<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
     xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
     xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
     xmlns:admin="http://webns.net/mvcb/"
     xmlns:rdf="http://www.w3.org/1999/02/22-rdf-syntax-ns#"
     xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
     xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/">
<channel>
<title>Yazarlar &amp;amp; Paylaşım Platformu &amp; Duygu HAMLI</title>
<link>https://fikirizleri.com/rss/author/duygu-hamli</link>
<description>Yazarlar &amp;amp; Paylaşım Platformu &amp; Duygu HAMLI</description>
<dc:language>tr</dc:language>
<dc:rights>Bu web sitesinin telif hakları © Fikir İzleri &amp;apos;ne (veya belirtilen kişiler hak sahibi olanlara) aittir ve ilgili mülkiyet, telif hakkı, ticari marka, kültür sanat, patent veya diğer kanunlar kapsamında korunmaktadır. © 2025 Fikir İzleri — Tüm hakları saklıdır. | Her Kalem Bir Söz, Her Fikir Bir İz Bırakır</dc:rights>

<item>
<title>Güneş&amp;apos; in Doğduğu Topraklar</title>
<link>https://fikirizleri.com/gunes-in-dogdugu-topraklar</link>
<guid>https://fikirizleri.com/gunes-in-dogdugu-topraklar</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202504/image_870x580_67f77bf421197.webp" length="114420" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 10 Apr 2025 11:08:52 +0300</pubDate>
<dc:creator>Duygu HAMLI</dc:creator>
<media:keywords>Öykü, Anadolu</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Hızla uzaklaşan trenin arkasından öylece bakakaldı. Hayır, sevdiği birini uğurlamamıştı; aksine yolcu kendisiydi. Ve yolculuğu bu durakta bitmişti. Her ne kadar bağırmak, ağlamak gelse de içinden hiçbir şey yapmadı, yapamadı. Ne kadar süre geçtiğini bilmiyordu. Belki on, belki yirmi dakika belki de daha fazla… Öylece bekledi. Derin bir nefes aldı, etrafına bakındı ve bir kaldırım taşına bırakıverdi kendini…</p>
<p></p>
<p>Sekiz, dokuz yaşlarındaydı. Sabahları erkenden uyanır, mavi önlüğünün düğmelerini ilikler, bir koşu okula giderdi. O zamanlar insanlar köylerden daha göç etmemişti. Her köyde neredeyse okul bulunurdu. Okulda zamanın nasıl geçtiğini anlayamazlardı. Gözlerini ayırmadan öğretmenlerini izlerler, zil çalınca bahçeye çıkarlardı. Öğretmenleri de onlara oyunlarda eşlik ederdi. Okulda kardeş gibiydiler. Kalemden, deftere her şeyi paylaşırlardı. Ekmeklerini bile bölüşürlerdi. Son zilde sanki ertesi gün tekrar görüşmeyecekmiş gibi öğretmenleriyle vedalaşırlar, yolda ebelemece oynayarak eve giderlerdi. </p>
<p>Annesi, onu hep kapıda beklerdi. Annesinin, o kadar işin gücün arasında yolunu gözlemesi hoşuna giderdi. Evin en küçük çocuğuydu. Kendinden büyük iki ağabeyi ve bir ablası vardı. Annesi uzun boylu zayıf bir kadındı. Boncuk boncuk gözleri vardı. Gözlerinin rengini annesinden almıştı. Annesi sürekli öksürürdü, bir hastalığı vardı hiç şüphesiz ama hiç doktora gitmemişti. Köyde doktor yoktu; doktora gidelim diyende hiç olmamıştı zaten. Buna rağmen durmadan, yorulmadan çalışırdı. Ama o biliyordu, annesi çok yoruluyordu… Babası ise hani dağ gibi adam derler ya öyleydi işte. Sabah erkenden kalkar; sıcak demeden soğuk demeden ekmeğinin peşinde koşardı. Birbirlerinden başka kimseleri yoktu. Tek varlıkları alabildiğince uzanan altın sarısı başak tarlalarıydı. Anadolu bereketti, bire bin verirdi. Babası var gücüyle çalışır, bu bereketli topraklar da onları kimseye muhtaç etmezdi. Anadolu, ana gibiydi onlar için…</p>
