YAKIŞIKLI SERİ KATİL

Ekim 26, 2025 - 10:24
Kasım 7, 2025 - 08:43
 0  15
YAKIŞIKLI SERİ KATİL

Uşağı sabah kahvesini getirdiğinde üzerinde hala sabahlığı vardı. Odasındaki şifonyerin karşısında oturmuş yüzüne bakım yapıyordu. Nemlendiricisini sürdükten sonra, zaten kusursuz olan cildini daha da kusursuz hale getirmek için pudrasını sürdü. Sonra eline biraz jole alıp parmaklarını kızıl saçlarının arasına geçirdi ve bir süre saçlarını sıvazladı. Başının üst kısmındaki saçları biraz daha uzundu, bu yüzden jole ile şekillendirerek daha düzenli görünmesini sağlıyordu. Son olarak siyah göz kalemiyle gözlerine sürme çekerek ve parfümünü sıkarak sabah bakımını tamamladı. Kahvesini yudumlamaya başladığında, uşağı da onun rahatça seçebilmesi dolabından birkaç kıyafetini çıkarmış, onun önünde sergiliyordu. Uzun süre düşünmenin ardından nihayet kararını verdi. Siyah bir pantolon, siyah gömlek, siyah ve kırmızı renklerden oluşan bir pelerin... Bugün bunları giyecekti. Aslında dolabında pek fazla renk seçeneği yoktu, en sevdiği renkler siyah ve kırmızıydı. Dolabındaki kıyafetleri, yatak odasının, hatta tüm evinin dekoru yalnızca bu renklerden oluşuyordu. Siyah ve kırmızı. Kendisini kasvetli ortamlarda ve bu renklerin içinde daha huzurlu hissediyordu. Öyle ki yaşadığı bölgede dış cephesi bile tamamen siyah olan tek şato onun şatosuydu. Onun bu karanlık ve kasvetli tarzı tüm kasabalıların ve soyluların ondan çekinmesine, uzak durmasına neden olurdu. Tabi bu yalnızca yaşlılar, çocuklar ve erkekler için geçerliydi. Bölgedeki tüm genç kadınlar ona hayrandı. Ona aşıktı. Öyle ki onun bu civarın ilk ve tek seri katili olduğunu bilmelerine rağmen ona aşıklardı. Tüm genç kadınlar onun peşinde koşuyor, etrafında dolanıyor, evinde hizmetçi, hatta kölesi olabilmek için sıraya giriyorlardı. Ama o evine yalnızca erkek hizmetçiler alıyordu. Aşçısından temizlikçisine, terzisinden hemşiresine kadar tüm çalışanları erkekti. Evinde kadın bir hizmetçi istemiyordu. Çünkü kadınlardan nefret ediyordu. Annesinin kimlerle yattığı ve babasının kim olduğu belli olmadığından dolayı babasız büyümüştü. Annesi, o henüz on altı yaşındayken onu bu şatodaki hizmetçilerle bir başına bırakarak bir adamla kaçmış ve bir daha geri dönmemişti. Annesinin bu yaptığından dolayı kadınlardan nefret etmeye başlamıştı. O zamanlar şatodaki hizmetçilerin yarısı kadındı. Tüm kadın hizmetçileri kovmuştu ancak kadınlar yıllarca burada kalıp buraya emek verdiklerinden dolayı gitmeyi reddetmişlerdi. Onları ancak ortada olmayan hanımının kovabileceğini, bir çocuğun lafıyla işlerini bırakmayacaklarını söylemişlerdi. O da bir plan yapmış ve bir gecede tüm kadın hizmetçileri öldürmüştü. Cesetlerini ise şatonun arka bahçesine gömmüştü. Daha sonra şatonun dış cephesini ve iç dekorunu tamamen kendi zevkine göre değiştirmişti. Ancak bir gün bahçıvan, yine onun isteği üzerine arka bahçeye kırmızı güller ekerken cesetlerden birini, sonra diğerlerini bulmuş ve polise haber vermişti. Polis bahçede kazı yaptığında ise ortaya tam altı tane kadın cesedi çıkmıştı. Bunun üzerine mahkemeye çıkmış ancak yalanları ve küçük yaşından dolayı serbest bırakılmıştı. O kadınları öldürdükten sonra ise artık bir cinayet işlerken gayet rahat davranmıştı. Birini öldürmek onun için yeme içme gibi basit ve gerekli bir şeydi. Hiçbir korku hissetmiyor, vicdana azabı çekmiyordu. Mahkeme onu serbest bıraktıktan sonra evdeki diğer tüm hizmetçileri değiştirmiş, yerine yenilerini almıştı. O günden beri de aynı insanlar çalışıyordu. Onlar da buraya gelirken arka bahçede bulunan cesetlerden haberdarlardı. Ancak kimse bu evin büyüsüne dayanamıyordu. Her ne kadar ondan korksalar da bu evi seviyorlardı. Evde sanki insanları buraya çeken bir büyü, görünmez bir güç vardı. Darcy’de sadece buradayken rahat edebiliyordu. Dışarıya adımını attığı an bütün genç kadınlar kuyruk gibi peşine takılıyor, onunla konuşmaya, ona dokunmaya çalışıyor, onu asla rahat bırakmıyorlardı. Her zaman onları görmezden geliyordu. Ama bazıları işi çok ileri boyutlara taşıyarak onun peşinden şatoya kadar geliyor, hatta bazıları geceleri gizlice şatonun bahçesine, bazıları da şatonun içine kadar giriyordu. Bu evin sınırlarına, yani onun özel mülküne girenlerin sonu ise evin eski kadın hizmetçilerinki gibi oluyordu. Bu şatonun bahçe kapısından içeri giren hiçbir kadın buradan bir daha çıkmaıyordu. O kadınlara ne olduğunu buradaki hizmetçilerde, bölgede yaşayn diğer insanlar da biliyordu. Ama kadınlar bunları öğrendikten sonra akıllanıp buradan uzak durmak yerine buraya gelmeye ve diğerleriyle aynı sonu paylaşmaya devam ediyorlardı. Bu onların tercihiydi. Darcy’de o kadınlara istediklerini veriyordu. Bugün dışarı çıkmak zorundaydı. Üzerini değiştirdikten sonra siyah çizmelerini de giydiğinde artık hazırdı. Uşağı onu yolcu ederken, şoförü de arabasını hazırladı. Arabaya binip kasaba meydanına gitti. Kendisine yeni elbiseler dikilmesi için kumaş alacaktı.

