kadınlarla birlikte oturuyor, bu sefer kahkahalar masanın etrafında yankılanıyordu.

Bir süre sessizlik oldu. Odayı dolduran kadınların bakışları Aslı’nın üzerinde toplandı. Her birinin gözlerinde başka bir hayatın izi vardı; yorgunluk, direnç, umut, kırgınlık… ama hepsinin içinde aynı sorunun gölgesi duruyordu: Gerçekten bu düzen değişebilir mi?

Bir kadın usulca sordu: “Bu kitabı yazarken ne düşündün?” Aslı başını kaldırdı. Pencerenin yanındaki sandalyede oturuyordu. Akşam ışığı yavaş yavaş odaya doluyor, duvardaki mor afişlerin üzerine yumuşak bir renk bırakıyordu. Pencereye baktı. Gökyüzü yine çocukluğundaki gibi genişti. Çamaşır iplerinin arasından görünen o ince mavi parça artık yoktu belki, ama gökyüzü hâlâ aynıydı: sonsuz, sabırlı ve bekleyen. Derin bir nefes aldı.

“Bazen,” dedi yavaşça, “bir kadının hayatını değiştiren şey büyük bir mucize değildir.” Kadınlar sessizce onu dinliyordu. Aslı ellerini dizlerinin üzerinde birleştirdi. “Biz küçükken bize hep güçlü olmayı öğretirler,” dedi. “Ama çoğu zaman bunu yanlış anlatırlar. Güçlü olmak sanki tek başına her şeye dayanmakmış gibi gösterilir.” Bir kadın başını salladı. Bir başkası gözlerini yere indirdi. Aslı devam etti. “Bize ‘sus, idare et, sabret’ derler. Sanki sabretmek bir kadının kaderiymiş gibi.” O an odanın içinde bir ağırlık dolaştı. Çünkü orada oturan her kadın bu cümleleri hayatının bir yerinde duymuştu. Aslı yavaşça gülümsedi. “Ama ben bu kitabı yazarken başka bir şey fark ettim.” Kadınlar ona biraz daha yaklaştı. “Hiçbirimiz aslında yalnız değilmişiz.” Sözleri odanın içinde yankılandı. “Aslında hepimiz aynı duvarın önünde durmuşuz. Aynı korkularla, aynı suskunluklarla… Ama bunu birbirimizden saklamışız. Toplum bize yıllarca kadının mücadelesini tek başına vereceğini öğretti. Başına gelenleri kimseye anlatmaz.” Aslı başını kaldırdı.

“İşte tam da bu yüzden değişim zor oldu.” Kadınlardan biri fısıldadı: “Çünkü hep yalnızdık.” Aslı başını salladı. “Hayır,” dedi yumuşak bir sesle. “Biz yalnız değildik. Sadece birbirimizi göremiyorduk.” O an dernek odasındaki sessizlik başka bir şeye dönüştü. Sanki yıllardır söylenmeyen bir gerçeğin kapısı aralanmıştı. Aslı sözlerine devam etti. “Sevda o gün kapımı çaldığında hayatım değişti.” Sevda utangaç bir gülümsemeyle başını eğdi. “Aslında değişim böyle başlıyor,” dedi Aslı. “Bir kadın konuşuyor. Sonra bir diğeri… Ve bir gün bakıyorsun ki o sesler birleşmiş.” Elini hafifçe masaya koydu. “Ve o zaman hiçbir duvar eskisi kadar sağlam kalamıyor.” Kadınların yüzlerinde yavaş yavaş başka bir ifade belirmeye başladı. Bir tür güven. Aslı pencereye bir kez daha baktı.

“Bu kitabı yazarken şunu düşündüm,” dedi. “Bir kadının sesi bazen duyulmayabilir. Ama yüz kadının sesi… duyulmak zorundadır.” Kadınların gözleri parladı. “Bize yıllarca birbirimizi rakip gibi gösterdiler,” dedi Aslı. “Ama aslında biz birbirimizin gücüyüz.” Sonra hafifçe gülümsedi. “Çünkü birlikten kuvvet doğar. Bu sadece bir söz değil.” Etrafındaki kadınlara baktı. “Bu odanın içindeki gerçektir.” Dernek odasının içinde farklı hayatlar oturuyordu. Farklı yaşlar, hikâyeler, farklı yaralar… ama artık ortak bir şeyleri vardı. Birbirleri. Aslı sözlerini yavaşça tamamladı: “Bir kadın ayağa kalktığında bu bir hikâyedir.” Gözleri Sevda’ya, sonra diğer kadınlara kaydı. “Ama kadınlar birlikte ayağa kalktığında…“İşte o zaman tarih yazılır.” O an odanın içindeki sessizlik kırıldı. Bir süre sonra bütün oda alkışlarla doldu. Ama o alkışların içinde sadece Aslı yoktu. Orada oturan bütün kadınların sesi vardı. İlk kez, hiçbiri kendini yalnız hissetmiyordu.

 

Tepkiniz Nedir?

like

dislike

love

funny

angry

sad

wow