SAAT 3:12

ÖYKÜ: SAAT 3:12

Mart 31, 2025 - 08:45
Mart 31, 2025 - 11:55
 0  729
SAAT 3:12

SAAT 3:12

YAZAN: BİKE S: DEMİRKIZ

 

Deniz, arabasını toprak yoldan yavaşça sürdü. Uzun kavak ağaçları arasından, kasabanın dışında yıllardır terk edilmiş olan taş evin silueti beliriyordu. Sis, toprağın üzerinde dalgalanıyor, evin önündeki kuru otları yalayıp geçiyordu. Havanın boğucu durgunluğu Deniz’in ensesinde hafif bir ter birikmesine neden oldu.

Burası onun kaçış noktasıydı. Şehir hayatından, karmaşadan, gürültüden uzaklaşmak için bir sığınak arıyordu ve bu eski taş evi tam da bu yüzden satın almıştı. Kasaba halkı, ev hakkında garip hikâyeler anlatmış, “orada bir gece bile kalamazsın” demişti. Ama Deniz, böyle şeylere inanmazdı. Paranormal hikâyeler, lanetli ev masalları… Hepsi saçmalıktı.

Evin önünde durup anahtarı cebinden çıkardı. Kapının eski menteşeleri acı bir iniltiyle açıldığında, içeriden kesif bir küf kokusu yayıldı. İçeri adım attı, ışıkları açtı. Loş sarı ışık, taş duvarlarda titrek gölgeler bıraktı. Tavan ahşaptı, eskiydi ama sağlam görünüyordu. Zemindeki tahta plakalar, adımlarıyla hafifçe inleyerek cevap verdi.

Salonun ortasında eski bir şömine vardı. Duvarlardaki tablolar yılların tozuyla kaplanmıştı. Sandalyeler, masa, dolap… Sanki biri her an geri dönüp eşyalarını kullanacakmış gibi duruyordu. Ama burada kimsenin yaşamadığını biliyordu. En azından uzun zamandır.

Deniz derin bir nefes aldı. “Saçmalama,” diye mırıldandı kendi kendine. “Burası sadece bir ev.”

Ama içindeki huzursuzluk hissi, ilk gece bile geçmeyecekti.

Deniz, ilk geceyi salonda geçirdi. Hava serindi, şömineyi yakmıştı. Uzun yorucu bir günün ardından kanepeye uzanıp gözlerini kapadı. Ancak uykusu hafifti.

Gece yarısı, tiz bir gıcırtı sesiyle gözlerini açtı. Ev sessizdi ama sanki bir şey hareket etmişti. Bir an kulak kesildi, sonra gülüp başını yastığa geri koydu.

“Eski ev işte. Tahtalar genleşiyor, soğuk havayla büzüşüyor.”

Ama ertesi gece, saat 03:12’de, kapısı çalındığında içini bir ürperti kapladı.

İlk başta rüzgâr sanmıştı. Ama bu, ritmik, net bir sesti. Tok, tok, tok.

Önce yerinden kalkmadı. Kim, bu saatte buraya kadar gelirdi ki? Kasaba merkezine kilometrelerce uzaklıktaydı. Ama sonra düşündü: Belki bir sarhoş, belki yolunu kaybetmiş biri…

Titreyen ellerle kapıya doğru ilerledi. İçinde, açmaması gerektiğine dair ilkel bir his yükseldi. Ama mantığı, bunun saçmalık olduğunu söylüyordu. Derin bir nefes alıp kapıyı açtı.

Kimse yoktu.

Rüzgâr kuru dalları savuruyor, ay ışığı çimenlerin üzerinde gümüş gibi parlıyordu. Tam kapıyı kapatacakken kapının önünde çamurlu bir ayak izi fark etti. Küçük, çıplak bir ayağa aitti sanki.

O an, iliklerine kadar ürperdi.

Ertesi sabah, olanları tekrar düşündü. Biri şaka mı yapıyordu?

Evin eski sahipleri hakkında kasabada dedikodular dolaştığını biliyordu. Belki de gençlerden biri buraya gelip korkutmaya çalışıyordu.

Ama ertesi gece…

Mutfaktan bazı sesler geldiğini duyarak uyandı. Sabaha karşıydı.

Deniz mutfağa girdiğinde, sandalyelerin gelişigüzel bir şekilde masadan uzaklaşmış olduğunu gördü. Önce kendini sorguladı. Dün gece böyle mi bırakmıştı acaba?

Ama bir şey onu rahatsız ediyordu. Sandalyeler ters dönmüştü.

