KAPAN

Bu makaleyi sesli dinleyebilirsiniz...

Kapan Bölüm-2

11 Mayıs 2026 - 14:05
11 Mayıs 2026 - 14:05 ⏱ 12 dk Okuma Süresi
 4  37
KAPAN
Lanetli Mezarlık

KAPAN
A.M.A.

Lise birinci sınıfta döndüğü memleketinde, babası o gelmeden evlerini başka bir mahalleye taşımıştı. Yeni evlerinin karşısındaki dar sokağın afet-i deryasını daha ilk günden görmüş ve bilinmez bir kalem ile gönlüne yazmıştı. Kat kat kesilmiş kızıl saçları dışa doğru fönlenmiş, yürürken başı sürekli önde ama sert bakışlı bir hülya idi Arzu. Parlak mavi, mat gri spor ayakkabılarının üzerine giydiği yeşil paraşüt kaprisi, tek omzunu hafifçe açıkta bırakan tişörtü ve o buğday teni. Arzu onu her gördüğünde. Murat’a tüm gün dualar ettiren bir ütopyanın prensesiydi. Ailesiz ve gurbette geçen üç senelik acımasız hayatın bahar kapısı, yeni ailesi idi Arzu. Onu sevmek yetmezdi. Onun uğruna her gün adaklar adamak, her gece şükür namazları ile dualarda istemek gerekirdi yaratanından.

İlk gördüğü günden, aşkını itiraf ettiği iki seneye kadar gecesi gündüzü; adını defterinin her yerine yazmakla geçmişti. Rüyalar o, hayaller onun varlığı üzerineydi. Cesaretini toplayıp kendini itiraf ettiği günden Arzu’nun inadının kırılmasına kadar geçen o sürede de Murat’ın lise hayatı son bulmuştu. Beklediğine, sevdiğine, peşinden koştuğuna değmişti Arzu. Ömürlerinin en tatlı bu anından itibaren seneler seneleri kovalamış, acısı ve tatlısıyla her kula nasip olmayan şey olmuş çocukluklarını bitirip gençliklerinde başlayan aşkları, evlilikle nihayete ermişti.    

Aşk karın doyurmaya yetmezdi. Bunun için mesleki olarak da ideallerini kaybetmediler. Doktor olmak isteyen Arzu hemşire olarak kariyer edindi, Murat ise er olarak gittiği askerden dönmeyip Uzman Çavuş olarak görevine devam etti. Gece gündüz demeden, evliliklerin ilk o şaşalı dönemlerinde bile vatana hizmet ettiler. Bazen bayramları göremediler birbirlerini bazen de uykusuz geceleri sevdalarına katık ettiler. Ayrı bile olsalar gönüller hep beraberdi. Senede toplasan birkaç ay bir arada kalabiliyorlardı. Bunun dışında Arzu’nun nöbetleri, Murat’ın kışla hayatı bir süre hiç bitmedi. Özlem zor olsa da birbirlerini sevdikleri kadar vatanlarını da seviyorlardı. Vatanı sevdiğini göstermenin en iyi yolu da onlara göre içinde bulundukları meslekleri en iyi şekilde yapmaktı. Mesele doğru sevmekti. Bir insanı sevebilirdiniz ya da bir toprağı da. Sizi tüm sevdalardan ayıran sevme biçiminiz olurdu. Karı kocanın düsturu da ölümüne sevmek değil, en iyi şartları sağlamak için sevmekti.

Zaman, planları ya da bunu uygulayış biçimleri ne olursa olsun herkes için akıp gidiyordu. Murat ve Arzu için de zaman merhametli davranmadı ve akıp gitti. Murat bulundukları şehrin ordu evinde görevlendirildiğinde, hayatları artık birbirleri ile tamamen paylaşabilecekleri bir düzene girmişti. Mutsuzluk ya da ümitsizlik zor geçen yıllara inat onlardan çok uzaktı. Bu mutlu yuva, bir zaman sonra aralarına katılan minik oğulları Alper’in Dünya’ya gelmesi ile daha da perçinlenmişti. Günler haftaları, haftalar ayları, aylar yılları kovalarken; Murat eşi Arzu’nun zorlaması ile kapısından bile geçmeyi düşünmediği üniversiteye girmiş ve tamamlamıştı. Görev aldığı ordunun kurum içi sınavlarına girdi ve subay oldu. Saha tecrübesi ile kendisini bilen komutanlarının gözünü dolduran Murat için subay olması yeni bir yolun başlangıcı olacaktı.

