<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
     xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
     xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
     xmlns:admin="http://webns.net/mvcb/"
     xmlns:rdf="http://www.w3.org/1999/02/22-rdf-syntax-ns#"
     xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
     xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/">
<channel>
<title>Yazarlar &amp;amp; Paylaşım Platformu &amp; Okan Ildız</title>
<link>https://fikirizleri.com/rss/author/okan-ildiz</link>
<description>Yazarlar &amp;amp; Paylaşım Platformu &amp; Okan Ildız</description>
<dc:language>tr</dc:language>
<dc:rights>Bu web sitesinin telif hakları © Fikir İzleri &amp;apos;ne (veya belirtilen kişiler hak sahibi olanlara) aittir ve ilgili mülkiyet, telif hakkı, ticari marka, kültür sanat, patent veya diğer kanunlar kapsamında korunmaktadır. © 2025 Fikir İzleri — Tüm hakları saklıdır. | Her Kalem Bir Söz, Her Fikir Bir İz Bırakır</dc:rights>

<item>
<title>Örgü</title>
<link>https://fikirizleri.com/orgu</link>
<guid>https://fikirizleri.com/orgu</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202606/image_870x580_6a252eefa9572.webp" length="79360" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Mon, 08 Jun 2026 14:10:57 +0300</pubDate>
<dc:creator>Okan Ildız</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif;">Saçları örgülü,<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif;">Bulutlar düğüm düğüm,<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif;">Gök, alabildiğince deniz;<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif;">Deniz, olabildiğince ağaç...<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif;">Ağacın her dalı düğüm düğüm,<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif;">Düğüm düğüm örülmüş,<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif;">Her teli saçlarının.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif;">Bulutlara özenmiş,<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif;">Ya da bulutlar ona.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif;">Çiçeklerle bezenmiş,<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif;">Çiçekler ona benzemiş.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif;">Uzunca da saçı,<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif;">Uzunca da örgüsü,<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif;">Her telinde başka bulut;<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif;">Her bulut, olabildiğince gök.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif;">Gök ile komşu yer,<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif;">Yel ile sarsılır örgü,<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif;">Yer sarsılır gök bakar,<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif;">Bulutlar da gök ile komşu;<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif;">Örgü ise bulutlarca...<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif;">Bulutlar düğüm düğüm.<o:p></o:p></span></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Distopya Kavramı Üzerine</title>
<link>https://fikirizleri.com/distopya-kavrami-uzerine</link>
<guid>https://fikirizleri.com/distopya-kavrami-uzerine</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202605/image_870x580_6a14bb51a2493.webp" length="126198" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sat, 30 May 2026 09:49:18 +0300</pubDate>
<dc:creator>Okan Ildız</dc:creator>