Giyeceği kumaşları her zaman kendisi seçiyordu. Onlara dokunarak dokularını hissetmek istiyordu. Hangisinin dokusunu daha çok beğenirse ve hangisinin üzerinde daha iyi duracağına karar verirse onları satın alıyordu. Araç bir kumaşçının önünde durdu. Başını çevirip camdan etrafa bakındı. Genç kadınlar çoktan aracın etrafına toplanmaya başlamışlardı. Derin bir iç çekerek araçtan indi ve kumaş dükkanına doğru ilerledi. Kadınlar hayran bir şekilde onun arkasından bakıyor, bazıları kendi aralarında sırıtarak ve bir şeyler konuşarak onun peşinden geliyor, onun dikkatini ve ilgisini çekebilmek için neredeyse birbirleriyle yarışıyorlardı. Ama kadınların hiçbiri onun umurunda değildi. Başını çevirip onlara göz ucuyla bile bakmıyor, hiçbirini umursamıyordu. Yakışıklılığı ve karizması dışında muhtemelen bu umursamaz tavırları da kadınları fazlasıyla etkiliyor, büyülüyordu. Dükkâna girdiğinde dükkân sahibi onu tanıdığından hemen üst kata, onun tercih ettiği koyu renklerin bulunduğu bölüme götürdü. Birkaç kadın da dükkâna girmiş, bir tanesi de hemen arkasından onunla beraber üst kata çıkmıştı. Genç kadın en fazla on dokuz yaşında olmalıydı. İki yandan öldüğü uzun sarı saçları vardı. Yüzü bir bebeğinki gibi taze ve berraktı. Bir gram bile makyaj yapmadığı anlaşılıyordu. Baştan aşağı saf ve doğal bir kadındı. Duru bir güzelliği vardı. Her erkeğin elde etmek isteyeceği türden bir güzellik. Ama Darcy’nin değil. O hiçbir kadını elde etmek istemiyordu. Darcy birkaç kumaşa dokunup seçmeye çalışırken, genç kadın onun hemen arkasından yaklaştı.

“Affedersiniz efendim. Siz şu siyah köşkte yaşayan beyefendi misiniz?” diye sordu genç kadın. Sesi de görüntüsü gibi son derece büyüleyiciydi. Kız kibarlıktan neredeyse kırılacaktı. Ya geçekten karakteri böyleydi ya da kendisini Darcy ye beğendirmek için numara yapıyordu. Darcy başını çevirip kadına kaçamak bir bakış attı sonra, tekrar kumaşlara dönerek karşılık verdi.