Çocukları Alper 3-4 yaşlarına geldiği zaman, ülkenin sınır komşularında yaşanan karışıklıklar ve ordunun sınır ötesi operasyonlarına başlaması, her hanede hissedilebilir bir hareketliliğe neden olmuştu. Ordu evinde konuşulanları dinliyor, hala operasyon bölgelerinde görev alan arkadaşlarından haberler almaya çalışıyordu. Her ne kadar aile babası olsa da Türk’ün içindeki savaşçı ruhu yıllarca görev aldığı operasyonlarda hissetmişti. Ellerini uyuşturan, kalbini Arzu’nun aşkından daha bir başka hızlandıran bu hissi alt etmek zordu. Fakat artık istese de yapamazdı. Alper vardı, Arzu’nun şefkatli kollarında yaşıyordu. Bu kadını ilk gün sevdiğinden daha fazla seviyordu ve ondan ayrı kalmak işine gelmezdi. Bu düşünceye ne zaman düşse sadece kendini tek bir şekilde frenleyerek konuyu kapatıyordu. “Görev çağırırsa elbette giderim. Fakat kendim isteyemem.”

Bazı insanların hayat şartları ne olursa olsun, kalbinden geçen dilekleri hep yerini bulur…

Murat, birgün görev aldığı orduevinin, komutanı tarafından odasına çağrıldı. Odanın içerisine girdiğinde makamındaki komutanına selamını verdi. Komutanın misafiri ile göz göze geldi, karşısındaki adam operasyon bölgelerinde emri altında çalıştığı Binbaşı Kemal’di. Murat eski komutanına esas duruşunu gösterdi. Binbaşı Kemal, eski askerini selamladıktan sonra orduevi komutanından nezaketen izin aldı. Orduda, ülkenin dört bir yanındaki bütün rütbeliler, Binbaşı Kemal’in isteğinin reddedilmeyeceğini bilirdi. Bilenler için hem bir kahraman hem de usulsüz istekleri olmayan bir görev adamıydı. Orduevi komutanı büyük bir nezaket ile makam odasını terk etti. Binbaşı ise eski askerini dostane bir tavırla karşısındaki koltuğa buyur etti.

Operasyon bölgelerinde, dağlarda, soğukta gecenin tehlikesinde ya da gündüzün açık tehdidinde Binbaşı her zaman babacan bir adamdı. Askerleri ile arasında bir samimiyeti vardı ancak bu asla otoritesini sarsmazdı. Murat’ı, oturması için buyur ettiğinde eski askerinin gözündeki o ışığı çoktan görmüştü. Murat bu ziyaretin normal bir ziyaret olmadığını anlıyor ve ellerindeki o huysuz titremeyi kontrol etmekte zorlanıyordu. Binbaşı üzerindeki resmi üniformasının kravatını gevşetti, önlerindeki sehpanın üzerinde duran küp şeklindeki ağır kül tablasını önüne doğru çekti. Paketinden çıkarttığı sigarasının ucunu ateşledi ve derin bir nefes çekip, başını sol tarafa çevirip yukarı doğru dumanını üfledi.

Bunca zamanın geçmesi, onca çatışma ve ömrünü vatan için hayatına kimseyi almadan devam ettirmiş bu adamın biraz daha yorgun olmasını beklerdi. Gelgelelim Kemal’in gözlerinin içine yeteri kadar dikkatli bakmazsanız yorgun olduğunu anlayamazdınız. Traşlı saçları, jilet gibi ütülenmiş üniforması ve asil duruşu asla bozulmuyordu. Bir çatışma sırasında omuzundan yaralanıp sol kolunu sargıya aldıklarında, kendisine takdim edilecek üstün hizmet madalyasını almaya gitmemişti. Kendisine bunun sebebini sorduklarında, “Hareket etmeyen bir sol kol ile üniformamı sırtıma geçirip madalya almaya gidemem. Bu üniforma sırtındaysa hep dimdik hem en güçlü duracaksın. Bu bir duruş meselesi.” Diyerek cevap vermişti. Ona göre üniforma zayıflığı kabul etmezdi. Sigarasının dumanını üfledikten sonra karşısındaki eski askerini süzdü ve bir tebessüm etti.

