MERAK EDENLER GEÇEBİLİR

Bu makaleyi sesli dinleyebilirsiniz...

Bazı soruların cevabı kitaplarda yazmaz… Bazıları yıldızlarda saklıdır. Atlas, Pera ve Işık’ın Gökyüzü Saati ile çıktıkları bu büyülü yolculukta; merakın, anıların ve gökyüzünün gizemli dünyasına adım atın. Çünkü bazen cevaplar konuşarak değil… rüzgârla gelir.

22 Mayıs 2026 - 21:40
22 Mayıs 2026 - 21:40 ⏱ 7 dk Okuma Süresi
 12  72
MERAK EDENLER GEÇEBİLİR

Atlasın maceraları 1

MERAK EDENLER GEÇEBİLİR

Bir zamanlar, dağların gökyüzüne değdiği sakin bir vadide Atlas adında bir çocuk yaşarmış. Atlas’ın en sevdiği şey soru sormakmış. Öyle sıradan sorular değil… İnsanların bazen düşünüp de dile getirmediği tuhaf, derin ve büyülü sorular…   Bir gün okul çıkışı arkadaşları Pera ve Işık’la birlikte dere kenarında otururlarken. Atlas yine dalmış gitmiş göğe bakıyordu.  Pera, “Yine ne düşünüyorsun Atlas?” diye sordu.     Atlas gözlerini ayırmadan  “Gökyüzünün neden bir sınırı yok?” diyerek cevapladı. Işık küçük bir taş alıp dereye atarken “Belki vardır ama insanlar ulaşamasın diye gizlenmiştir.” dedi.  Atlas “Bence gökyüzü insanın içindeki merak gibi… Sonu yok.”  O sırada yaşlı bir adam yanlarından geçiyordu. Sırtında eski bir çanta, elinde tahta bir baston vardı.Çocukların konuşmalarını duyunca durup. “Bazı soruların cevabı kitaplarda olmaz çocuklar," dedi gülümseyerek. “Onları görmek gerekir.”  Atlas heyecanlanmıştı.  “Nasıl yani?” diye sorduğunda.  Adam cebinden küçük, yuvarlak bir saat çıkardı bu saatin akrebiyle yelkovanı yoktu. İçinde minik yıldızlar dönüyordu.  “Bu, Gökyüzü Saati,” dedi.  Yaşlı adam saati avucunda çevirirken gözleri uzaklara dalmıştı. “Bu saat bana ait değil,” dedi.  “Ben de yıllar önce onu başka birinden almıştım.”  Atlas “Peki siz hiç yıldızlara dokundunuz mu?” diye sordu. Yaşlı adam gülümseyerek.  “Bir zamanlar ben de çok soru sorardım,” dedi.  “Sonra cevapların hepsini istememeyi öğrendim.”            “Bu saat gerçekten merak eden çocuklara yolu gösterir.”  Birden saat parlamaya başladı.  Etraflarındaki dünya sis gibi dalgalanıyordu. Sis çekilirken ayaklarının altındaki dere kaybolmuştu. Yerini pamuk gibi bulutlar almış, gökyüzü sanki yürünebilen bir denize dönüşmüştü.  Pera korkuyla Atlas’ın koluna sarılmıştı.  “Aşağı bakmayacağım… Aşağı bakmayacağım…”  Ama Atlas çoktan etrafı incelemeye başlamıştı bile. Bulutların arasında ışıklarla örülü ince yollar vardı. Kuşlar yıldız tozları bırakıyordu arkalarında. İleride dev bir kapı vardı.  Kapının taşlarına küçük isimler kazınmış bazıları ise silinmişti. Atlas parmaklarını taşın üzerinde gezdirdi. “Bunlar ne?” diye sordu.      Yaşlı adam bastonuna yaslanarak. “Merak edip geçenlerin izleri” dedi. Kapının üzerinde ise “Merak Edenler Geçebilir” yazıyordu.  Kapı açıldığında içerisi gece gibi karanlıktı, tavanda binlerce yıldız parlıyordu.  Atlas hayranlıkla “Eğer yıldızlara dokunabilseydik ne olurdu?” diye sordu. Tam o anda küçük bir yıldız yerinden kopup Atlas’ın önüne geldi.  Titrek ama sıcak bir ışığı vardı. Atlas elini uzatıp dokunduğu an kulaklarında kahkahalar yankılanmaya başladı. Çocukluğundan güzel anılar, annesinin sesi, yağmur kokusu, arkadaşlarının gülüşleri birer birer içine dolmuştu.  Şaşkınlıkla geri çekilirken..  “Yıldız anıları saklıyor…” dedi.  Yaşlı adam evet “İnsanların kalplerinde unutmadıkları güzel şeyler göğe yükselir” dedi.  Pera da bir yıldıza dokundu.  Bir anda küçükken kaybettiği oyuncağını hatırlayıp gülmeye başladı. Işık ise gözlerini kapatmıştı.  “Ben insanların birbirine bağırmadığı sessiz bir dünya gördüm…” derken büyük bir rüzgâr çıktı bulutların arasından dolaşıp uzun bir uğultuya dönüşüyordu. Atlas gözlerini kısarak..  “Rüzgârın bir sesi olsaydı bize ne söylerdi?”  O anda uğultu sanki konuşmaya başlamıştı.     “Koşmayı bırakın…”                  “Gökyüzüne bakın…”                    “Birbirinizi kırmayın…”                        “Küçük şeylerin değerini unutmayın…” Pera şaşkınlıkla etrafına bakınıyordu. “Gerçekten konuşuyor…”  “Hayır,” dedi yaşlı adam.  “Sadece dinlemeyi öğrendiniz.”  Çocuklar sessizleşmişti.   İlk kez rüzgârın içinde yalnızca ses değil, duygu olduğunu hissetmişlerdi. Tam o sırada yer sarsılıp, bulut yollar çatlamış, gökyüzü kararmıştı.  Yıldızların ışığı titrerken rüzgâr sustu. Gökyüzündeki mavilik yavaş yavaş koyulaşırken Atlas ilk kez korkuyu hissetti.  Atlas korkuyla “Ne oluyor?” diye bağırıyordu.  Yaşlı adam göğe bakarak.  “Dünya yavaşlıyor…” Bir anda her şey durmuştu.  Rüzgâr kesilmiş, bulutlar hareket etmiyor, kuşlar ise havada donup kalmış gibiydi.  Atlas’ın kalbi hızla atıyordu.  “Dünya dönmeyi bıraksaydı neler yaşanırdı?” diye sordu. Yaşlı adam elini uzattığında.  Bir tarafta güneşin hiç batmadığını, toprağın çatlayıp ağaçların yandığını, karanlığın hiç bitmediğini, göstererek diğer tarafa döndü orada ise.. Denizlerin buz tuttuğunu,  dev dalgaların kıyıları yuttuğunu ve insanların korkuyla göğe baktığını göstererek.  “Dünya dönmeyi bırakırsa denge bozulur,” dedi yaşlı adam. “Hayat hareketle devam eder.” Atlas derin bir nefes alarak.  Belki insanlar da dünya gibidir.  Üzülür, yorulur, korkar…  Ama yine de devam etmek zorundadırlar.  Bir süre sonra Gökyüzü Saati yeniden parlamaya bulutlar dönmeye başlamıştı.  Ve çocuklar bir anda yeniden dere kenarında buldular kendilerini. Sanki hiç gitmemişler gibi güneş yeni batıyordu.  Pera “Gerçek miydi bu?” diye soruyordu.   Işık “Bence bazı şeylerin gerçek olması için görülmesi gerekmez” diye cevaplarken.. Atlas gökyüzüne bakıyordu.  Artık yıldızlar ona eskisi gibi görünmüyordu. Sanki her biri bir hikâye taşıyordu. Çocuklar evlerine gitmek üzere yola çıkarken Atlas dönüp seslendi.  “Sizin adınız neydi?”  Yaşlı adam rüzgâra bakıp gülümsedi. “Merak edenler bana hep başka isimler verdi.” dedi.  Aslında. “o da eskiden Gökyüzü Saati’ni taşıyan bir çocuktu. ” Çocuklar gittikten sonra yaşlı adam dere kenarında yalnız kaldı. Gökyüzü Saatini açtı.  İçindeki yıldızlardan biri parlarken yıldızın içinde küçük bir çocuk görünüyordu.  Çocuk… gençliğindeki kendisiydi. Acaba o da bir zamanlar Atlas mıydı?  Ve o gece Atlas uyumadan önce pencereyi açıp rüzgârı dinledi.   Bazen cevaplar konuşarak değil…  Eserek gelirmiş ve dinlemeyi bilirsen ne söylediğini 'de duyabirsin. “Belki de gökyüzü hiçbir zaman cevap vermiyordu. Sadece merak edenleri dinliyordu.”       

              DİLEK SARIKAYA

Menajer : ilayda Can & Dilara sarıkaya

Tepkiniz Nedir?

like

dislike

love

funny

angry

sad

wow