“Evet, katil olan.”

“Ah, efendim... O kurbanlarınızdan biri olmak için her şeyimi verirdim.”

Darcy kaşlarını kaldırdı. Bu sözleri pek duymuyordu, ama öleceklerini bile bile onun mülküne giren kadınların yaptıkları da bu sözlerle eş değerdi. Darcy eline bir top kumaş alıp açtı ve kumaşı incelerken karşılık verdi.

“Bu o kadar da zor değil. Bu gece şatoma gelmeniz yeter.” dedi, ciddi bir tavırla.

Genç kadın bunları romantik sözler sanmış olacak ki, bir elini kalbine götürüp derin bir nefes aldı ve baygın gözlerle ona bakmayı sürdürdü. Neredeyse heyecandan bayılacaktı. Bu kızalar ne kadar da aptal mahlukatlar... diye geçirdi içinden. Kız ona bu gece şatosuna geleceğine dair söz verdi ve Darcy dükkânda işini bitirip oradan ayrılana kadar, kuyruk gibi peşinde dolandı. Darcy dışları çıktığında aracını ortalıkta göremedi. Dükkânın bulunduğu yeri dolduran kadınlar aracın etrafını sardığından dolayı, şoförü araçtan inip onu kendisi götürmek zorunda kaldı. Satın aldığı kumaşlar aracın bagajına yüklenirken kadınlar aracın camlarına yapışmış, onu görebilmek için birbirlerini eziyorlardı. Biraz önce gece şatosuna davet ettiği kadın ise biraz ileride, yanındaki kadınlara heyecanlı bir şekilde bir şeyler anlatıyor, kadınlar ise suratlarını büzmüş, kıskanç gözlerle ona bakıyorlardı. Nihayet şatosuna döndüğünde, sabah kahvaltısı için masaya oturdu. Bu uzun masada, siyah şamdanlar eşliğinde yalnız başına yemek yemekten çok hoşlanıyordu. Şöminenin başında korku hikayeleri okumak dışında en sevdiği ikinci aktivite buydu. Kahvaltısını ettikten sonra kütüphanesinde biraz vakit geçirdi. Bu gece için hazırlık yapmasına gerek yoktu çünkü cinayet işlemek için her zaman hazırlıklıydı. Bunun için kendisine özel bir oda hazırlamıştı. Orada ihtiyacı olan her şey fazlasıyla vardı. Ama orada cinayet işlemekten çok odanın atmosferini seviyordu. O atmosfere bir de kurbanlarının acı dolu çığlıkları karışınca, o odaya daha çok hayran kalıyordu. Oraya çığlık odası diyordu. Şatodaki tüm hizmetçiler o odayı da orada ne yapıldığını biliyorlardı. Hatta Darcy’nin her cinayetinden sonra hem odayı hem de odadaki tüm aletleri öznele temizliyorlar, bir sonraki cinayet için hazırlıyorlardı. Bu artık onun hobisi olmuştu. Cinayet işlemeden, birilerini öldürmeden yaşayamazdı. Nihayet hava kararmıştı. Devasa merdivenlerin başındaki saat gecenin on birini gösteriyordu. Kadın bir süre sonra burada olacaktı. Hizmetçilerinden birine, kadın buraya geldiğinde kendisine haber vermesini söyleyerek şöminenin başına geçti. Kendisine bir kadeh kırmızı şarap doldurdu ve ateşin başında, keyifle şarabını yudumlamaya başladı.

Biraz sonra hizmetçisi ona genç kadının bahçeye girdiğini haber verdi. Darcy’de müzisyenini çağırdı ve orgun başına geçmesini emretti. Bu iş müzik olmadan istediği hazzı vermiyordu.

