SEYYAHIN NOTLARI

Şubat 17, 2025 - 15:22
Şubat 17, 2025 - 17:03
 0  809
SEYYAHIN NOTLARI

SEYYAHIN NOTLARI

 

 

Hayat nehrinde küçük bir kanoda yolculuk yapan bir seyyahım. Seyrediyorum, dinliyorum. Temaşa sırasında dinlediklerimi ve gördüklerimi dikte ediyorum hafıza defterime, belki nehrin ileri noktalarında işe yarar diye… Nehirdeki bir kaya parçasına kanom çarpıyor.  Savruluyor. Su almaya başlıyor küçük bir delikten. Eyvah! Telaşa kapılıyorum ya suya düşersem ya boğulursam… Nehrin akıntısına kapılmış gidiyorum. Merak ediyorum görüp duymak istediğim şeyleri öğrenemeden gidersem ne olur? Hayır. Bu kanodaki yarayı ancak ben kapatabilirim deyip kollarımı sıvıyorum, su alan yerleri tamir ediyorum.  Evet başarabildim. Bunu zaten sadece ben başarabilirdim, diyorum.  Su kenarlarından geçerken bir topluluk görüyorum. İnsanlar kendi aralarında tartışıyorlar, bağırıp çağırıp feryat ediyorlar. Kimisi elleriyle dizlerini döverek yakasını bağrını açıp yerlere atıyor kendini. Kimi bu manzarayı seyredip zevkten dört köşe oluyor Kimisi farkında değil kendilerini seyreden bir seyyahın. Kimileri de seyyaha bakıp uzun uzun onu seyrediyor. Bu hayat nehrinden gecen seyyahın sayısı ne kadar arttı son zamanlarda diye düşünüyorlar.  Gördüklerimi zihnimin ve beynimin bir köşesine not ediyorum. Tekrar kanoma oturup Seyyah olan ben küreklerime yük veriyorum. Benliğimin içinden yine seyyah olan “ben” e bakıyorum. Aslında ben kimseyi değil Ben olan Seyyah’ ı izliyorum. İşte o zat gözlerini tekrar yoluna çeviriyor, akan nehre bakıyor. Yağmur yağmaya rüzgârdan hortumlar oluşmaya başlıyor. Deli gibi dövüyor seyyahın kanosunun yanlarını. Akan nehre kavuşmak için acele ediyor.  Suyun debisi yükseliyor. Hayat nehri çılgınca gürlüyor. Şaha kalkıyor. Kanosu alabora olmasın diye dengede durmaya çalışıyor.  Hızla küreklerini bir bırakıp bir çekiyor. Bütün bu kargaşanın ortasında Seyyah tabiatı okumaya çalışıyor. Ben de onu bir yerlere not etmeye uğraşıyorum. Akan nehir gibi zaman da akıyor. Bir süre sonra hem yağmur hem rüzgâr hem de deli nehir duruluyor. Seyyah oh çekiyor yine temaşasına devam ediyor. Ben de kalemimin mürekkebi kurumadan yazmaya… Bir de bakıyor ki nehrin bir kısmındaki balıklar ileriye değil geri yüzmeye çalışıyor. Aklına İnci Kefaller geliyor. O da insanoğlunun hep istediği gibi geride bıraktığı özlemleri, hataları tekrar gidip bulup gidermeye çalışıyor. Seyyah tefekkür ediyor. “Ben” de bu akan nehirde İnci Kefaller gibi geriye zaman sıçraması yapsam neyi tekrar yaşamak isterdim diye düşünüyor. Sonra vazgeçiyor seyyah;  ben yolcuyum, seyyahım, işime devam etmeliyim diyor. Nehir de akmaya devam ediyor. Seyyah’ ın içindeki ben, bakıyorum yine bir grup insan tayfası görüyorum. Ama bu sefer kavga, bağırma, gürültü yok; sevinç, mutluluk kahkahaları var. Geçerken yanlarından dikkatlice bakıyorum. Her birinin yüzünde gülen insan maskeleri olduğunu fark ediyorum. Sahte rollere girmiş insan manzaraları var burada, diyorum. Dans edip eğleniyor, şarkılar söylüyorlar. Neye inanacağıma daha sonra karar vereceğim, diyor seyyah. Dans etmelerine mi? Kahkahalarına mı? Yoksa o taktıkları, ardını göremediğim maskelere mi?