<media:keywords>Ütopya, Distopya, Edebiyat</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal" style="text-align: justify; text-indent: 35.45pt; line-height: 150%;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 150%; font-family: 'Times New Roman',serif;">Bir önceki denememde Ütopya kavramı üzerine konuşmuştuk. Şimdi de onun tam tersine, yani Distopya kavramına bakalım. Bu kavram, yine bir İngiliz olan John Stuart Mill tarafından 1868 yılında oluşturuldu. “Olmayan yer” anlamına gelen “Ütopia” sözcüğünün tersine “Kötü bir yer” anlamıyla kavramlaştı. Nasıl ki Ütopya kavramını ele alırken ideal olanın üzerinde durmuşsak, distopya kavramında da ideal olmayana yoğunlaşacağız.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify; text-indent: 35.45pt; line-height: 150%;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 150%; font-family: 'Times New Roman',serif;">Peki ideal olmayan aslında nedir? İdeal olmayan ideal olan kadar göreceli midir? Distopyalar gelecekteki gerçekleşememiş Ütopyaların bir sonucu mudur? Son olarak bu kavram edebiyata nasıl yansımıştır? Bu denemede bu soruların cevabını arayacağız. <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify; text-indent: 35.45pt; line-height: 150%;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 150%; font-family: 'Times New Roman',serif;">İdeal olanın nasıl ki iyiyle bir ilgisi yoksa, İdeal olmayanın da kötüyle ilgisi yoktur. Çünkü, ideal olmayan da yararcı bir anlayıştan beslenir ama aralarında bir fark vardır. O da bu yararcılığın ideal olmayanın aleyhinde olmasıdır. Ütopya, yozlaşmış sistemlerin önceki hallerini geliştirerek idealleştirir. Distopya ise bu yozlaşmış sistemlerin hızla yozlaşmaya devam ederek, artık içinden çıkılamayacak bir hale gelmesine anti-ideal bir açıdan bakar. Böyle bir anti-ideal, ona yarar sağlayacak ideal bir ütopyanın gerçekleşemeyeceğini öngörür. Bu yüzden de ideal olmayan, topluma faydası bulunmayandır.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify; text-indent: 35.45pt; line-height: 150%;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 150%; font-family: 'Times New Roman',serif;">Anti- idealler, gerçekleşmeyeceği öngörülen ideallerin sonuçlarıdır. Bu nedenle bunların göreceliği, bağlantılı bulundukları ideallerle sınırlıdır. İdeal olanlara birçok örnek verilebilir ama olmayanların bu örneklerin tersinden başka alternatifi olmaz. Mesela, ideallerden konuştuğumuzda işleyen bir hukuk sistemi yalnızca bunlardan biridir. Hatta ideal bir hukuk sistemi için de farklı görüşler ortaya çıkabilir. Anti- ideal olarak bakarsak, yozlaşmış bir hukuk sisteminin sonuçları daha nettir ve yoruma açık değildir. O yüzden görecelik konusunda ideal olmayana daha farklı bir gözle bakmak gerekir.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify; text-indent: 35.45pt; line-height: 150%;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 150%; font-family: 'Times New Roman',serif;">Umut, olumsuzlukların içinden ara sıra sıyrılıveren bazı olumlu şeylerden beslenir. Bu yozlaşmış sistemlerde de böyledir. Gerçekleşen bazı iyileşmeler umudu diri tutar. Eğer kayda değer hiçbir olumlu ilerleme yaşanmazsa umut, umutsuzluğa evirilir. Bu durum ütopya ve distopya kavramlarında da aynı biçimde gelişir. Bir ütopyanın gerçekleştirilmesi için çıkılan yolda küçük gelişmeler bu ülküyü canlı tutar. Ne zaman ki ilerleme durağanlaşır, orada bu ütopya ideali de yavaş yavaş distopya düşüncesine dönüşür. Çünkü ilerlemenin bittiği yerde gerileme başlar. Bu da umudun yerini umutsuzluğun almasına neden olur. İyimserlikle toplumun yararına tasarlanan ütopya ülküsü, artık peşinden gidilemez bir hayalden ibaret kalır. Böyle bir durumda da toplum karamsarlaşır ve distopya fikrine teslim olur.