Darcy çığlık odasına gidip kapıyı açık bıraktı ve uşağının buraya getireceği yeni kurbanını beklemeye başladı. O sırada ortamı biraz romantikleştirmek için duvarlarda asılı olan gaz lambalarını ve her bir köşeye yerleştirdiği, beline kadar uzanan siyah mumları yaktı. Duvarlar siyaha boyalıydı, üzerinde de yer yer kırmızı gül resimleri vardı. Zemin yine siyah parkelerle kaplıydı. Aslında parkelerin kırmızı renkte olmasını istemişti ama o zaman kurbanların kanları belli olmazdı. Kan göremeyecekse neden birilerini öldürecekti ki? Odanın bir duvarını kaplayan uzun tezgâhın üzerinde işkence ya da cinayet için gerekli her türlü malzeme vardı. Testere, balta, bıçak, çeşitli kalınlıkta ipler, zincirler, kerpetenler ve buna benzer birçok ölümcül, kesici ve dilici alet. Odanın tam ortasında ise çam ağacından yapılmış uzun bir masa ve her iki ucunda kurbanların ellerini ve ayaklarını bağlayabilmek için yerleştirilmiş ipler vardı. Ayrıca birkaç büyük vazoda canlı kırmızı güller, odaya kokusunu yayması için altın bir kap içinde gül suyu vardı. Bu odayı tamamen kendi başına tasarlamıştı. Kurbanlarının kendi zevkine göre döşediği bir odada ağırlıyordu. Onlara kendilerini özel hissetmelerini sağlamak için de odayı bu kadar bakımlı ve olabildiğince lüks donatmıştı. Bir süre odanın içinde volta attıktan sonra kapıda bir silüet belirdi. Sarı saçlı, bebek suratlı genç kadın kapının önünde durmuş gülümseyerek ona bakıyordu. Odanın içinde yanan mumların ve gaz lambalarının alevinin suratına yansıması, onu daha da karşı konulmaz yapıyordu. Çünkü dışarıda karşılaştıklarında saf görünen bu kadın şimdi bu karanlık ve kasvetli mekânda daha sert, daha cazibeli ve daha havalı görünüyordu. Bu karanlık onun tüm saflığını ve masumiyetini yok etmişti. Şimdiye kadar hiçbir kadına olmayan şey ona olmuştu. Şimdiye kadar hiçbir kadın onun gözüne bu kadar güzel, bu kadar çekici görünmemişti. Ona doğru birkaç adım attı. Ama kadın olduğu yerde duruyordu. Hala ona bakıyor, gülümsüyordu. 

“Beni öldürün efendim. Sizin kurbanınız olmak istiyorum.” dedi kadın, cilveli bir tavırla.

Darcy gözlerini kıstı ve ağır adımlarla genç kadına doğru birkaç adım attı.

“Hayır, seni öldürmeyeceğim.” dedi aynı anda. Ama genç kadın sanki onu duymuyormuş gibi konuşmayı sürdürdü.

“Beni öldürün efendim, en azıdan deneyin. Beni kurban etmeyi deneyin, neler olacağını o zaman göreceksiniz.”

Darcy kaşlarını çattı. Genç kadın, son sözlerini tehditkâr bir tavırla söylemişti. 

“Ne demek istiyorsun? Eğer istersem seni şimdi öldürebilirim.” 

Genç kadın karşılık vermeden içeri girdi. O sırada garip bir şey oldu. Kadın, odasının içine girerken attığı her adımda değişiyordu. Sanki boyu gittikçe uzuyor, cildi kararıyor ve buruşuyor, saçları yavaş yavaş dökülüyordu. Darcy şaşkınlıkla kadını seyrederken, kadın içeriye girip onun tam karşısına geldiğinde artık bir canavara dönüşmüştü. Darcy gözlerini kocaman açmış, şaşkınlıkla ona bakıyordu.

“Ne? Neler oluyor?” diye, korkuyla sordu Darcy.

Canavar, kalınlaşmış ve boğuklaşmış çirkin sesiyle karşılık verdi.

“Ben senin bu zamana kadar öldürdüğün genç kadınların ruhlarının koruyucusuyum.”

“Ne saçmalıyorsun sen?” diye haykırdı Darcy.

“Ben ruhların koruyucusuyum. Şimdi seni almaya geldim. Cezanı diğer alemde öldürdüğün kadınların ruhları verecek.” 

“Hayır... Hayır, bunu yapamazsın! Hayır.” diye bağırıyordu Darcy. 

Yaratık uzun, ince ve siyah sıvıların aktığı kollarını Darcy’nin bedenine sardı. Sonra siyah bir duman yükseldi ve Darcy, ruhların koruyucusuyla beraber ortadan yok oldu. Orada kalan ve ona ait şeyler ise yalnızca giysileri ve çizmeleriydi.      

Tepkiniz Nedir?

like

dislike

love

funny

angry

sad

wow

Semina Coşkun Hikâyelerim duygularla oynamayı seviyor...