VALİZ

Bu makaleyi sesli dinleyebilirsiniz...

Yetmiş yaşındaki Nermin, yıllar önce yarım kalan aşkına ve geçmişine dönmek için kasabasına doğru yola çıkar. Eski bir valizin içinde sakladığı anılar, onu kırk iki yıl önce verdiği ayrılığın izlerine ve unutulmayan bir sevdaya götürür. Bazı yolculuklar, insanın geçmişte bıraktığı kendisini bulması içindir.

8 Kasım 2026 - 09:05
8 Kasım 2026 - 09:05 ⏱ 8 dk Okuma Süresi
 0  7
VALİZ

Geçmişe Açılan Bir Yolculuk…

Kasabanın garajında, yağmurun ince ince yağdığı bir sonbahar sabahı eski bir valiz duruyordu. Kahverengi derisi yer yer çatlamış, pirinç tokaları kararmış, sapı yılların yorgunluğuyla yumuşamıştı. Yanından geçenler dönüp bakmıyor, kimse kime ait olduğunu merak etmiyordu. Oysa o valiz, içinde bir ömür taşıyordu.

Yetmiş yaşındaki Nermin Hanım, otobüsün kalkmasına yarım saat kala bankta oturmuş, gözlerini valizinden ayıramıyordu. Bir eli bastonunda, diğer eli dizlerinin üzerindeydi. Yağmur, başındaki koyu renkli eşarbın kenarlarına düşerken gözlerinde uzak bir geçmişin izleri dolaşıyordu.

Bu valizle ilk yolculuğunu yaptığında henüz on sekiz yaşındaydı.

O gün de böyle yağmur yağıyordu.

Yıl 1974'tü. Kasabanın sokakları çamur içindeydi. Evlerin bacalarından yükselen dumanlar soğuk havaya karışıyor, fırından yeni çıkmış ekmeklerin kokusu dar sokaklarda dolaşıyordu. Nermin, annesinin sandığından çıkardığı iki elbiseyi, birkaç parça çamaşırı ve kenarı dantelli bir mendili bu valize yerleştirmişti.

Valizin içine bir de mektup koymuştu.

Mektup, İstanbul'da yaşayan teyzesine değil, kalbini ilk kez çarptıran adama aitti.

Adı Cemal'di.

Cemal, kasabanın postanesinde çalışan, saçlarını yana tarayan, konuşurken gözlerinin içi gülen bir gençti. Nermin'le ilk kez bir bahar günü çeşme başında karşılaşmışlardı. Nermin'in elindeki bakır tas yere düşmüş, Cemal eğilip tası almıştı.

“Bunu düşürdünüz.” demişti.

Nermin başını kaldırdığında hayatının yönünü değiştirecek o bakışla karşılaşacağını bilmiyordu.

Sonrası; gizli buluşmalar, yarım kalan cümleler, bahçenin duvarından uzatılan küçük çiçekler ve akşamları pencereden pencereye taşınan bakışlarla dolu günlerdi.

Fakat o yıllarda aşk, yalnızca iki insanın birbirini sevmesiyle yaşanmıyordu. Aileler vardı, gelenekler vardı, söylenmemiş sözler ve aşılması güç duvarlar vardı.

Nermin'in babası, kızının Cemal'le evlenmesine karşı çıkmıştı. Cemal'in ailesi yoksuldu. Babasına göre sevgi karın doyurmazdı.

“İnsan ömrünü sevdayla geçiremez, kızım.” demişti bir akşam. “Yarın bir gün aç kalırsan aşk mı doyuracak seni?”

Nermin cevap verememişti. Çünkü babasının karşısında sözleri değil, gözyaşları konuşuyordu.

Bir hafta sonra İstanbul'daki bir akrabalarının yanına gönderilmesine karar verildi.

İşte o sabah annesi bu eski valizi yatağın üzerine koymuştu.

“Al kızım.” demişti gözlerini kaçırarak. “Lazım olur.”

Nermin, annesinin kendisine sarılırken sessizce ağladığını hatırlıyordu. Babası kapının önünde durmuş, yüzünü başka tarafa çevirmişti. Cemal ise garajın karşısındaki eski çınarın altında bekliyordu.

