EMANET BEDEN

Ocak 27, 2025 - 11:35
Ocak 27, 2025 - 02:25
 1  746
EMANET BEDEN

Beyoğlu’nun dar sokakları sabahın ilk ışıklarıyla yavaş yavaş uyanıyordu. Perdelerin arasından sızan gün ışığı, yüzümde bir gıdıklanma hissi bırakarak beni uyandırdı. Gözlerimi araladım ve yatağı tanımaya çalıştım. Kendi yatağım değildi. Annemin çiçek desenli nevresimlerini fark edince duraksadım. Annemle babamın yatağındaydım. Bu da tuhaftı ama uykulu halimle daha fazlasını sorgulamadan kalktım. Tam o an, bileğimde bir eksiklik hissettim. Her zaman takılı olan, ucunda minik bir anahtar sallanan bilekliğim yoktu. Bunu nasıl fark etmemiştim?Babam vermişti onu bana. ‘Bu anahtar sadece bir kapıyı değil, bir kalbi de açabilir,’ demişti. Çocukluğumdan beri o bileklik benim her şeyim olmuştu. Zorlandığımda sıkıca tutar, onun verdiği güvenle ayakta kalırdım. Şimdi ise... bileğim çıplaktı ve bu, içimde garip bir boşluk hissettirdi. Annem ve babamın yatağında olmamı ise hâlâ tam olarak anlamlandıramıyordum. Ellerimi ovuştururken bir şey fark ettim. Ellerim... benim ellerim değillerdi!

Hızla aynaya koştum. Karşımdaki yansıma, babamın yüzüydü. İri yapılı, sakallı ve yorgun bir adam. Hayır, bu ben değildim! Kalbim yerinden çıkacak gibi çarpmaya başladı. Yüzümü yıkadım, derin nefesler aldım ama yansıma aynı kaldı. Babamın bedenindeydim. Nasıl olduğunu bilmiyordum ama o an panikleyecek durumda değildim. Belki bir rüyaydı. Uyanmak için kendimi çimdikledim ama değişen bir şey olmadı. Babamın sesiyle istemsizce, ‘Hayır... hayır!’ diye mırıldandım.

Mutfaktan annemin sesini duydum. "Ahmet, hâlâ hazırlanmadın mı? Kahvaltı hazır!"

Derin bir nefes aldım ve babam gibi davranmaya karar verdim. Ancak masaya oturduğumda her şey daha da garipleşti. Babam gibi çay içmeye çalışırken ellerimin titrediğini fark ettim. Babam şekersiz içerdi... Oysa ben çoktan iki şeker atıp karıştırmıştım bile. Annem dikkatle yüzüme baktı.

İyi misin? Solgun görünüyorsun,” dedi.

İyiyim, iyiyim,” dedim, babamın sesi ile konuşmak kulaklarımı tırmaladı.

Ama iyiydim diyemezdim. Bedenim bana ait değildi. Harekete geçmek, bir şeylere dokunmak bile yabancı hissettiriyordu. Konuşurken her kelime bir savaştı. Kahvaltıyı zar zor bitirdim ve ofise gitmek üzere hazırlandım. Evde olmazsam, rol yapmaya çalışmazsam neler olduğunu daha iyi anlayabilirdim.

Beyoğlu’nun kalabalık sokaklarında yürürken, babamın bedenindeki ağırlık beni adeta yere çekiyordu. Sadece fiziksel değil, ruhsal bir ağırlık da hissediyordum. Sanki bu bedende yük olan büyük bir dert vardı. Anlamlandıramadığım bir huzursuzluk içimde gittikçe büyüyor gibiydi. İnsan tanıdığı bir bedende bile bu kadar yabancı gibi hissedebilir miydi? Herkes bana ‘Ahmet Bey’ diye selam veriyordu. Onlara nasıl yanıt vereceğimi bile bilmiyordum. Ofise vardığımda ise beni daha büyük bir gerçek bekliyordu.

Asistan, babamın odasına bir misafirin geldiğini söyledi. İçeri girdiğimde masanın karşısında oturan adam dikkatle bana bakıyordu. Orta yaşlı, ciddi bakışlı bir adamdı. Bakışları yüzüme dikildi ve birden konuşmaya başladı.

Ahmet, kızımıza bugün her şeyi anlatacağız, değil mi?