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify; text-indent: 35.45pt; line-height: 150%;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 150%; font-family: 'Times New Roman',serif;">Bilindiği gibi distopya kavramı ütopyadan daha çok edebiyatta yer edinmiştir. Bunun nedeni her açıdan çok iyi olan, kusursuz bir ütopya evreninin onları rahatsız etmesi olabilir. Bunun da birkaç sebebi olabilir. İlk nedeni, edebi yönden zayıflığıdır. Her şeyin iyi ve kusursuz olması aksiyonu azaltır, merak uyandırmaz ve okuyanı heyecanlandırmaz. Bu nedenle de okuyucu metnin devamını okumaya özendirmez. Öte yandan eylemlerin basit olması ve az olması, okuyucunun metne olan ciddiyetini kaybetmesine neden olur. Bu metinler o yüzden masal olarak nitelendirilebilir, bunu da hiçbir yazar istemez. Diğer bir sebebi de insanların kusursuz olmamasıdır. İnsanlar, edebiyatın kendilerine tutulan bir ayna olmasını isterler. Kendileri kusursuz olmadıklarından, okuduklarında da bunu beklerler. O yüzden bunun dışında kalan metinler dışlanır ya da çocukların eğitilmesinde masal, çocuk hikayesi gibi alanlar olarak yazılır.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify; text-indent: 35.45pt; line-height: 150%;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 150%; font-family: 'Times New Roman',serif;"><span style="mso-spacerun: yes;"> </span>Distopik edebiyata gelirsek, bu tür de bir umutsuzluğun ürünüdür. George Orwell, 1984 ve Hayvan Çiftliği romanlarını yazarken yaşadığı dönemde yükselen totaliter ve komünist rejimlerden etkilenmiştir. Onların, Orwell’in tahmin ettiği gelecekleri de bu eserlere yansımıştır. Bu türe önemli bir eser kazandırmış diğer bir isim de Fahrenheit 451 romanı ile Ray Bradbury’dir. Bradbury, bir gün sokakta yürürken polis tarafından durdurulmuştur. Sonra bu duruma çok içerleyerek, kendisine şu soruyu sormuştur: “Ya bu, böyle giderse?” bu sorunun cevabı için de önce bir öykü yazmıştır. Sonra da o öyküyü genişleterek, ortaya Fahrenheit 451 eserini çıkarmıştır.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify; text-indent: 35.45pt; line-height: 150%;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 150%; font-family: 'Times New Roman',serif;">Sonuç olarak insanlar, yitirdiği sistemleri düzeltmek için ütopyalar tasarladı. Gerçekleşemeyen ütopyaların, faydasız hayallere dönüşmesiyle de ortaya distopyalar çıktı.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify; text-indent: 35.45pt; line-height: 150%;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 150%; font-family: 'Times New Roman',serif;">Ütopyaların distopyalara dönüşmediği bir dünyada buluşmak dileğiyle…<o:p></o:p></span></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Orman</title>
<link>https://fikirizleri.com/orman</link>
<guid>https://fikirizleri.com/orman</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202605/image_870x580_6a0fc7e15644c.webp" length="26936" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 22 May 2026 22:42:01 +0300</pubDate>
<dc:creator>Okan Ildız</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal" style="text-align: justify; text-justify: inter-ideograph; line-height: 150%;">Puslu bir gecenin en karanlık anıydı. Issızlık adanın en yüksek tepesine hükmediyordu. Topraktan gözleri kaşınıyordu. Sanki dünyanın bütün topraklar gözlerine doluşmuştu. Buna başta anlam veremedi. Neredeyim diye sormaya kalmadan üzerinde birkaç kırkayağın dolaştığını fark etti. Alnı ter içinde kaldı. Boynuna doğru ilerlemekte olan kırkayağa daha fazla tahammül edemedi. <span style="mso-spacerun: yes;"> </span>Yattığı yerden kalkmaya yeltendi. Çürümüş ve yer yer üzerinde delikler oluşmuş garip bir kumaş, bunu engel oluyordu. Kefendeki deliklerden birini can havliyle yırtarak açtı. Tekrar kalkmaya yeltendiğinde, bu sefer başını bir tahtaya çarptı. Hiçbir acı hissetmedi. Tahtayı kenara itti ve bir sürü solucan aniden üzerine çullandı. Büyük bir korkuyla toprağı eşeleyerek toprağın üzerine çıktı.