Nermin onu görmüştü.

Cemal de onu görmüştü.

Ama ikisi de birbirine doğru yürüyememişti.

Otobüsün motoru çalıştığında Cemal cebinden küçük bir kâğıt çıkarıp Nermin'e uzatmıştı. Kâğıt, otobüsün açık penceresinden içeri düşmüştü.

Üzerinde yalnızca bir cümle yazıyordu:

“Bir gün dönersen, seni aynı yerde bekliyor olacağım.”

Nermin o kâğıdı yıllarca sakladı.

İstanbul'a gitti. Çalıştı, evlendi, çocuk büyüttü. Hayat, insanın elinden tutup onu istemediği yollara da götürebiliyordu. Kocası iyi bir adamdı; çocukları evinin neşesiydi. Fakat bazı geceler herkes uyuduktan sonra eski mektubu çıkarır, Cemal'in el yazısına bakardı.

Yıllar geçti.

Kasabadan haberler gelmeye devam etti. Eski komşular evlendi, bazıları göçtü, bazıları toprağa verildi. Bir gün annesinin öldüğü haberini aldı. Bir başka gün, çocukluğunun geçtiği evin satıldığını öğrendi.

Cemal'den ise hiç haber alamadı.

Belki evlenmişti. Belki başka bir şehre gitmişti. Belki de onu çoktan unutmuştu.

Nermin, hayatın önüne koyduğu sorulara cevap aramayı bıraktı. İnsan bazen cevabını bilmediği şeylerle yaşamayı öğreniyordu.

Şimdi, kırk iki yıl sonra, elinde yine aynı valiz vardı.

Kocası beş yıl önce vefat etmiş, çocukları kendi yuvalarını kurmuştu. İstanbul'daki evi artık ona fazla büyük, sokakları fazla kalabalık geliyordu. Bir sabah hiçbirine haber vermeden kararını vermişti.

Kasabasına dönecekti.

Otobüsün muavini yanına yaklaştı.

“Anneciğim, otobüs birazdan kalkacak. Yardım edeyim mi valizine?”

Nermin başını kaldırıp gülümsedi.

“Sağ ol evladım. Bu valiz benimle çok yol gördü. Biraz daha yürür.”

Ayağa kalktı. Valizi kaldırırken sapı avucunun içinde tanıdık bir sıcaklık bıraktı. Sanki yıllar önceki genç kız hâlâ o valizin içinde bir yerde yaşıyordu.

Otobüse bindiğinde cam kenarına oturdu. Kasabaya giden yolları izlerken kalbi gençliğindeki gibi telaşla çarpmaya başladı.

Acaba Cemal hâlâ yaşıyor muydu?

Yaşıyorsa onu hatırlar mıydı?

Yoksa yıllar, ikisinin de yüzünü birbirine yabancılaştırmış mıydı?

Otobüs kasabaya vardığında öğleden sonra olmuştu. Yağmur durmuş, bulutların arasından güneş çıkmıştı. Nermin, garajın taş duvarlarına baktı. Bazı şeyler değişmişti. Eskiden bilet alınan küçük kulübenin yerinde bir büfe vardı. Çınar ağacı büyümüş, dalları yolun üzerine kadar uzanmıştı.

Ama bank hâlâ oradaydı.

Nermin valizini yanına koyup bir süre oturdu.

Tam kalkmaya hazırlanırken karşı kaldırımdan yaşlı bir adamın kendisine doğru yürüdüğünü gördü. Elinde baston vardı. Başındaki kasketin altından görünen saçları bembeyazdı. Yürüyüşü yavaştı ama bakışlarında tanıdık bir şey vardı.

Adam birkaç adım kala durdu.

“Nermin?”

Kadın nefesini tuttu.

“Cemal?”

Yaşlı adamın dudakları titredi. Gözleri doldu. Yılların arasından geçip gelen bir gülümseme yüzüne yayıldı.

“Geleceğini biliyordum.” dedi.

Nermin, gözlerinden süzülen yaşları silmeye çalışmadı.