Ağzımı açıp bir şey söyleyemedim. Ne demekti şimdi bu? Kızımıza mı? Sözlerini anlamlandırmaya çalışıyordum ama kafamda bir türlü yerine oturmuyordu. Yanlış telaffuz ettiğini düşünmeye başlamıştım. Ancak adam, bir süre sessizliğimden rahatsız olmuş gibi kaşlarını çattı.

Ne oldu, vazgeçtin değil mi? Yıllardır bunu bekliyorum. Onun gerçek babasının ben olduğumu bilmeye hakkı var!

Ellerim titredi. ‘Bu adam ne diyor?’ diye düşündüm. Babam sandığım kişi, annem, bilekliğim... her şey birbirine karışmıştı. Adam devam etti:

On sene önce anlaştık. Ayşe, bugün on sekizine girdiğinde, ona gerçekleri anlatacaktınız. O bilekliği ben verdim ona, hatırlıyor musun? Kalbimin anahtarı dedim. Ama sen, onun babasıymış gibi davranmaya devam ettin. Artık bu yalanı sürdürmenize izin vermeyeceğim.

Dizlerimin bağı çözüldü. Ağır bir yükün altında eziliyormuş gibi hissettim. Bir şeyler söylemek, sormak istiyordum. Ancak görünmez bir el boğazımı sıkıyor gibiydi...

"Biliyordum işte. Size neden güvendiysem zaten! Nerede Ayşe? Okulda mı? Kendi işimi kendim hallederim ben!" Ceketini de alıp hızlıca odadan çıktı. Ben ise neler yaşandığını bile henüz anlayamamıştım. Daha fazla dayanamayarak masadan kalktım ve ofisten hızla çıktım.

Bütün gün sokaklarda dolandım. Gerçekleri düşünüyordum ama neyin gerçek, neyin yalan olduğuna dair hiçbir fikrim yoktu. ‘Babam’ dediğim adam, bu kadar büyük bir gerçeği benden nasıl saklayabilmişti? Peki ya karşımdaki adam, gerçekten babam mıydı? Bir insanı baba yapan şey kan bağları mıydı? Yoksa beni büyüten, bana sevgisini veren kişi miydi bu sıfatı hakkıyla taşıyabilecek olan?

Düşüncelerimi toparlayabilmek için bir banka oturdum. Cebimde bir şeyin varlığını hissettim. Elimi uzattığımda babamın ceketinin cebinden kilitli bir defter ve bilekliğim çıktı. Kalbimin anahtarı... Yıllardır her zorlukta bana güç veren o minik anahtar. O an gözlerim doldu.

Defterin asma kilidini bileklikle açtım. İçinden babamın, yani Ahmet’in, el yazısıyla yazılmış bir notu çıktı. Titreyen ellerimle okumaya başladım:

Sevgili Ayşe'm,
Bugün on sekiz yaşına bastın. Keşke sana bunları anlatmanın kolay bir yolunu bulabilseydim. Ama yapamadım... Annenle sen üç yaşındayken evlendik. O günden beri, seni kendi kızım gibi sevdim. Hatta kendi kanımdan olsaydın, seni bundan daha fazla sevemezdim.

İnan bunları söylemek benim için çok zor. Yıllarca bununla yaşamak, sırtımda bu gerçeği taşımak çoğu zaman çok ağırdı. Biliyorum, gerçekler acıdır; bunu bana hep söylerdin. Fakat Ayşem, bazı yalanlar bazı gerçeklerden çok daha ağır olabiliyor.

Artık senden bunu saklamaya hakkımız yok. Keşke bir günlüğüne de olsa benim gözlerimden bakabilseydin şu dünyaya. O zaman belki anlardın sana bunu söylemek için nasıl kıvrandığımı ve yıllardır vücudumda ölçülemeyen bir ağırlıkla nasıl yaşadığımı…Seni her zaman seveceğim. Baban, Ahmet.

Haklısın baba, geçekler acıdır. Fakat sorgusuz sualsiz sırtını dayadığın ailenin, sana yıllarca yalan söylemiş olması; bütün gerçeklerden çok daha acıymış. Ve senelerdir bileğimde taşıdığım anahtar, bu sefer kalplerin kapısını değil; kalplerin arasını açtı… 

Tepkiniz Nedir?

like

dislike

love

funny

angry

sad

wow

Fatma Betül Öztürk Editör / Köşe Yazarı