KEMAL; “Subay olduğunu duyduğumda çok sevindim Murat. Her zaman iyi bir asker olacağına inandım. Senin gibi bir adamı bu orduevinde pasif duruma getirmek işime gelmezdi ama bu duruma razı gelmemizi seni kardeş gibi seviyor olmamıza bağla.”

Murat, komutanın bu sözleri karşısında gururlanmıştı. Her asker, komutanının övgüsünü duymak isterdi ama bu başka bir gururdu. Kemal babacan adamdı belki ama kolay kolay da karşısındaki adamı övmezdi. Operasyonlara katılırken rütbesi yüzbaşı olan Kemal’i ayak bastığı tüm topraklar tanırdı. Bu adamadan övgü almak, akademide Oscar almak ya da Nobel edinmek gibi bir şeydi. Tevazu içerisinde komutanına baktı “Teşekkür ederim komutanım.” Dedi. Kemal konuşmasına devam etti.

KEMAL; “Oğlum olacak kadar yaşın küçük değil belki ama kardeşim sayılırsın. Kardeşten öte silah arkadaşımsın. Sınırlarımızda dönen hareketliliği biliyorsun. Suriye’de yaşananlar hepimize yeni görevler  dayattı.”

Murat, komutanının sözünü ikiletmedi. Komutanın gösterdiği lütuf karşılığında, oturduğu yerden ayağa kalktı ve esas duruşa geçti. “Emredersiniz komutanım!” dedi. Kemal askerinin bu özverisini karşılıksız bırakmadı, ayağa kalktı ve elini adamın omzuna koydu.

KEMAL; “Küçük bir tim ve özel görevler. ‘Bul ve kurtar’ ya da ‘bul ve yok et.’ Sürekli dağda ya da kışlada   kalmak yok. Sadece özel görevleri al, işi bitirip dön.”

            Murat, komutanın tanımına duraksadı.

            MURAT; “Komutanım bu tarz görevleri özel kuvvetler yapar sanıyordum.”

            Kemal, güldü.

            KEMAL; “Bizden âlâ özel kuvvet mi var oğlum? Şaka bir yana biraz karmaşık bir durum. Diplomatik olarak ülkenin kabul etmeyeceği şeyleri yapmak gerekebilir. Özel kuvvetleri sahaya sürmek bazı şeyleri kabul etmek demek olur. Gayya kuyusu gibi olmuş oralar, herkes tüm istihbarat servisleri orada. Sınırı olan da orada olmayan da orada.”                                                                                                                                      MURAT; “Operasyonların sadece gizli olması değil o zaman mesele. Aksi giden bir şey olur açığa çıkarsak sahipsiz olacağız.”                                KEMAL; “Diplomatik dengeler var. Bununla beraber feda edilmeyecek âli menfaatler söz konusu. Bağımsız olduğumuz bir gerçek ama düz gördüğümüz yolda koşmaya başlarsak bu herkesin dikkatini çeker.”                                                                                                                                          MURAT; “Libya’da bir ülkenin başka bir ülkede kurulan özel paralı asker şirketi vardı. Kurucusu olan adam o ülkenin istihbaratından atılıp Kanada’ya kaçmıştı sözde. Bunun gibi bir hamle herkes tarafında bilinir olsa da iş resmiyete geldiği zaman kabul edilmez.”                                                                                            
     KEMAL; “İkimiz de kimden ve neden bahsettiğimizi biliyoruz öyle değil mi? Gerçi o şirketin hakkını avcuna verdik o topraklarda. Çekilmek zorunda kaldılar ama tespitin doğru. Zaman artık paralı asker şirketlerinin denkleme dahil olduğu bir yapıya doğru gidiyor.”                                                                             
     MURAT; “Siz ne derseniz ben sizin emrinizdeyim komutanım.”                                                                         
     KEMAL; “Görevi kabul ettin mi?”                                                                                                                      
     MURAT; “Ettim komutanım.”                                                 

 Kemal cebinden bir zarf çıkarttı. Murat’a uzattı.    