<p> </p>
<p>Acı bir fren sesiyle irkildi bir anda. Sesin geldiği yöne doğru başını çevirdi. Küçük bir çocuk annesinin elinden kurtulmuş yola atlamıştı. Şoför son anda fark etmişti bu yavruyu. Şanslıydı, bir şey olmamıştı. Çocuğa bir şey olmamasına sevindi. Yerinden kalktı ve nereye gideceğini bilmeden ağır adımlarla yürümeye başladı. Koca bir şehirde yapayalnızdı işte. Ne yapacağını, nereye gideceğini bilmiyordu. Parka doğru yürüdü. Banklardan birine oturdu. Cebinde parası da yoktu. İş bulup çalışacak; para kazanacaktı. Öyle geleceğe dair hayalleri de kalmamıştı zaten. Oysa çocukluğunda ne kadar da mutluydu. Kim bilebilirdi ki başına gelecekleri… Gözlerini yumdu ve yüreğinde o günkü sızının aynısını hissetti.</p>
<p> </p>
<p>Hayatının en zor anlarından biriydi. Zaman hızla akıp gidiyordu, abileri büyümüş askerlik çağına gelmişlerdi. Davullu zurnalı asker uğurlaması yaptı bütün köy halkı… Askere gidene kına yakmak adettendi. Geleneği bozmadılar. Ertesi gün köyden kalkan minibüse bindirdiler ağabeylerini. Çok zaman geçmeden aldılar acı haberi… Evet, ateş düşmüştü baba ocağına. Ay yıldızlı al bayrak asıldı evin kerpiçten duvarına. Bir değil iki şehit vermişti Güneşin doğduğu bu topraklar bugün… Nasıl dayanacaklardı bu acıya. Zaten hasta olan anası dayanamadı çok fazla. Daha bu acıya alıştırmadan kendilerini, annesinin acısıyla yıkıldılar. Bir evde ana olmayınca olmuyormuş bunu en iyi o bilirdi. Evet, ablası ona annelik yapardı. Bilirdi ablası onu severdi, bakardı, kıyamazdı kardeşine ama… Aması vardı işte. Hiç tutar mıydı annenin yerini? </p>
<p>Komşuları bırakmadılar onları, her gün biri yemek yapıp getirdi. Anadolu insanı merhametli olurdu, zor zamanda kimseyi bırakmazdı ama zamanla evde derin bir sessizlik yerini aldı. Uzun zaman babası eve gelmedi. Ablası ile bir başlarına kalakaldılar. Ablası, ona belli etmemeye çalışsa da geceleri hep ağlıyordu. İçin için ağlıyordu. Abileri yoktu, annesi yoktu, babası yoktu. Abileri ve annesinin ölümüne hiç kolay olmasa da alışacaklardı ablası bunun farkındaydı. Ama babası neredeydi? Neden onları bırakıp gitmişti? Nereye gitmişti? Evet, biliyordu babasının nasıl acı çektiğini, evlatlarını, eşini kaybetmişti. Haklıydı elbette. Ama ya onlar ne olacaktı? Hem annesiz, hem babasız kalmışlardı. Bu durumu kabullenemedi. Ablasına yük olmak istemedi, onun için için ağlamalarına dayanamadı. Çok uzaklara gidip yeni bir hayata başlamanın ve ablasını yanına almanın hayalini kurmaya başladı. Bu hayal onu yollara düşürdü.</p>
<p>Parkın ışıklarının yandığını fark etti. Kendine kalacak yer bulması gerekiyordu. Hala ne yapacağına karar verememişti. Anıları peşini bırakmıyordu. 22 yıllık hayatına neler sığdırmıştı öyle… Artık geçmişi bir kenara bırakmalı, kendine yeni bir hayat kurmalıydı. Yavaşça banktan kalktı, en kalabalık caddeye doğru adımlarını attı. Ama birden duraksadı ve kalacak yer bulamayacağını düşünerek geceyi parkta geçirmek için geri döndü. Sabah olmuştu, etrafta sayısız koca koca bina vardı ve sanki Güneş bu şehirde hiç doğmuyordu. Köydeki gibi doğan Güneş, kızıllığı ile büyülemiyordu. Bu gurbet elde her şey tahmin ettiğinden daha da zor olacaktı… </p>