<span style="mso-spacerun: yes;">  </span><o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify; text-justify: inter-ideograph; line-height: 150%;"><span style="mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman';"><span style="mso-spacerun: yes;">        </span></span>Önce kafasını ve ellerini toprağın üzerine çıkardı. Sonra da tüm bedeniyle yeraltından kurtuldu. Sakalları ve tırnakları uzamış, beyni çatlıyor gibiydi ve gözleri kıpkırmızıydı. Bilinci pek de yerinde değildi. Ağzı sulandı ve biranda salyaları akmaya başladı. İki büklüm olan belinden kolları dizlerine sarkıyordu. Karşısına doğru gayriihtiyari bir bakış attı. Genç bir kadın, çıktığı mezarın başında dikilmişti. “Aybüke” diye seslendi. Sevinçten ağlıyordu ama Aybüke onu hiç fark etmeden, usulca yanından geçti. O an dizlerinin bağı çözüldü ve yere yığıldı. Aybüke, Yaman'ın açılmış mezarına doğru ilerlemekteydi, uzun bir süre mezarın eşilmiş çukuruna baktı, birden arkasını dönerek yürümeye başladı. Yürürken de yavaş yavaş silikleşerek ortadan kayboldu. Yaman şaşkınlıkla zorbela ayağa kaldı. Bir süre mezarına doğru baka kalıp umutsuzlukla arkasını döndü. <o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify; text-justify: inter-ideograph; text-indent: 35.45pt; line-height: 150%;">Karşısında Aybüke’nin babası dimdik ona bakıyordu. Yaman tam onun boğazına sarılacakken Aybüke’nin amcaoğlu elindeki tüfeğiyle Yaman'a ateş etti ve Yaman birdenbire yere yığıldı. Eliyle yarasını tuttu. Elinin kanla ıslanmadığını fark etti. O an akrep, çıyan ve onlarca haşere böğrünü yırtarak dışarı çıkmaya başladı. Dizlerinin bağı çözülüp yere yığıldı. Yerden geri geri sürünerek kaçmaya çalıştı. Sonrasında ise tüm böcekler gözden kayboldu. Hava kararıyordu, büyük bir gök gürültüsü koptu. Gökten bardaktan boşalırcasına yağmur yağmaya başladı. Yağmur damlaları zamanla kızıllaşmaya başladı. Gökten düşen her damla teninde yaralar açıyordu.<span style="mso-spacerun: yes;">  </span>Baştan aşağıya bu kızıllığın verdiği acıyla yıkandı. Yağmur birden durdu. Karşısında kendisini gördü. Narsist bir hayranlıkla kendisine baktı Ardından yanında bir karartı belirdi. Karartıya doğru dişleriyle atılarak, ona saldırmaya başladı. Karartıdan onu doğru oluk oluk kan fışkırıyordu. Fışkıran kanlar Yaman'ın bedenini bir kez daha ıslatmaya başladı. Bu kan damlalarıyla, açılan yaralar hızla kapanmaya başladı. Bu onun hoşuna gitmeye başlamıştı. Kan ona kendisini dünyanın efendisi gibi hissettiriyordu ve bu onu daha da kana susatmıştı. Gözleri dönmüştü. Çevresine aç bir avcının bakındığı gibi bakınmaya başladı. Yabani bir tavşan gördü, hemen ağaçların arasına saklandı. Tavşana doğru atıldı. Tavşan hareket bile edemeden pençeleşen ellerinin arasında can verdi.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify; text-justify: inter-ideograph; line-height: 150%;"><span style="mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman';"><span style="mso-spacerun: yes;"> </span></span>Eskisine nazaran büyüyen ve keskinleşen dişlerini hayvanın narin boynuna geçirince ağzına dolan kan onu çılgına çevirdi. Artık kendisini dünyanın efendisi gibi değil, tiksindiği bir canavar gibi hissediyordu. Buna rağmen kanı içmekten de geri kalmıyordu. O esnada uzakta kanlı canlı bir insan gördü. Kan arzusunun verdiği tutkuyla, ona doğru dört nala koşmaya başladı. Yaklaştığında ise şaşırdı, bu kişi Aybüke ‘idi.<span style="mso-spacerun: yes;">   </span>Aybüke, eliyle kendisini takip etmesini istedi. Sonra Yaman’ı ormanlık bir alana götürdü. <o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify; text-justify: inter-ideograph; text-indent: 35.45pt; line-height: 150%;">Yaman artık her şeyi hatırlıyordu, onu bu ormanda öldürmüşlerdi. Aybüke'nin ailesi evlenmelerine razı olmadığı için beraber Yaman'ın babasının ormandaki evine kaçmışlardı. Kısa bir süre sonra nerede saklandıkları anlaşıldı. Aybüke'nin ailesi evi basıp Aybüke'yi evden alsalar da Yaman’ı yakalayamadılar. Onu ormanı derinliklerine kadar kovaladıktan sonra yakaladılar. Aybüke'nin amcaoğlu, Yaman'a dayadığı tüfeğini, bir anlık öfke ile ateşledi ve onu oracıkta öldürdü.