Unutulmak için önce hatırlanmak gerek

Bu makaleyi sesli dinleyebilirsiniz...
27 Ocak 2025 - 00:01
27 Ocak 2025 - 00:01 ⏱ 6 dk Okuma Süresi
 3  850
Unutulmak için önce hatırlanmak gerek

“Size kendimizi nasıl hatırlatabiliriz efendim? Dilerseniz bize sorular sorun, bizler de cevaplayalım. Belki size bir şeyler çağrıştırabiliriz...” dedi kapının arkasından konuşan çöp kutusu.

“Tamam, mantıklı. Zaten kaybedecek bir şeyim kalmadı. Bir aklım vardı artık o da yok baksanıza...” Yutkundu ihtiyar.             

Hala alışamamıştı kendi durumuna. Ne kadar süredir bu hastane odasında kalıyordu hatırlayamıyordu artık. Beyninde bir düşman belirivermişti aylar önce. Doktorlar tümör diyordu ama o düşman demeye alışmıştı çoktan. Fakat bu düşman ancak bir dostun yapabileceği bir şeyi yapıyordu: Zaman geçtikçe anılarını siliyordu. Her yeni güne daha da eksik daha da yabancı uyanıyordu ihtiyar. Normalde onu sevindirecek, rahatlatacak bir olaydı bu. Yeni doğmuş bir bebek gibi temiz bir sayfa veriyordu ona. Tek sorun, bu sayfa "yaşam" denen kitabının son sayfalarıydı. Anılarını silen tümör aynı zamanda da kalan günlerini de gün geçtikçe yutuyordu...

Yaşlı adam hasta yatağında hafif doğruldu, boğazını temizledi ve sordu çöp kutusuna: “Başlıyorum o zaman: Senin adın ne ve hangi renksin?” Çocuksu bir merakla sormuştu. Zaten tecrübeleri gidince sahiden de aklı bir çocuğunkinden farksız kalmıştı.

“Efendim, ben son model bir çöp kutusuyum. Kısaca bana çöp derler. Beyaz renkteyim. İçime konulan çöp torbası da genelde siyah renk olur.” Kapı kendisini öne doğru itti. Çöp kutusu kapının arkasında kaldığından yaşlı adam göremiyordu. 

“Halinden memnun musun?” Çok yavaş konuşuyordu ihtiyar. Karşısındaki bir çöp kutusu değil de bir insan olsaydı çoktan sohbeti bitirip kalkıp gitmişti. 

“Burada bana iyi bakıyorlar. Bir hastanenin çöp kutusu olmak benim için bir ayrıcalık aslında efendim. Duyuyoruz bazı çöp kutularını anaokuluna götürüyorlarmış. O minik insanlar canavar gibi çöp kutularını duvardan duvara atıyormuş.”

“Peki, çöp kutusu olmak nasıl hissettiriyor?”

“Üzerimde çok fazla sorumluluk var gibi hissediyorum. Bu kadar gereksiz şeyi muhafaza etmek aslında çok büyük bir iş bakmayın siz. Ben olmasam etraf nasıl olurdu kim bilir hiç düşündünüz mü?”

“Hayır düşünmedim." dedi ihtiyar tüm dürüstlüğü ile. Belki de önceden düşünmüştü de şu an da hatırlayamıyordu. 