Bu noktada içindeki mantıklı açıklamalar çatırdamaya başladı. Ben mi yaptım? Uyurgezer miyim?

Acaba… bu evde gerçekten bir şey mi vardı?

Kasabaya inip marketi işleten yaşlı adamla konuştuğunda, bu evin geçmişinde bazı garip hikayeler olduğunu öğrendi.

“Yıllar önce burada biri yaşardı,” dedi yaşlı adam. “Geceleri uykusunda konuştuğu anlatılırdı. Sabahları, eşyaları yer değiştirmiş bulduğunu söylerdi. Anlattıklarına pek önem vermezdik ama bir gün ortadan yok oldu ve kimse onu bir daha görmedi.”

Deniz bunu duyduğunda içinden bir ürperti geçti. Ama yine de inanmak istemedi.

“Ya sadece buradan gittiyse?” diye sordu.

Yaşlı adam gözlerini kıstı. “Gittiyse neden ayakkabıları, montu ve çantası hâlâ kapının önündeydi?

Deniz, o gece uykusunda biri tarafından çağrıldığını hissetti.

Saat 03:12’ye yaklaşıyordu.

Gözleri aniden açıldığında kendini farklı bir odada buldu. En son salonda yatıyordu. Ama şimdi, evin en karanlık köşesindeydi.

Nasıl buraya geldiğini hatırlamıyordu.

Bir anda kapı çaldı.

Tok. Tok. Tok.

Titreyen elleriyle kapıyı açmamaya karar verdi. Ama sonra… içeriden kendi sesini duydu:

“Kapıyı aç. Buradan çıkmanın tek yolu bu.”

Deniz’in nefesi kesildi.

Bu imkânsızdı.

Kapının altından soğuk bir hava dalgası içeri süzüldü. Deniz geriye adım attı. Ama sesi tekrar duydu:

“Kapıyı aç. Buradan çıkamazsın.

Ve ışık söndü.

Deniz, gözleri karanlığa alışana kadar nefesini tutarak bekledi. Elektrikler gitmişti, el yordamıyla duvara uzandı, ışık düğmesine bastı ama hiçbir şey olmadı.

Kapının altından gelen soğuk hava dalgası artık ayak bileklerine kadar çıkıyordu.

Ve o ses… Kendi sesi.

“Kapıyı aç. Buradan çıkamazsın.”

İçini derin bir korku kapladı. Mantıklı açıklamalar tükenmişti. Artık tek bir gerçek vardı: Burası normal bir ev değildi.

Ama ya… eğer gerçekten dışarı çıkmanın tek yolu buysa?

Deniz derin bir nefes aldı ve titreyen elleriyle kapı koluna uzandı. Soğuk metal parmaklarına yapışıyormuş gibi hissettirdi. Kapıyı yavaşça araladı.

Ve gördüğü şey…

Kendi yüzüydü.

Ama… kapının diğer tarafındaki Deniz, aynı kıyafetleri giymiyordu. Daha solgun, daha yorgun, daha… ölü gibi görünüyordu.

Deniz geriye sendeledi. Kalbi deli gibi çarpıyordu. Bu bir halüsinasyon muydu?

Kapının dışındaki Deniz başını eğdi, hafifçe gülümsedi ve fısıldadı:

“Sonunda hatırladın, değil mi?”

Deniz’in zihni aniden yankılanan anılarla doldu. Bu ilk defa olmuyordu. Bu kapıyı her gece açıyordu. Ve her seferinde… tekrar unutuyordu.

Bu evi seçmemişti.

Bu eve çağrılmıştı.

Ve aslında, çok uzun zaman önce, bu evde kaybolan kişi oydu.

Bir çığlık attı ama sesi çıkmadı. Kapının diğer tarafındaki Deniz, elini kaldırdı ve yüzünü tuttu. Deniz, kendi tenini hissetti.

Ve bir anda kapının diğer tarafında olduğunu fark etti.

Ama içeride kalan Deniz?

O, kapının önünde çamurlu ayak izlerini bırakarak arkasını döndü ve uzaklaşmaya başladı.

Kapının ardındaki Deniz, delirmiş gibi kapıyı yumrukladı. “Dur! Sen… sen ben değilsin!”

Ama çok geçti

Artık Deniz, kapının ardında, evin yeni hayaleti olmuştu.

Ve dışarıdaki Deniz?

O, bir sonraki misafirin gelmesini beklemeye başlamıştı.

 

Tepkiniz Nedir?

like

dislike

love

funny

angry

sad

wow

Bdemirkiz Sonsuzlukta Bir Kıvılcım yazarı