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify; text-justify: inter-ideograph; line-height: 150%;"><span style="mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman';"><span style="mso-spacerun: yes;">        </span></span>Aybüke tekrar ortadan kayboldu. Yaman bu akıl oyunlarından artık çok sıkılmıştı. Gerçeği görmek için hızla Aybüke’nin evine doğru koştu. Kapıyı çaldı, kapıyı açan Aybüke’ydi. Yamanı görünce korkudan adeta dili tutuldu. Yaman ise Aybüke'ye büyük bir özlemle baktı ama içindeki dürtü aklını bulandırıyordu. İfadesi donuklaştı. Gözlerindeki sevginin şeytani bir acımasızlığa evrilmesiyle Aybüke'nin boynuna saldırdı ve Aybüke oracıkta çığlıklar atarak çok sevdiği Yaman’ın ellerinde can verdi. Buna uyanan Aybüke’nin babası kuşandığı tüfekle birlikte, tüm ev halkıyla oraya koştu. Kızının yerde uzanan cansız bedenini görün baba silahını ateşledi.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify; text-justify: inter-ideograph; text-indent: 35.45pt; line-height: 150%;"><span style="mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman';"><span style="mso-spacerun: yes;"> </span></span>Yaman, kaçmayı başardı. Aybüke’nin ailesi onu, ormanın derinliklerine kadar kovaladı. Sonunda da etrafını çevirdi. Aybüke’nin babası içindeki tüm silahını son kez Yaman’a doğrulttu. Gecenin karanlık ayazında kısa ve yüksek bir ses, kara ormanın derinliklerinde yankılandı.<o:p></o:p></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Ütopya Kavramı Hakkında</title>
<link>https://fikirizleri.com/utopya-kavrami-hakkinda</link>
<guid>https://fikirizleri.com/utopya-kavrami-hakkinda</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202605/image_870x580_6a0cabe5bf07f.webp" length="84480" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Wed, 20 May 2026 12:40:00 +0300</pubDate>
<dc:creator>Okan Ildız</dc:creator>
<media:keywords>Ütopya</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal" style="text-align: justify; line-height: 150%;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 150%; font-family: 'Times New Roman',serif;">Bilindiği gibi Ütopya kavramı Thomas More’un aynı adlı kitabından çıkmıştır. Thomas More kitabında Ütopya adlı ideal bir ada ülkesinden bahseder. Onların devlet yapısını, kültürünü ve ahlakını över. Bu kitap dönemin yozlaşmış İngiltere’sine sert bir tepkidir. Tabi Ütopya kavramı zamanla anlam genişlemesine uğrayarak, olması gereken yer, ülke ya da doğrudan ülkeyi yöneten sistem anlamını kazanmıştır. Aynı zamanda bazı sistemlerin gerçekleşemeyeceğini ifade etmek için, hakaretvari bir şekilde de kullanılmıştır.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify; text-indent: 35.45pt; line-height: 150%;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 150%; font-family: 'Times New Roman',serif;">Peki ya ideal olanlar niye hep Ütopya Adası’nda kaldı? Neden XVI. Yüzyılın Geç Rönesans’ından bu yana hatta insanlık tarihin başından beridir olması gerekenler olmadı? İdeal olan gerçekte neydi ve göre göreydi? Bu yazdığım yazıda bunların cevabını arayacağım.