Başkasının Elbisesiyle Üşümek

Bu makaleyi sesli dinleyebilirsiniz...

Başkasının hayatına özenerek özünden kopan Merve'nin yaşadığı pişmanlık ve hayal kırıklığını anlatan anlamlı bir hikâye. Bir insanın kendi huzurunu bırakıp sahte parıltıların peşinden gitmesinin ruhunda açtığı onulmaz yaraları gözler önüne seriyor.

27 Eylül 2026 - 10:26
27 Eylül 2026 - 10:26 ⏱ 4 dk Okuma Süresi
 0  3
Başkasının Elbisesiyle Üşümek
Dağ eteğindeki şirin bir kasabada yaşayan Merve’nin, sahte arkadaşlıklara özenip özünü kaybetmesini ve sonrasındaki derin pişmanlığını anlatan çarpıcı bir kare. Bu görsel, insanın kendi yuvasını bırakıp yabancı pırıltıların peşinde nasıl yalnızlaştığını gözler önüne seriyor.

Başkasının Elbisesiyle Üşümek

​Çamlıbel, dağ eteğinde küçük bir kasabaydı. Evler taş ve ahşaptı, sokaklar her sabah toprak kokardı. Çocuklar okuldan çıkınca dere kenarındaki söğüt ağaçlarının altında oynar, suyun sesine gülerdi. Bu doğanın içinde, papatya gibi saf yaşayan bir kız vardı; adı Merve idi. Merve'nin evi sıcak bir yuvaydı. Annesi Hatice kilim dokur, babası Kemal tahta pencereler yapardı; bu evde huzur hiç eksik olmazdı.

​Bir gün kasabaya dışarıdan üç kız geldi: Pelin, Defne ve Melisa. Bu kızlar kasabanın sade hayatını beğenmiyor, süslü elbiseleri ve kibirli hâlleriyle geziyorlardı. Merve, ilk başta bu kızların parlak hallerine özenmeye başladı.

​Bir öğle vakti okul bahçesinde Pelin güldü: "Merve, hâlâ bu tahta evde mi oturuyorsun? Bu eski önlükle seni hiç kimse fark etmez." dedi.

​Defne kolunu bağladı: "Bizimle takılmak istiyorsan değişmelisin. Dükkândan parlak takılar almalısın, yoksa yüzüne bakmayız."

​Merve başını öne eğdi: "Ben evimden memnunum, burası bana huzur veriyor."

​Melisa ise güldü: "Huzur büyük şehirlerde olur. Bu dağ başında ömrünü çürütüyorsun."

​Bu sözler Merve'nin aklını çeldi. Kendi sade önlüğünü, ahşap masayı, babasının yorgun ellerini ve annesinin bakışını küçümsemeye başladı. Onlar gibi olmak istedi. Pelin, Defne ve Melisa onu aralarına aldılar. Merve onlara uyum sağlamak için her gün kendinden ödün verdi. Ormanda kuş sesleriyle uyanmak yerine, sabahları o kızların dedikodularıyla uyanmaya başladı. Ailesinin sözlerini dinlemedi.

​Artık dere kenarında dürüstçe yürüyen o saf kız gitmiş, yerine sahte takıların peşinden giden biri gelmişti. Bir akşamüstü kasaba yolunda yürürken Merve, arkadaşlarının gerçek yüzünü duydu. Pelin arkasından şöyle diyordu: "Alt tarafı kasaba kızı, ne giydirsek köylü hâlleri gitmiyor. İşimiz bitince yüzüne bakmayız."

​Merve olduğu yerde kaldı. Gözyaşları suya damlarken seslendi: "Ben sizin için her şeyimden vazgeçmiştim, arkamdan böyle mi konuşuyorsunuz?"

​Defne omuz silkti: "Abartma, Merve! Eğleniyorduk sadece. Bizim dengimiz olabileceğini mi sandın?"

​O üç kız, işleri bitince Merve'yi bırakıp gittiler. Merve yapayalnız kaldı. Ne eski neşesini bulabildi ne de o saf günlerini geri getirebildi. Kasabanın suyu akıyordu, dağlar duruyordu, çiçekler açıyordu ama Merve'nin içindeki bahar solmuştu.

​Eve dönüp kapıyı çaldığında annesi Hatice ve babası Kemal kollarını açtılar. Merve ağlayarak annesinin göğsüne sığındı: "Anne, ben ettim; başkası olmaya çalıştım ama kendimi kaybettim."

​Annesi saçlarını okşayıp fısıldadı: "Kızım, insanın kendi evinden başka sığınağı yoktur. Başkasının yalan ışığına özenen, kendi güneşini söndürür."

​Aynaya baktığında gördüğü şey şuydu: Kendi evine yabancılaşmış, ruhu yorulmuş biri. İnsan, başkalarının süslerine özenip kendi hayatını beğenmediğinde huzurunu harcar. Hayat, başkası gibi görünmekle değil, insanın kendi özünde kalabilmesiyle güzeldir; çünkü elin rüzgârıyla yürüyen, en son başkasının elbisesiyle üşür.

Tepkiniz Nedir?

like

dislike

love

funny

angry

sad

wow

Umran Tezcan Ümran Tezcan:Yazar ve öğretmen .2015 yılında Uşak Üniversitesi-Fen Edebiyat Fakültesi-Matematik bölümünü bitirdi.Şuan öğretmenlik yapıyor. Çocukluğundan beri yazmayı seviyor.Cocuk kitapları öyküler romanlar her yaş grubundan yazmaya çalışıyor.Çocuk romani ,roman ,öykü ,hikaye yazmaya devam ediyor.