YEDİ UYUR VE KITMİR

Bu makaleyi sesli dinleyebilirsiniz...

Kıtmir ise yine oradaydı. Mağaranın kapısında, zamanın bittiği yerde, sadakatin en ebedi heykeli gibi duruyordu.

14 Ekim 2026 - 11:18
14 Ekim 2026 - 11:18 ⏱ 5 dk Okuma Süresi
 0  4
YEDİ UYUR VE KITMİR

    YEDİ UYUR VE KITMİR

​Zamanın buz tuttuğu, dağların başını kara bulutların sardığı o günden sonra, Efes’in eteklerindeki sessizlik derinleşti. Decius’un zulmü bir cellat gibi sokaklarda gezinirken, sarayın saltanatından vazgeçip hakikatin peşine düşen yedi yürek, adımlarını ölüm korkusuyla değil, inançlarının verdiği o hafiflikle atmıştı.

​Önde Yemliha, arkasında Mislina, Mernis, Şazenuş, Debetnuş, Talliynuş ve en gençleri Kepestatutay. Tozlu patikalardan tırmanırken yalnız değildiler. Çöplüklerden, kapı önlerinden kovulan, kovalayanların taşladığı sarı tüylü, hüzünlü gözlü bir köpek, Kıtmir, sessizce onlara katılmıştı. İnsanların merhameti unuttuğu o çağda, o sadık hayvan inatçı bir sadakatle gençlerin gölgesine sığınmıştı.

​Nihayet dağın sırtında, rüzgârın bile uğramaya korktuğu sapa bir mağara buldular. Mağaranın ağzı taşlarla örülecek, üzerlerine demirden kapılar kilitlenecekti belki; ama içerideki huzur, dışarıdaki demirden daha keskindi. Kıtmir, mağaranın girişine büzüldü. Ön ayaklarını uzattı, kafasını onların üzerine koydu ve gözlerini kapadı. O an, zamanın çarkı sanki ilahi bir buyrukla durdu.

​Yüzyıllarca rüzgârlar esti; uykunun derinliğinde imparatorluklar yıkıldı, krallıklar kumdan kaleler gibi dağıldı. Decius’un kemikleri toprak oldu, torunlarının torunları bile unutuldu. Ama o mağaranın içinde ne bir saç teli uzadı ne de bir cildin tazeliği soldu. Üç yüz dokuz yıl, göğüs kafeslerindeki o sakin inanç ritmiyle inip kalktı. Güneş her sabah mağaranın kapısına vuruyor fakat içeriye sızıp onları rahatsız edemiyordu; sanki ışık bile bu kutsal uykudan çekiniyordu.

​Ve bir sabah... Zamanın kilidi usulca açıldı.

​İlk kıpırdayan Yemliha oldu. Ardından diğerleri uyandı. Kirpiklerindeki tozları silkeleyip gözlerini açtıklarında, mağaraya sızan ışık onlara dünkünden farklı gelmedi. Acıkan midelerini düşünerek, "Ne kadar uyuduk acaba? Günün yarısı mı, yoksa bir tam gün mü?" diye fısıldaştılar. Oysa sandıkları bu kısa uykunun asırları devirdiğinden bihaberdiler.

​Aralarından Yemliha, gümüş işlemeli eski bir sikkeyle yiyecek almak üzere şehre inmek için yola çıktı. Kıtmir, her zamanki gibi sadık adımlarla onun arkasından yürüyordu.

​Yemliha şehre yaklaştığında durup gözlerini ovuşturdu. Surlar başkaydı, bayraklar yabancı bir lisanla dalgalanıyordu, insanların kıyafetleri ve yüzleri bambaşkaydı. Korkuyla değil, derin bir hayretle ilerledi. Taze ekmek kokusunu takip edip fırına girdi. Yemliha, fırının kapısından içeri adım attığında genzini yakan taze ekmek kokusu bile ona yabancı geldi. Çevresindekilerin bakışları üzerindeki eski giysilerde, tozlu çizmelerinde gezinirken; arkasından yükselen fısıltılar, bilmediği bir tınının yabancı sesleri gibi kulaklarında uğuluyordu. Zihnindeki dünkü fırıncı ile karşısındaki adam aynı değildi. Yemliha, yabancı bakışların ortasında cebindeki gümüş sikkeyi fırıncıya uzattı.

​Fırıncı parayı eline aldığında. Paradaki kabartmaya şaşkınlıkla bakarak Yemliha’ya dönüp"evlat" dedi sesi titreyerek. "Sen bu defineyi nerede buldun? Bu para, üç asır önce toprağa karışmış İmparator Decius’un mührünü taşır!"

​Yemliha şaşkınlıkla geri çekilirken "define mi?" diye fısıldadı. "Biz dün akşam bu parayla şehirden kaçtık. Kral Decius hâlâ tahtında, gazabı sokaklardadır. Nasıl üç asır dersin?"

​O an ikisinin de gözlerinde aynı mucizevi hakikat belirdi. Gerçek dalga dalga yayılırken, kalabalıklar toplandı. Ölü sanılanlar, yüzyıllar sonra uyanmıştı.

​Dönemin adil idarecisi ve halk, büyük bir huşu içinde mağaraya doğru yola çıktı. Mağaranın önüne vardıklarında içeriden yayılan o tarifsiz, cennet misali nuru gördüler. Hükümdar saygıyla diz çökerek sizler kimlersiniz? Zamanın unuttuğu ama Yaratıcı'nın koruduğu bu mucize kimin eseridir?

​Yemliha mağaranın kapısında belirdi. Yüzünde derin bir huzur ve teslimiyet vardı. 

​Bizler zulümden kaçıp Rabbimizin merhametine sığınan garipleriz. Anladık ki dünyanız değişmiş, zalimler gitmiş. Bizim bu dünyadaki nöbetimiz tamamlandı dediler. 

​Gençler, görevlerini tamamlamış olmanın verdiği ebedi huzurla dünyaya veda edip başlarını taşa koydular; asıl uykularına, ebedi istirahatlerine çekildiklerinde. Mağaraya derin bir sessizlik çöktü. Kıtmir önce Yemliha'ya yaklaştı. Burnunu onun eline dokundurup sonra diğerlerinin yanına gitti. Her birini kokladı; sanki hepsinin hâlâ orada olduğundan emin olmak istiyordu. Ardından mağaranın girişine döndü.

Dışarıda güneş batıyordu. Dağların üzerine akşamın gölgesi düşerken Kıtmir ön ayaklarını uzattı ve başını onların üzerine bıraktı.

Yine bekliyordu.

Belki bir gün uyanacaklarını düşünüyordu. Belki de sadakat, beklemek için bir sebebe ihtiyaç duymuyordu. O mağarada yedi genç, inançlarının huzuruna kavuşmuştu. Kapıda ise hiçbir şey istemeden, hiçbir karşılık beklemeden seven bir dost vardı. Ve zaman, bir kez daha sessizce akıp gitti.

​Kıtmir ise yine oradaydı. Mağaranın kapısında, zamanın bittiği yerde, sadakatin en ebedi heykeli gibi duruyordu.

             DİLEK SARIKAYA

Menajer :ilayda Can & Dilara sarıkaya

Tepkiniz Nedir?

like

dislike

love

funny

angry

sad

wow