      KEMAL; “İyi o zaman. Bu zarfı al. Az önce kovuldun.”   

  Murat, elleri titreyerek zarfı aldı. Yüzü bembeyaz kesilmişti. Kemal ince bir kahkaha attı.

     KEMAL; “Endişe etme tüm haklarımız koruma altında. Ayrıca memuriyetimiz de yanmadı devletin çeşitli    kurumlarında görevli görüneceğiz.”

            Murat, görevi Arzu’ya hiç sormadan kabul etmişti. Sırrına vakıf olduğunda Arzu biraz öfke biraz da üzüntü ile kabul etmişti. Binbaşı Kemal tarafından kurulan Alpagu Timi birkaç gözü pek askerin rol aldığı başarılı bir ekip olmuştu. Murat ise Kemal’in gözbebeği timin üçüncü adamı idi.  

            Murat girdikleri her operasyonda, timin istihbarat ekibi ile hareket ediyor, gözünü budaktan sakınmıyor ve her alanda durmaksızın koşturuyordu. Timin başındaki adam Kemal Binbaşı ile istihbarattan sorumlu Yüzbaşı Serkan, Murat’ın bu hareketliliğini yerinde ama tehlikeli buluyordu. Fakat Murat, sahada durdurulabilecek bir adam olmaktan çok uzaktı. Ayda birkaç kez operasyona çıkıyordu. Evine döndüğü zamanlarda ise eşine ve oğluna daha güvenli bir dünya bırakmış olmanın gururunu yaşıyordu.      

            Gece evinde uyurken çalan telefonuna uyanmıştı. Telefona cevap verdiğinde, karşı taraftaki ses “Buluşma yerine gel.” Dedi. Vakit kaybetmeden hazırlandı ve evden çıktı. Bu haber geldiğinde genellikle en fazla bir saat içerisinde buluşma yerinde olması gerekirdi. Buluşma noktasına geldikten sonra da 24 saat içerisinde operasyon merkezine götürülürdü. Buluşma yerine ulaştığında onu bir helikopter bekliyordu. Bu kez durumun acil olduğu ortadaydı.

            Kilis’te kurulan operasyon merkezine indiğinde, Binbaşı Kemal ve Yüzbaşı Serkan ekibin tamamlanmasını bekliyordu. Üs bölgesine ayak basar basmaz komutanlarının yanına gitti. 

MURAT; “Komutanım. Neler oluyor?”     

            Binbaşı Kemal’in moralinin bozuk olduğu her halinden belliydi. Onun yerine Yüzbaşı Serkan yanıt verdi.

       SERKAN; “Azez bölgesinde, devriye görevinde olan helikopterlerimizden biri kaza kırıma uğradı. Pilotlardan biri yaralı, diğeri yaralanmamış. Fakat ateş çemberinin ortasında kaldılar. Yerel unsurlar onları arıyor, bulurlarsa onları şehit edebilirler.”      
         
 MURAT; “Peki yerleri belli mi? Nerede gizleniyorlar?”  
         
SERKAN; “Orada halkın arasına karışmış elemanlarımız onları buldu ve gizledi. Fakat uzun süre onları gizlemeye devam ederlerse, deşifre olabilirler.”                                                                                                         
          MURAT; “Orada sadece yerel unsurlar yok.”  

Binbaşı Kemal söze girdi.    

         KEMAL; “Gizli servislerin bölgede faaliyetleri çok yüksek. Bölge oldukça sıkıntılı bir bölge. İstihbarat raporlarında hemen her yerel unsurun içerisinde ajanlar var.”                                                                                     
         MURAT; “Diplomatik temas ile askerlerimizi kurtarmak mümkün değil o zaman?”                     

Binbaşı ağzından derince bir nefes alıp burnundan verdi…                                   

            KEMAL; “Bölgede varlığını inkâr eden bir gizli servise diplomatik girişim mi? Ayrıca toprak onların değil ki.”

Murat, komutanın hiddetinden tekrar soru sormaya cesaret edemedi.

Tepkiniz Nedir?

like

dislike

love

funny

angry

sad

wow