ÇEKİLENİN VE İLERLEYENİN TÜRKÜSÜ

Bu makaleyi sesli dinleyebilirsiniz...

Demir tekerlekler raylara tutundu, buhar göğe yükseldi. İnsanlık, kendi gücüyle mesafeleri yenebileceğini ilk kez bu kadar derinden hissetti.

7 Kasım 2026 - 09:58
7 Kasım 2026 - 09:58 ⏱ 5 dk Okuma Süresi
 0  11
ÇEKİLENİN VE İLERLEYENİN TÜRKÜSÜ

ÇEKİLENİN VE İLERLEYENİN TÜRKÜSÜ

Her şey, henüz demirin ateşte yumuşamadığı, yolların toprakla, mesafelerin atların nefesiyle ölçüldüğü kadim bir çağda, insanlığın kaderini değiştirecek o sesle başladı.

Latince’nin serin ve kadim tınısından doğan trahere, yani çekmek, sürüklemek... Orta Çağ’ın çamurlu patikalarında bu kelime, yükü taşıyan zavallı beygirlerin arkasına takılan ağır sepetleri, kralların görkemli cüppelerinin taşlı toprakta iz bırakan kuyruklarını anlatırdı. O devirde çekilen her şey, insanın kaderine boyun eğişinin bir simgesiydi. Kelime, mecalsiz bir yükün peşinden sürükleniyordu.

Aylar, yüzyıllar devrildi. Dünya insanoğluna dar gelmeye başladı. Kömür karası elleriyle toprağın altındaki hazineleri kazan mühendisler, o eski Latince kökü ateşle yeniden yoğurdular.

Yıl 1804’tü. Galler’in dağlarında, deneme tahtası gibi duran kaba saba bir demir yolun üzerinde, Richard Trevithick adında inatçı bir adam duruyordu. Kendi elleriyle ördüğü demir gövdenin içine su döküp ateşi harladı. Ve birden... O ilk buharlı canavar, boğuk bir çığlıkla uykusundan uyandı. Demir tekerlekler raylara tutundu, buhar göğe yükseldi. İnsanlık, kendi gücüyle mesafeleri yenebileceğini ilk kez bu kadar derinden hissetti. Yerin göğün inandığı o an, on tonluk demir yığını, arkasına dizilmiş vagonları ardına takıp yürümeye başladı. İşte o gün, Latince’deki o yorgun trahere kelimesi kabuk değiştirdi. Artık arkaya takılıp çekilen şey bir çuval saman ya da bir gelin eteği değil, insanlığın ta kendisiydi. Adına tren denildi.

Ancak demir, henüz bu devasa öfkeye boyun eğecek kadar olgunlaşmamıştı. Raylar kırılıyor, buharlı makineler sık sık yolda kalıyordu. İnsanların sabrı, boyun eğmeyen demirle sınanıyordu. Ta ki George Stephenson sahneye çıkana kadar... 1825’te Stephenson’ın Locomotion No. 1 adlı lokomotifi, çan sesleri ve kömür dumanları arasında yola çıktığında yalnızca bir makine hareket etmiyordu; mesafeler bükülüyor, zamanın kronometresi yeniden kuruluyordu.

Artık tren, maden ocaklarının mahzeninden kurtulmuş, dünyanın kalbine doğru kükrüyordu.

Gözünüzün önüne getirin: 1869 yılının kızıl bir gün batımı... Amerika’nın uçsuz bucaksız bozkırlarında, Doğu’dan gelen demir yolu ile Batı’dan gelen demir yolu ortada buluşuyor. Binlerce işçinin balyoz sesleri arasında iki okyanus birbirine kavuşuyor. Haftalarca süren, çöllerde ve vadilerde devam eden o tehlikeli yolculuklar, artık pencerelerinin buğulu camlarının ardından manzaraları izleyen çocukların neşeli kahkahalarına dönüşüyor.

Ya o efsane? Orient Express... 1883’ün serin bir sonbahar sabahında Paris’ten hareket eden, sarı bantlı o lüks saray, sadece bir ulaşım aracı değildi. O, aristokratların, casusların, aşkların ve cinayetlerin vagon vagon peş peşe dizildiği kayan bir dünyaydı. Pera Palas’ın lobilerinden tahta valizlerle binen Agatha Christie’ler, çaylarını yudumlarken pencerelerinin dışında akıp giden rayların hırıltısını dinliyorlardı. Tren artık bir yolculuktan ibaret değildi; raylar üzerinde ilerleyen bir romandı. Her vagon bir sır saklıyor, her istasyon başka bir hayatın kapısını aralıyordu. Pencerelerden yalnızca şehirler değil, insanın arzuları, korkuları ve yarım kalmış hikâyeleri de akıp geçiyordu.

Zaman aktı, kömürün karası yerini elektrik pırıltılarına bıraktı. 1964’te Japonya’nın dağlarını delip geçen Shinkansen, o mızrak burunlu dev, saatte yüzlerce kilometre hızla adeta rayların üstünde uçmaya başladı. Bugün maglev trenleri mıknatısların üzerinde havada süzülürken, milattan önceki o Latince çekmek fiili, uzaya uzanan bir ok gibi geleceğe saplanıyor.

Ve biz hâlâ kalkmak üzere olan o büyük trenin penceresindeyiz. Geçmişin kömür dumanı usulca dağılırken yarının sessiz hızı ufukta beliriyor. Raylar uzanıyor. Zaman ilerliyor. İnsanlık, ardında bıraktığı her şeyle birlikte geleceğe yol alıyor.

Ve belki de bütün yolculukların sonunda, bazen insanın ilerlemek için bir şeyleri geride bırakması gerekir; bazen de geride bıraktıkları onunla birlikte yolculuk eder.

DİLEK SARIKAYA

Menajerler: İlayda Can ve Dilara Sarıkaya

Tepkiniz Nedir?

like

dislike

love

funny

angry

sad

wow