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify; text-indent: 35.45pt; line-height: 150%;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 150%; font-family: 'Times New Roman',serif;">Cevap aramaya son sorudan başlayalım. En başta ideal nedir? İdeal sözcüğü, ulaşılmak istenen bir ülkü, hedef anlamına gelir. Buna göre ideal olanın iyi ya da kötü ile alakasının olmadığını düşünüyorum. İdeal kavramının aslında bir hedef olmasından ötürü, iyi ya da kötü ile ilgisinin olmaması, bu hedefin nedensiz olduğu anlamına gelmiyor. Örneğin, Kolomp’un Amerika’yı keşfine bakalım. Hedef Hindistan’a bir alternatif yol bulmaktır. Amaç ise ticaridir. Her ne kadar o hedefine ulaştığını sansa da bulduğu yer Hindistan olmadığından aslında hedefine ulaşamamıştır. Bu böyle olsa da bulduğu yerde kendine başka bir hedef bulmuştur. O da bu hinterlandı sömürgeleştirmektir. Amaç ise buradan İspanya’ya zenginlik aktarılmasıdır. Bu örneğe bakarsak, burada etik değerlere uygun iyi bir ülkü yok. Tam aksine halkların sömürülmesi gibi insanlık dışı bir hedef var. İşte bu noktada şunu anlıyorum ki ideal olan iyilik veya kötülükle değil doğrudan yararcılıkla bağlantılıdır. Çünkü pragmatik anlayış nötr bir tutum sergiler. Bir ülküde düşünülen, etik değerlere ne kadar uyulduğundan çok o hedefin sonucunun ne kadar fayda sağlayabileceğidir. Peki o zaman, ideal olan neden hep iyi şeylerdir? Çünkü bazı sistemlerin yozlaşarak çökmesi, toplumları her açıdan büyük zararlara uğratır. Zamanla bu eski sistemlere özlem duyulur. Bu özlemle yine bu yitik sistemler romantize edilir. Romantize edilen sistemler fikren geliştirilerek kuramlaştırır ve ideal olana dönüşür. İdeal olanın da kökünde yine yararcı bir anlayış vardır. Çünkü, yitirilen sistemlerin bozulmadan önceki halleri kuramlaştırarak geliştirilir. Ardından bir ideale dönüştür. Bu durumda tamamen pragmatiktir. Bunun nedeni de oluşturulan idealin, bozulan sistemlerin toplumlarda yarattığı olumsuz etkiyi ortadan kaldırmayı amaçlamasıdır.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify; text-indent: 35.45pt; line-height: 150%;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 150%; font-family: 'Times New Roman',serif;">Peki ideal olan neden hep ütopyalarda kaldı? Çünkü ekonomi doğru hamlelerle düzeltilir. Eğitimde reform yapılabilir. Yargı modernleştirilebilir ama toplumsal yozlaşmanın önünü almak bunlara göre daha zordur. Bunun yanında yozlaşma ile ekonomi, eğitim ve yargı alanları birbiriyle ilişkilidir. Ortada bir yozlaşma varsa, bu saydığım alanlar da yozlaşmadan nasibini almıştır. Bu üç temel alan düzeltilmedikçe de yozlaşma önlenemez. Tabi bu alanların düzeltilmesi uzun zaman alır. Bundan ötürü de değişerek ve gelişerek oluşturulan yeni sistemler ideal olanın çizgisinden uzaklaşır. Böylece bu idealler Ütopya Adası’nda mahsur kalır. Bu durumu yine sömürgecilikten bir örnekle açıklayalım. İlk önce hedef sömürgecilik değildi. Hindistan ve Çin gibi dünya ticaretinin döndüğü bölgelere alternatif yollar aramaktı. Bunun sebebi ise yozlaşmış ekonominin düzeltilmesiydi. Hindistan yerine Amerika Kıtaları bulundu ve sömürgecilik fikri hızla gelişti. Bunun sonucunda ekonomi düzeltilse de ideal olandan uzaklaşıldı. Bu da yozlaşmayı daha da artırdı. Dünyamızı her şeyin alınır satılır metalar olduğu bir sisteme sürükledi. <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify; text-indent: 35.45pt; line-height: 150%;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 150%; font-family: 'Times New Roman',serif;">Sonuç olarak, insanlık yitirdiği sistemlerin sonucunda yozlaştı ve bu yozlaşmaya alternatif olarak ütopyalar tasarladı. Bu ütopyalar da bozulan sistemlerin ve yozlaşan toplumun etkisiyle sadece ütopya olarak kaldı.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify; text-indent: 35.45pt; line-height: 150%;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 150%; font-family: 'Times New Roman',serif;">Gerçekleşen barış içerisindeki ütopyaların bulunacağı bir dünya da buluşmak dileğiyle… <o:p></o:p></span></p>]]> </content:encoded>
</item>

</channel>
</rss>