CANINA YANDIĞIMIN DÜNYASI ÇOK ZALİMSİN

Bu makaleyi sesli dinleyebilirsiniz...

Mahsun, kediyi avuçlarının içine alıp göğsüne, kalbinin attığı yere bastırdı.

29 Eylül 2026 - 05:37
29 Eylül 2026 - 05:37 ⏱ 4 dk Okuma Süresi
 0  2
CANINA YANDIĞIMIN DÜNYASI  ÇOK ZALİMSİN

CANINA YANDIĞIMIN DÜNYASI ÇOK                         ZALİMSİN

 ​Mahsun ustanın çeliğe su vermekten nasır bağlamış ellerindeki ince çatlaklar zamanla mühürlenmişti.

Tezgâhın üzerindeki soğuk ve paslı demire çarptığında: " Canına yandığımın dünyası çok zalimsin." diye söylendi. 

Sesini loş dükkânın tavanına iplerle astığı eski çekiçlerin, eğri büğrü vidaların ve gres kokulu havanın arasında boğuk bir inilti gibi yankılandı, sonra yine kendi ciğerine geri döndü. ​Hayat, Mahsun’a hiçbir zaman imtiyaz tanımamıştı. Önce otuz yılını verdiği bez fabrikasının demir kapısına vurulan paslı kilit ardından gelen o büyük acı küçük kızının kaybı mahvetmişti onları. O toprağın altına giren sadece küçük kızları değildi. Mahsun’un, karısının büyük kızının neşesi, evinin neşeli cıvıltısı, geleceğe dair kurulan tüm hayaller de o mezarla birlikte mühürlenmişti. Şimdi geride kalan o odaydı, kırık sandalyeleri onararak, eski radyoların tellerini tutturarak evini döndürmeye çalışıyordu. ​Akşamın alacasında dükkânın demir kepengini yarıya kadar indirip içeriye çekildiğinde, dışarıda kışın o kemiklere işleyen, iğne ucu gibi batan hırçın bir yağmur başlamıştı. Tezgâhın köşesinde, bakkalın yağlı kâğıdından sökülmüş buruşuk bir parça duruyordu. İçinde iki dilim kalın kenarlı bayat ekmek ve biraz keçi peyniri vardı. Mahsun, yorgunluktan kurumış dudaklarını aralayıp lokmasını tam ağzına götürecekken, kepengin dibinden gelen cılız, acıklı bir miyavlama sesi duyuldu. ​Kapıyı aralayıp dışarı baktığında, yağmur suyunun çamura buladığı kaldırımda, sırılsıklam olmuş, tir tir titreyen sarman bir kedi yavrusuyla göz göze geldi. Kedinin tüyleri cılız bedenine yapışmış, gözleri: "Ben de senin gibi üşüyorum, ben de can çekişiyorum" der gibi bakıyordu. ​Mahsun’un boğazına oturan o koca taş, yavrunun titreyen minik patilerini gördüğü anda eriyiverdi. Peynirden küçük bir parça koparıp nemli betona uzattı. Kedi önce korkuyla geriye doğru sıçradı, ardından açlığın ve çaresizliğin verdiği refleksle yemeğe koyuldu. Mahsun, kedinin hamlelerini izlerken yüzünde yılların unuttuğu o yorgun çizgi, hafif bir tebessümle aralandı. Gözleri dolmuştu, sadece evlat acısının ateşiyle değil; kalbinin en kuytu köşesinde hâlâ nefes alan merhametin sıcaklığıyla yanıyordu. ​Dünya zalimdi, evet. İnsanın canından can alıp, en masum sevinçlerini elinden söküp alırken geriye acı bir boşluk bırakıyordu. Dükkânında eşini, evde ise geride kalan büyük kızının hüzünlü gözlerini gördüğünde, "bu zalim düzene karşı durmanın tek yolu var elde kalanları sımsıkı sarıp sarmalamak, birbirine omuz vermek." diye düşündü. ​Mahsun usta kediyi avuçlarının içine alıp göğsüne, kalbinin attığı yere bastırdı. Dışarıdaki fırtına ulumaya devam ediyordu ama içerideki iki yaralı can, birbirinin nefesiyle o ayazı biraz olsun dindirmeye çabalıyorlardı.

            DİLEK SARIKAYA

Menajer: İlayda Can & Dilara sarıkaya

Tepkiniz Nedir?

like

dislike

love

funny

angry

sad

wow