Biz insanlar empati yoksunuyuz. Kendimizi daha insanların yerine koyup anlayamıyorken sizi nasıl anlayalım diye geçirdi içinden. Yaşlı adam bunu düşünürken çok ciddiydi. Zihninde henüz silinmeyen bazı anılar düştü hatırına. Tanıdığı birçok insanın birden fazla maske taktığını ancak gerçek yüzlerini gördüğünde anlamıştı. Canını çok acıtmıştı bu durum. Özellikle hayat arkadaşım dediği insanın maskeleri, yıllarca yaşlı adamın boğazında bir düğüm olarak kalmıştı...
“O zaman çöp kutusu söyle bakalım, şimdiye kadar sana atıldığına en çok üzüldüğün şey ne oldu?”
Hiç düşünmeden cevap verdi çöp kutusu: “Bir kadın yatıyordu sizin yattığınız yerde. Kendi evinin balkonundan atlayarak veda etmeye çalışmıştı hayata. Ağaçlık yere düşeceğini hesap edememişti ki birkaç kırık kaburgasıyla ve atan kalbiyle acile yetiştirilmişti. Birkaç hafta kaldı burada. Tek başına olduğu yerde bile doğrulamayan bu kadın, bir gün kimse yokken ayaklanmaya kalktı. Acı acı inleyerek bir şekilde kalktı yatağından ve başucuma geldi. Ben tuvalete gideceğini sanmıştım fakat bir anda parmağındaki alyansı çıkartıp bana uzattı. Bana atılan en küçük şeydi belki de ama en ağırıydı. Terazilerde ölçülemeyecek bir ağırlığı vardı o yüzüğün. Sonra duyduk ki intihara kalkışmasının sebebi çok sevdiği kocasının onu aldatmasıymış. Hem de tekrardan...” 

Böyle bir cevap beklemiyordu yaşlı adam. Bir alyans ne kadar ağır olabilirdi ki diye düşünürken gözleri kendi parmağına doğru kaydı. Boştu yüzük parmağı. Kendini zorladı ve beynindeki düşmanı onu üzmek istercesine hatırlatmıştı o an eski acı anılarını: Bir bahar sabahıydı ve bir bahar sabahından beklenen her şey vardı aslında. Ilımlı bir hava, yeni doğmuş sıcak bir güneş ve yeşil bitkilerin ferah kokusu... Ama bunlara rağmen içinde bir huzursuzluk vardı. Eşi, yeşil elbisesiyle odaya girdi. O yeşil elbiseyi ne zaman giyse yürüyüşü dans ediyormuş gibi geliyordu yaşlı adama. Eşini daha dikkatli izleyebilmek için başını çevirdiğinde eşinin güzel elleriyle ona hiç de güzel olmayan bir dosya uzattığını fark etti.  Dosyaya baktığında keşke okuma yazma bilgim şu an da silinse dedi içinden. Ne kadar içten istediyse iki hafta sonra gerçek oldu bu isteği... Kendisine açılan bir boşanma davası olduğunu geç de olsa o dosyadan öğrenmişti. Sonrasında işler çok hızlı gelişmişti. Yıllardır yaşlı adamla anlaşamadıklarını anlatan kadın, kendine ve kendinden de çok avukatına güvenerek konuşmuştu mahkemede. Yaşlı adam boşanmak istemediğini söyleyeceği sırada önceki gün doktorunun söylediklerini hatırladı. Unutacaktı her şeyi. An gelecekti eşine “sen kimsin?” diye soracaktı hatta. Ağzından anlaşmalı boşanmayı kabul ediyorum anlamında bir şeyler çıktı. O sırada eşinin gözlerine bakarak alyansını da çıkardı. Nasıl olsa birkaç aya kalmaz bu acıları da unuturum diye düşünmüştü yaşlı adam. Fakat öyle olmadı. Bu hastalık anıları siliyordu belki ama acıları asla...

O gün, mahkeme salonundan evine gider gitmez evde bulduğu bir zincire alyansını taktı ve boynuna geçirdi yaşlı adam. Boynunda bir alyans taşımak ne kadar yük olabilirdi ki diye düşünmüştü. Fakat gün geçtikçe yalnızlığı sırtında, alyansı ise boynunda yük olmaya başlamıştı. Zaten bir daha da başını hiç doğrultamadı...

Fatma Betül Öztürk

Tepkiniz Nedir?

like

dislike

love

funny

angry

sad

wow

Fatma Betül Öztürk Editör / Köşe Yazarı