<p>Dükkânların yanından geçerken camlara asılmış, iş ilanlarını inceledi. İnsanlar robot gibiydi. Anadolu insanının sıcaklığı hiç birinde yoktu… Kendine oturacak bir bank ararken başının döndüğünü fark etti. Bayılmış ve yere düşmüştü. Gözlerini açtığında hastanede yatıyordu. Başında ufak tefek güleç yüzlü bir amca duruyordu. Amca nasıl olduğunu sorduğunda onun Türkçe konuşmasına hiç şaşırmadı. Onda baba sıcaklığını hissetmişti. Yavaşça doğrulup, gözyaşları içinde ona sımsıkı sarıldı. Onun geldiği yerde insanlar, sıcakkanlı ve merhametliydi. İki günde bu şehrin ona göre olmadığını anlamıştı. Adının Ali olduğunu öğrendiği amca, onu evine götürdü. Ali amca, hanımının yaptığı mis gibi buram buram Anadolu kokan tarhanadan ona ikram etti. Onu evinde misafir etti. Uzun uzun sohbet ettiler. Ali amcaya başından geçenleri, bu şehre neden geldiğini anlattı. Yumuşacık bir yatakta derin bir uykuya daldı. Sabah olduğunda Ali amcaya, ailesini ve köyünü bırakmanın ne kadar yanlış olduğunu anladığı; köyüne dönmek istediğini söyledi. Kahvaltıdan sonra Ali amca onu tren garına götürdü. Ali amcaya minnet borcunu bir gün ödeyeceğini söyleyip, vedalaşarak trene bindi.</p>
<p>Tren sıra sıra ağaçların içinden geçerken içini bir sevinç kapladı. Yerinde duramıyor; bir an önce evine, özüne dönmek istiyordu. Sudan çıkmış balık misali yapamadı gurbet elde. Bizi ancak biz anlarız diye geçirdi içinden… </p>
<p>Son istasyonda indi. Koşar adımlarla evine gitti. Kapıyı çaldı. Kapıyı babası açtı. Babası da dönmüştü. Sarıldılar. İkisi de gözyaşlarını tutamadı. Güneş’in doğduğu bu topraklar onları yine bir araya getirmiş, bağrına basmıştı.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Hayat İçin</title>
<link>https://fikirizleri.com/hayat-icin</link>
<guid>https://fikirizleri.com/hayat-icin</guid>
<description><![CDATA[ Küçük Bir Hayat Öyküsü ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202504/image_870x580_67f18004c1c87.webp" length="28752" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sat, 05 Apr 2025 21:47:10 +0300</pubDate>
<dc:creator>Duygu HAMLI</dc:creator>
<media:keywords>Hayat, Edebiyat, Öykü</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><br>Buz gibi soğuk odasında uyurken, neredeyse yüzünü bile örtecek şekilde çektiği yün <br>yorganını aniden gelen çığlıklarla hızlıca açtı. Annesi hıçkırarak ağlıyordu. Evet, bir kız <br>kardeşi daha olmuştu… Annesinin hıçkırarak ağlamasının bundan olduğunu düşündü. Dört <br>kız çocuktan sonra aileye beşinci kız çocuk dâhil olmuştu sonuçta. Ama yanılıyordu, <br>annesinin içinden geçenler tam olarak onun düşündüğü gibi değildi… </p>
<p><br>Annesi çocuklarını çok seviyordu. O kadar işin gücün arasında onlarla oyunlar <br>oynuyor, derslerine yardımcı oluyordu. Ablası bu sene sınava girecek ve kazanırsa şehirde <br>okuyacaktı. Babasının bu konuda hakkını yiyemezdi. O da kızlarını çok severdi. Onların <br>eğitimi için elinden ne gelirse yapardı. Babası aslında aile büyüklerinden birileri olmadığı <br>sürece eşine her konuda yardımcı da olurdu. Annesi ve babası severek evlenmişlerdi. Köy <br>yerlerinde genelde görücü usulü olurdu evlilikler. Annesi bu konuda hep çok şanslı olduğunu <br>söylerdi. Birbirlerine sevgi dolu gözlerle bakarlardı. Babasının erkek çocuk isteği de zaten <br>hep bu köy baskısındandı. Yoksa onlar çekirdek ailelerinde çok mutlulardı. Babası evlat <br>ayrımı yapmaz, hepsini çok severdi. Hayat zordu. Geçinmek hiç kolay değildi. Hele köy <br>yerinde işler fiziksel güç isterdi. Bu nedenle birbirlerine hep yardım ederlerdi. Annesi, hamile <br>olduğundan işleri yapmakta zorlanıyordu. Özellikle son aylarda, işlerin çoğu babasına <br>kalmıştı. <br>                                        (1 gün önce) <br>Babası, Güneş ışıklarının penceredeki aralıktan içeri süzülüp gözüne gelmesiyle <br>uyandı. Aslında uyuyalı birkaç saat anca olmuştu. Bütün gece annesinin ağrılarından dolayı <br>kimse uyuyamamış, sabaha karşı hepsi oldukları yerde dalıp kalmışlardı.  Babası kısa bir süre <br>tavana gözlerini dikip boşluğa öylece baktı. “İçinden, yaradana eşini ve çocuklarını verdiği <br>için şükretti. Bir evlat sahibi olabilmek için eşinin 9 ay boyunca nelere dayanmaya <br>çalıştığının en yakın şahidiydi. Yeni bir can dünyaya getirmek ne kadar kutsaldı. O kadar <br>acıyı çekip; doğum yapmakla iş bitmiyordu. Bundan sonrası daha meşakkatli bir yoldu. Bu <br>yolda eşine destek olacağına söz verdi kendi kendine… Başını eşinden tarafa çevirdi. <br>Simsiyah uzun saçları yastığın üzerine dökülmüştü. Usulca bir tutam saçı avucuna alıp, <br>öptü. Büyük bir hayranlıkla onu inceledi. Kirpikleri ne kadar da uzundu. Burnu küçücüktü.                    Dudaklarının rengi buğday tenine o kadar güzel yakışıyordu ki... Yalnız gece <br>boyunca çektiği acılardan dolayı çatlamıştı dudakları. Yavaşça yataktan kalktı, eşini <br>uyandırmak istemiyordu. Mutfağa doğru yavaş adımlarla ilerledi. Mutfağın yanındaki <br>odada yatan kızlarına baktı kapıdan. Ne kadar masumlar diye düşündü. Kadir kıymet bilen <br>insanlara denk gelin inşallah diye aklından geçirirken; kalbinin sızladığını hissetti. Boğazı <br>düğümlenmiş, nefes alamaz olmuştu. Anlık bir durumdu bu, birkaç dakika sonra geçti. <br>Daha önce de olmuştu. Mutfakta önce çayı koydu. Yumurtaları, kaynatmak için dolaptan <br>çıkarıp yıkadı, tencerenin içine koydu ve ocağa yerleştirdi.” Babası derin düşünceler içinde <br>kahvaltıyı hazırlamaya devam etti. En büyük ablası seslere uyanmış, kalkıp mutfağa gelmişti. <br>Babasına gülümseyerek günaydın, dedi. Elini yüzünü yıkayıp bahçeye çıktı. Kahvaltı için <br>dalından domates, biber, salatalık toplayıp geldi. Bir tabağa hepsini doğradı. Yere sofra <br>örtüsünü serdikten sonra kardeşlerini uyandırmaya odaya gitti. Babası, kahvaltılıkları tepsiye yerleştirip, içeriye taşıdı. Annesinin yattığı odaya doğru yürüdü babası büyük bir hevesle, <br>heyecanla… Onu öperek uyandırdı. Annesi gülümseyerek açtı gözlerini. İyi ki sen, dedi <br>sadece. Beraber odaya geçtiler. Çocuklarda sofraya çoktan yerleşmişlerdi bile. Tam oturup <br>güle oynaya kahvaltı yapacaklarken kapı çalındı.  <br>Ablası kapıyı açmaya kalktı. Gelenler, dedesi ve babaannesiydi. Pek hayra gelmiş gibi <br>durmuyorlardı. Aradan çok geçmeden kapı gene tıkladı. Ama öyle sakin sakin değil, alacaklı <br>gelmiş gibi vuruyorlardı kapıya. Amcaları da gelmişti… Yanlarında, zayıf, uzun boylu, sarı <br>saçlı, mavi gözlü güzelce bir kız vardı. Kızın yaşının küçük olduğu ve korktuğu çok belli <br>oluyordu. Önce babaannesi başladı konuşmaya, annesi yine kız bebek doğurursa diye bu kızı <br>bulmuşlardı babasına evlenmesi için. Erkek çocuk doğuramayana kadın denmezmiş, soyları <br>nasıl devam edecekmiş. Ablası bu cümleyi duyduğunda önce annesine baktı. Annesi hiç tepki vermiyordu. Sanki başına gelecekleri hissetmiş gibiydi. Buralarda bu tarz olaylar çok <br>yaşanırdı belki de ondandı garipsememesi. Sonra babasına çevirdi gözlerini… Babası <br>gözlerini bir noktaya sabitlemiş öylece bakıyordu. Canı gibi sevdiği eşi ile ailesi arasında <br>kalmıştı. Annesi, onu doğuran büyüten kadın, nasıl olurdu da böyle konuşabilirdi. Konuşmayı <br>bırak nasıl ona evliyken başka birini bulup getirebilirdi. İki arada bir derede kalmıştı babası; <br>“anne” diyebildi sadece çünkü dedesi konuşmaya başlamıştı. Dedesi uzun boylu, ela gözlü, <br>cesur bir adamdı. Onun lafının üzerine kimse laf söyleyemezdi. Köyde tanınan, sevilen ve en <br>önemlisi sözü geçen biriydi. Dedesi “Bugün yarın doğum olur, eğer bu kadın gene kız çocuk <br>doğurursa, hala kapının girişinde bekleyen kızı işaret ederek; bu kız senin karın olacak ve bize <br>erkek torun doğuracak” dedi ve evden çıktı. Arkasından babaannesi ve amcaları gittiler. Bir <br>tek o kaldı. Amcaları ile gelen o kız. Kapıda öylece duruyordu…  <br>Babası, duvarları yumrukluyordu. Hiçbir şey söyleyememiş olmasına mı yansın, <br>yüzyıllardır değişmeyen bu kadın-erkek eşitsizliğine mi yansın bilemiyordu. Ablası, kızı içeri aldı. Kapıyı kapattı. Kıza hiç kimse tek laf etmedi. O da burada olmak istemiyordu. Zorla <br>getirildiği her halinden anlaşılıyordu. Evdeki derin sessizlik babasının sözleri ile bozuldu. <br>“Hazırlanın gideceğiz buralardan” dedi. Annesi şaşkınlıkla babasına nereye gideceklerini <br>sordu. Ne fark edecekti ki neresi olduğu, önemli olan hep birlikte huzurla yaşayacakları bir <br>yer olması değil miydi?  </p>
<p><br>Annesinin olduğu odaya doğru koştu. Ablası, annesine sarılmış; onu teselli etmeye <br>çalışıyordu. Aralarına bebeği de almışlardı. Babası annesinin elini tutmuş, yatağın yanına diz <br>çökmüştü. Ne güzel bir bebekti öyle. Bembeyazdı. Simsiyah saçları vardı. Kilosu da gayet <br>iyiydi. Annesinin hıçkırarak ağlamasına uyandığından bebeğin kız olduğunu tahmin etmişti zaten. Ama annesinin bebeğin kız olduğu için ağlamadığını; doğdukları, büyüdükleri, vatan <br>bildikleri köylerinden gitmek zorunda kaldıkları için ağladığını şimdi anlamıştı. Kalmak ya da <br>gitmek kendi tercihleri olsa belki annesinin zoruna gitmeyecekti. Ama gitmek zorunda <br>bırakılmak, işte o acıtıyordu kalbini, o hıçkırarak ağlatıyordu annesini… <br>Kararlaştırdıkları gibi eşyalarını hazırladılar. Annesinin biraz toparlanması <br>gerekiyordu. Kız kardeşine “Hayat” adını verdiler. Hayat bebek hepsinin hayatına, belki bu <br>kız kardeşler aracılığıyla çok sayıda kadının hayatına ilham olacaktı. Babaannesinin bulduğu <br>kız da onlarla gelecekti. Onun hayatına da dokunacaklardı. Onların hikâyesi asıl şimdi <br>başlıyordu. Hayat için hepsi mücadeleye hazırdı. Kız çocukların ve kadınların değer gördüğü <br>başka bir dünya mümkündü. Buna o kadar çok inanıyordu ki, annesine sıkıca sarıldı. Kulağına <br>“Annem sen çok değerlisin, Hayat’ ta çok değerli…” diye fısıldadı…</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Bulutlar Uçmaktan Yorulur Mu?</title>
