SAKLI GÜNAHIN GECESİ - BÖLÜM 6

Bu makaleyi sesli dinleyebilirsiniz...

Bazı kuyulardan insanı başkasının eli değil, kendi iradesi çıkarıyordu.

6 Kasım 2026 - 06:46
6 Kasım 2026 - 06:46 ⏱ 7 dk Okuma Süresi
 0  2
SAKLI GÜNAHIN GECESİ - BÖLÜM 6

Fırat’ın yüzüne her baktığında Gülce’nin midesi bulanıyordu. Ama Fırat’tan değildi bu. Onun varlığından hiç değildi. Kendi yüzünü Fırat’ın gözlerinde gördüğü içindi. O geceyi hatırladıkça boğazı düğümleniyor, gözlerini kapattığında istemediği görüntüler yeniden beliriyordu. Bir kapı, bir oda, bir dokunuş…

İnsan bazen bir anlık zaafıyla ömrünün taşıyamayacağı bir yükü sırtlanıyordu. Gülce de öyle yapmıştı. Fırat ona sarıldığında bile içinde aynı cümle yankılanıyordu:

"Sen bunu hak etmiyorsun." 

Fırat’ın alnına kondurduğu bir öpücük, omzuna bıraktığı bir el, sessizce yanında duruşu…

Bunların her biri Gülce’nin suçluluğunu daha da büyütüyordu. Çünkü bazen insan, affedilmeye yaklaştıkça yaptığı hatadan daha çok utanıyordu.

Gülce iki hayat arasında kalmış gibiydi. Bir yanında Fırat vardı. Diğer yanında ise hiç kimsenin bilmediği o gece. Ve karnında büyüyen, bütün bu sırların ortasında hiçbir şeyden habersiz bir bebek…

Günler geçtikçe Gülce’nin korkusu büyüdü. Her sabah uyandığında elini karnına koyuyor, sonra gözlerini kapatıyordu.

"Ya babası Fırat değilse?" 

Bu sorunun cevabı henüz yoktu. Sekiz ay boyunca da olmayacaktı.

Bir sabah Fırat onu uyandırmak için elini tuttu. Gülce, uzun uzun o ele baktı. Yıllardır tanıdığı, düştüğünde tutunduğu, yorulduğunda sığındığı o el…

Gülce’nin gözlerinden bir damla yaş süzüldü.

"Ben sana kıydım." diye geçirdi içinden.

"Bize kıydım." 

Fırat uykulu gözlerle ona baktı.

“İyi misin?”

Gülce başını salladı.

Fırat hiçbir şey sormadı. Sadece elini biraz daha sıkı tuttu. Gülce o sıcaklığın içinde ilk kez başka bir şey hissetti. Belki de korkunun yanında umut da vardı ama umudun bile bir bedeli olabilirdi.

Bir akşam Fırat, Gülce’nin karşısına oturdu.

“Annen gelsin,” dedi.

Gülce başını kaldırdı.

“Doğuma kadar bizimle kalsın. Yalnız kalma.”

Gülce’nin yüzü gerildi.

“Gerek yok. İyiyim.”

"Gülce…”

Fırat’ın sesi yumuşaktı.

“Bu dönemde yalnız kalmanı istemiyorum.”

Gülce gözlerini kaçırdı.

“Ben alışığım yalnızlığa.”

Fırat sustu. Bu cümlede yalnızca yalnızlık olmadığını anlamıştı Gülce’nin içinde başka bir şey vardı ama ne olduğunu bilmiyordu.

“Annen yanında olsa sana da iyi gelir.”

Gülce dudaklarını birbirine bastırdı.

"Beni kimse bu kuyuya atmadı." diye düşündü.

"Ben kendim atladım." 

O kuyunun içinde günahı vardı. Pişmanlığı vardı. Kendisinden sakladığı öfkesi vardı. Kimsenin elini istemiyordu. Çünkü oraya kendi adımlarıyla gelmişti.

“İstemiyorum,” dedi bu kez.

Fırat derin bir nefes aldı.

“Peki.”

Fırat ayağa kalktı. Kapıya yönelmeden önce Gülce’ye baktı.

“Ama yalnız değilsin. Bunu unutma.”

Kapı kapandı. Gülce birkaç saniye olduğu yerde kaldı. Sonra odanın kapısını kilitledi. Sırtını kapıya yasladı. Dizleri yavaşça yere çöktü. Avuçlarını yüzüne kapattı. Sessizce ağlamaya başladı. İçinde yıllardır taşıdığı bütün kibir, bütün güven, bütün kontrol duygusu birer birer dağılıyordu. Artık güçlü görünmek istemiyordu. Sadece kendisiyle baş başa kalmak istiyordu. Çünkü bazı kuyulardan insanı başkasının eli değil, kendi iradesi çıkarıyordu. Gülce henüz çıkamamıştı ama ilk kez kuyunun dibinde olduğunu kabul etmişti. Belki de çıkış tam burada başlıyordu.