“Bunca yıl sonra mı?”

Cemal başını eğdi.

“Bunca yıl sonra.”

Aralarında uzun bir sessizlik oldu. O sessizlikte söylenememiş sözler, yarım kalmış hayaller, kaçırılmış baharlar vardı. İkisi de gençliklerini geri getiremeyeceklerini biliyordu. Zaman, insanın elinden aldığı hiçbir şeyi olduğu gibi geri vermiyordu.

Cemal valize baktı.

“Onu hâlâ saklıyor musun?”

Nermin şaşkınlıkla yüzüne baktı.

“Neyi?”

“Valizi. O gün de yanındaydı.”

Kadın gülümsedi.

“Bazı şeyler atılmıyor, Cemal. İnsan, içinde ne taşıdığını unutsa bile onları bırakamıyor.”

Cemal yanındaki banka oturdu.

“Ben de seni unutamadım.” dedi. “Ama hayat işte… Bazen beklemekten başka bir şey yapamıyorsun.”

Nermin onun ellerine baktı. Bir zamanlar mektuplar yazan, çiçekler koparan, gençliğin heyecanıyla titreyen o eller şimdi yaşlı ve güçsüzdü.

“Ben de seni unutmadım.” diye fısıldadı.

O gün uzun uzun konuştular. Çocuklarından, kaybettiklerinden, yaşadıkları yıllardan söz ettiler. Birbirlerine anlatacak çok şeyleri vardı ama zamanları azalmıştı.

Güneş batmaya yaklaşırken Cemal ayağa kalktı.

“Yarın yine gelir misin?” diye sordu.

Nermin valizinin sapını tuttu.

“Gelirim.” dedi. “Artık bir yere yetişmem gerekmiyor.”

Ve ilk kez bu cümleyi söylerken içi acımadı.

Akşam, kasabanın eski evlerinden birinde ışık yandı. Nermin yıllar sonra ilk kez penceresini açtı. Uzaklardan bir köpeğin havlaması, komşu evden gelen tabak çanak sesleri ve sokaktan geçen bir satıcının yankılanan sesi duyuluyordu.

Her şey eskisi gibi değildi.

Ama bazı duygular yıllara rağmen yerini koruyordu.

Nermin valizini yatağın yanına koydu. Tokalarını açtı, içindeki eşyaları çıkardı. En dipte, sararmış bir mendilin arasına sakladığı eski mektubu buldu.

Kâğıdı dikkatle açtı.

“Bir gün dönersen, seni aynı yerde bekliyor olacağım.”

Nermin mektubu göğsüne bastırdı. Sonra valizin kapağını kapattı. Bu kez içinde gideceği bir hayat değil, geri döndüğü bir geçmiş vardı. İnsan bazen bir ömür boyunca taşıdığı valizi ancak yolun sonunda açabiliyordu. Çünkü bazı yolculuklar bir yere varmak için değil, insanın kendinde bıraktığı bir parçayı bulmak için yapılıyordu.

Tepkiniz Nedir?

like

dislike

love

funny

angry

sad

wow

Zeynep Kıvanç Zeynep Kıvanç, 1986 Bartın Amasra doğumlu yazar ve şairdir. 3 çocuk annesi olan Kıvanç, İstanbul'da yaşamaktadır. Geçmişte elinden alınan eğitim haklarını açık öğretimden geri almak için mücadele etmekte ve eğitimi için elinden gelenin en iyisini yapmaktadır. Kıvanç'ın çeşitli sitelerde birçok edebi yazısı yayınlanmakta ve edebiyat dünyasını zenginleştirmektedir. Edebiyat dünyasına kattığı şiirleri ve yazıları ile Fikir İzleri'ne katılım sağlamaktadır. 3 adet yayınevinden çıkan eseri bulunmaktadır. Birbirinden farklı ve güzel konularla kalemini zenginleştiren Kıvanç, edebiyata duyduğu derin tutkusuyla yaşamını sürdürmektedir. Basılı olan eserleri; Mavi Elbiseli Gazze, Dört Duvar Arasındaki Beşinci Adım ve Kırık Zamanlar Günlüğü'dür