<link>https://fikirizleri.com/bulutlar-ucmaktan-yorulur-mu</link>
<guid>https://fikirizleri.com/bulutlar-ucmaktan-yorulur-mu</guid>
<description><![CDATA[ KALBİNDEKİ ŞARKIYI SESLİ SÖYLEMEK İSTEYENLERE ÖZEL ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202504/image_870x580_67f134ffa5300.webp" length="46280" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sat, 05 Apr 2025 16:50:08 +0300</pubDate>
<dc:creator>Duygu HAMLI</dc:creator>
<media:keywords>Duygular</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Ege ve Minik Bulut ile duygularımızı ifade etmenin yollarını öğrenmeye hazırsan bu kitap sana göre. Duyguları anlamanın ve paylaşmanın ne kadar önemli ve değerli olduğunu keşfedeceksiniz.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Hayallerim Var Benim</title>
<link>https://fikirizleri.com/hayallerim-var-benim</link>
<guid>https://fikirizleri.com/hayallerim-var-benim</guid>
<description><![CDATA[ Senin de hayallerin varsa ve onlara nasıl ulaşacağını merak ediyorsan, bu kitap tam sana göre! Çünkü her büyük hikâye, bir hayalle başlar… ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202504/image_870x580_67f1314b281c4.webp" length="48616" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sat, 05 Apr 2025 16:34:28 +0300</pubDate>
<dc:creator>Duygu HAMLI</dc:creator>
<media:keywords>Hayaller, Çocuk</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Merhaba benim adım Elif. Yaşım sekiz. Evet, daha sekiz yaşında bir çocuğum. Biliyor musunuz? Benim bir sürü hayalim var. Yanlış okumadınız. Bir hayalim yok; birden çok hayalim var. Çevremdeki yetişkinler bana sekiz yaşındaki bir çocuğun ne hayali olabilir ki diyor. Ne yaşamışım, ne görmüşüm de hayaller kurmuşum. Onlar yanlış biliyor bence; Hayal kurmak için gözlerimizi kapatmamız yeterli. Hayallerimi size anlatmak için sabırsızlanıyorum. Ya siz? Okumak için sabırsızlanıyor musunuz?</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Gölgeler Dünyası</title>
<link>https://fikirizleri.com/goelgeler-dunyasi</link>
<guid>https://fikirizleri.com/goelgeler-dunyasi</guid>
<description><![CDATA[ Bir gün, gölgelerinin peşine takılan dört arkadaş, kendilerini hiç bilmedikleri bir dünyanın içinde bulurlar. Ancak Gölgeler Dünyası’nı kurtarmak sandıkları kadar kolay değildi… Çünkü asıl yolculuk, kendi iç dünyalarına yapılan bir keşifti.” ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202504/image_870x580_67f13029345d9.webp" length="52274" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sat, 05 Apr 2025 16:29:34 +0300</pubDate>
<dc:creator>Duygu HAMLI</dc:creator>
<media:keywords>Çocuk kitabı, Macera, Kendini Kesfetme</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Bir gün, gölgelerinin peşine takılan dört arkadaş, kendilerini hiç bilmedikleri bir dünyanın içinde bulurlar. Ancak Gölgeler Dünyası’nı kurtarmak sandıkları kadar kolay değildi… Çünkü asıl yolculuk, kendi iç dünyalarına yapılan bir keşifti.”</p>
<p>Eğer sen de bu gizemli yolculuğa katılmaya hazırsan, sayfaları çevirmeye başla! Çünkü bazı sırlar, sadece gölgelerin fısıltısıyla ortaya çıkar.</p>]]> </content:encoded>
</item>

</channel>
</rss>