Seyyahın çilesi ve yolculuğu daha bitmiyor. Akan nehirde biraz daha ilerliyor. Nehrin etrafını saran ormanlar içinde hayvanata bakıyor. Güçlü zayıfı yok ediyor. Zayıf olan hayatta kalmak için mücadele ediyor. Seyyahın içinde ki ben diyorum ki; tanıdık manzaralar, tanıdık olaylar kâinatın her yerinde tekerrürden ibarettir. İnsanda da hayvanda da fark etmez, çünkü yaratılış “aynı” mecradan doğuyor.

Büyük bir gürültü duyuyor seyyah, aniden başını sesin geldiği tarafa çeviriyor. Nehrin kenarında uzanan büyük bir dağ, volkan patlaması yapıyor.  İçindekiler nehre akıyor. Kral Dağı bu olmalı diyor seyyahın içindeki Ben. Bütün hazinelerini dışarı atıyor. İnsanlar hazinelere hücum ediyorlar. Kimi akan cevherin ardından nehre atlıyor, suya gark oluyor; kimi dağın tepesine çıkıp daha büyük parçaları toplamayı düşünüyor ama kayıp düşüyor. Birileri de sadece ihtiyacı olanı alıp aç gözlülük yapmıyor. Temkinli davranıyor. Bu yüzden nehre düşüp boğulmuyor, dağdan yuvarlanıp yaralanmıyor. Seyyah gördüklerini not ediyor. Bu hengâmede diyorum ki  “Heyhat! İnsanoğlu ne kadar aç ki bir türlü doymuyor. Bak hele ey gören gözüm! Küreğini hazineye daldıranın küreği boş çıkıyor.” 

Seyyah yolculuğuna çıkarken yanına hiçbir şey almıyor. Şimdi yolculuğunda o heybesini dolduruyor. Arada açıp içinden ihtiyacı olanları alıyor ve heybe tekrar doluyor. Dipsiz bir heybe onunkisi. Ebatları küçük bir bez parçası. Ama içine hem dünyayı sığdırmış hem de kendini.

Nehir zikzaklar çiziyor. Yine zamanla yarışıyor. Seyyahla ben konuşmaya başlıyoruz. Bu uzun seyahat boyunca nice yaratılmışları gördün, nice olaylara şahit oldun. Ne yazdın kalp defterine diye sordum ona? Seyyah dedi ki:

Bu yola çıktığımda defterim bomboştu. Tertemiz bir sayfa idi. Ancak seyahatim boyunca kalp defterime yazarken, bazı not ettiklerimin defter yapraklarına hasar verdiğine şahit oldum. Tıpkı hazan rüzgârı ile savrulmuş sonbahar yaprakları gibi sayfalarımın döküldüğünü gördüm. Yıpranmış ve yara almışlardı. Dökülenleri tekrar toplamaya çalıştım. Ama nafile, bazıları parmaklarımın arasından uçup gitti. Arkalarından üzüldüm ve ağladım. Sizleri asla unutmayacağım, dedim. Zihnimin oluklarında saklı kalacaksınız, diyerek onlara veda ettim. Sonra kalbimin defterine bakmaya devam ettim. Öyle güzel manzaralara şahit olmuşum ki temaşam sırasında, defterimin yaprakları renk cümbüşü içinde tek tek savrularak, birbirine dolanarak açılıyordu.

Seyyah bu sefer sustu. Bana yönelerek sordu. Peki sen? Sen neden benimle barış içinde yaşamadın. Bak sana bir sürü sahneler gösterdim. Hem kalbin defterine hem zihnin oluklarına yerleşmiş hikâyeler.  Sen bunlardan nasıl nasiplendin, diye sordu. Bir süre sustum. Seyyahıma döndüm ve şu cümleler dilimden döküldü.

Yola düştüm seyyahımla, oradan oraya savruldum.

Kimi sevindim, kimi yas tuttum.

Hani dedin ya kalp defterine ne yazdın?

Zihninin oluklarında ne sakladın?

Dedim “Ey seyyah hem defterimde hem zihnimde sakladığım sendin.”

Çünkü Sen bensin Ben ise zaten SEN.

 

 

                                                                                                   MERY

 

Tepkiniz Nedir?

like

dislike

love

funny

angry

sad

wow