Fırat o akşam eve girdiğinde yüzünde uzun zamandır görülmeyen bir mutluluk vardı. Ceketini askıya bırakıp kravatını çözerken Gülce’ye baktı.

“Oldu,” dedi.

Gülce kaşlarını kaldırdı.

“Ne oldu?”

“Anlaşma.”

Fırat’ın gözleri parlıyordu.

“Aylarca uğraştığımız şirket işi tamamlandı. Hem de beklediğimizden daha iyi.”

Gülce onun sevincini izledi. Fırat’ın yüzündeki mutluluk, yalnızca kazandığı işten değildi. Sanki uzun zamandır sırtında taşıdığı bir yük nihayet yere bırakılmıştı.

“Yarın akşam kutlama yemeği var,” dedi. “Şirketin sahibini de davet ettim.”

Sonra Gülce’ye yaklaştı.

“Sen de geleceksin.”

Gülce gülümsedi.

“Gelirim.”

Fırat’ın yüzündeki tebessüm biraz daha büyüdü.

Ertesi sabah ev sessizdi. Fırat erkenden uyandı. Yardımcılarını özellikle izinli göndermişti. Bugünü Gülce’yle geçirmek istiyordu. Mutfağa geçti ve kahvaltıyı kendi elleriyle hazırladı. Gülce’nin sevdiği peynirleri çıkardı, çayı demledi, masayı özenle kurdu. Sonra yatak odasına döndü. Gülce hâlâ uyuyordu. Fırat eğilip saçlarına bir öpücük kondurdu.

“Günaydın, ömrümün gülü.”

Gülce gözlerini aralayıp gülümsedi.

“Kahvaltı hazır,” dedi Fırat.

“Hadi hazırlan.”

Gülce hazırlanıp salona geldiğinde Fırat’ın elinde tek bir kırmızı gül vardı.

“Bu da ömrümün gülüne.”

Gülce çiçeği aldı.

“Teşekkür ederim.”

Fırat sandalyesini çekti. Çayını doldurdu, şekerini alışkanlıkla attı. Gülce ona bakarken içi burkuldu. Fırat hâlâ onun çayını kaç şekerli içtiğini biliyordu. Hâlâ sandalyesini çekiyordu. Hâlâ seviyordu. Gülce ise içinde taşıdığı sırrın ağırlığıyla o sevginin karşısında küçülüyordu. O gün birlikte film izlediler, kitap okudular.

Öğleden sonra Fırat Gülce’ye;

“Seni kuaföre ben bırakacağım.” dedi.

Gülce şaşırdı.

“Randevunu aldırdım. Terzin de orada olacak. Bu akşam için bir elbise seçmeni istiyorum.”

Kuaföre vardıklarında Fırat çalışanlara dönüp,

“Özen istiyorum,” dedi.

“Her zamankinden daha fazla.”

Sonra Gülce’ye baktı.

“Akşam görüşürüz.”

Gülce onun arkasından bakarken bir an gözleri doldu.

Terzi birkaç elbiseyle geldi.

“Fırat Bey özellikle sizin seçmenizi istedi.”

Gülce elbiseleri tek tek inceledi. Bir tanesinde eli durdu. Sade, zarif bir elbiseydi. Onu kabine götürdü. Aynanın karşısına geçtiğinde yüzüne baktı. Bir an kendi gözlerinde tanımadığı bir bakış gördü. Karanlık bir gölge gibi. Başını çevirdi ama sonra yeniden aynaya baktı. Hiçbir şey yoktu.

“Yanılmış olmalıyım. ” diye fısıldadı.

Ama huzursuzluğu geçmedi.

Akşam olduğunda Gülce hazırdı. Dört aylık karnı artık belli oluyordu. Elini karnının üzerine koydu. İçindeki küçücük canı düşündü. Bir yandan mucizeydi. Bir yandan cevabını bilmediği sorunun kendisiydi.

Tepkiniz Nedir?

like

dislike

love

funny

angry

sad

wow

Zeynep Kıvanç Zeynep Kıvanç, 1986 Bartın Amasra doğumlu yazar ve şairdir. 3 çocuk annesi olan Kıvanç, İstanbul'da yaşamaktadır. Geçmişte elinden alınan eğitim haklarını açık öğretimden geri almak için mücadele etmekte ve eğitimi için elinden gelenin en iyisini yapmaktadır. Kıvanç'ın çeşitli sitelerde birçok edebi yazısı yayınlanmakta ve edebiyat dünyasını zenginleştirmektedir. Edebiyat dünyasına kattığı şiirleri ve yazıları ile Fikir İzleri'ne katılım sağlamaktadır. 3 adet yayınevinden çıkan eseri bulunmaktadır. Birbirinden farklı ve güzel konularla kalemini zenginleştiren Kıvanç, edebiyata duyduğu derin tutkusuyla yaşamını sürdürmektedir. Basılı olan eserleri; Mavi Elbiseli Gazze, Dört Duvar Arasındaki Beşinci Adım ve Kırık Zamanlar Günlüğü'dür