FENERCİ DEDE

Bu makaleyi sesli dinleyebilirsiniz...

İyilik, ışık gibidir.

3 Ağustos 2026 - 11:45
3 Ağustos 2026 - 11:45 ⏱ 4 dk Okuma Süresi
 1  19
FENERCİ DEDE

            FENERCİ DEDE

Mahallenin en eski sakinlerinden biri, herkesin sevgi ve saygıyla selam verdiği yaşlı bir fenerci vardı. Akşam güneşi ufkun ardına çekilip gökyüzünü turuncu ve mora boyadığında, o her zamanki gibi evinin ahşap kapısını sessizce açardı. Elindeki yıllanmış gaz lambasını özenle yakar, alevin cam fanusta usulca dans edişini izledikten sonra ağır ama kararlı adımlarla sokaklara çıkardı.

​Taş kaldırımlarda yankılanan bastonunun sesi, onu tanıyanlara gecenin başladığını haber verirdi. Bir sokaktan diğerine geçer, karanlıkta kalan sokak lambalarını tek tek yakardı. Yanan her lamba yalnızca bir sokağı değil, sanki insanların içini de biraz daha aydınlatırdı.

​Bir akşam, mahalledeki gençlerden biri alaycı bir gülümsemeyle önünü kesti:

​"Dede, gözlerin artık eskisi kadar iyi görmüyor. Bu kadar zahmete neden katlanıyorsun? Hem çoğu insan seni fark bile etmiyor."

​Fenerci Dede durdu. Elindeki lambanın titrek alevine baktı. Sonra başını kaldırıp gence şefkat dolu gözlerle bakarak sakin bir sesle:

​"Ben bu ışığı kendim için yakmıyorum evlat," dedi.

​"Belki bugün kimse fark etmez. Belki adımı bile hatırlamazlar ama bir gün sen de eline bir lamba alırsın. İşte o zaman neden her akşam bu sokaklarda yürüdüğümü anlarsın."

​Genç, yaşlı adamın sözlerini anlamlandıramadı. Omuz silkip yoluna devam etti. Zaman ise sessizce akıp gitti. Mevsimler değişti, yıllar birbirini kovaladı. O genç de bir gün saçlarına aklar düşmüş, bastonla yürüyen yaşlı bir adama dönüştü.

​Sonbaharın sert bir gecesinde, rüzgâr uğuldayıp yağmur ince ince yağarken bir anda elektrikler kesildi. Mahalle zifiri karanlığa gömüldü. Yaşlı adam güçlükle yürürken uzakta titreyen küçük bir ışık gördü.

​Merakla o ışığa doğru ilerledi.

​Elinde eski bir fener taşıyan küçük bir çocuk, yaşlı bir kadının koluna girmiş, dikkatle ona yol gösteriyordu.

​Yaşlı adam yaklaşıp "Evladım, bu saatte neden dışarıdasın?" dedi.

​Çocuk hiç düşünmeden cevap verdi:

​"Dedem bana hep 'Karanlıkta bir kişinin yolunu aydınlatabilirsen o ışık bütün mahalleyi aydınlatır.' derdi. Ben de dedemin o sözünü tutuyorum."

​Bu sözler yaşlı adamın yüreğine yıldırım gibi düştü.

​Bir anda yıllar öncesindeki o akşam gözlerinin önünde canlandı: Fenerci Dede'nin yüzü, elindeki gaz lambası ve o unutamadığı sözler...

​Fenerci Dede hiçbir zaman yalnızca sokak lambalarını yakmamıştı. O, insanların kalbine iyiliğin ateşini bırakmıştı. O küçücük alev yıllar boyunca elden ele, gönülden gönüle taşınmış ve hiç sönmeden yaşamaya devam etmişti.

​Gözleri dolan yaşlı adam, elindeki küçük feneri çocuğa uzattı. "Al evlat," dedi. "Işık elde tutulmak için değil, paylaşılmak için vardır."

​Çocuk feneri aldı. Titreyen alev yüzünü aydınlatırken gözlerinde tarifsiz bir umut parlıyordu.

​Yaşlı adam arkasını döndü. Birkaç adım attıktan sonra durdu ve geriye baktı. Küçük çocuk, yaşlı kadının yanında yürümeye devam ediyordu. Fenerin sıcak ışığı karanlığın içinde ince bir umut yolu gibi uzanıyordu. Yüzünde huzurlu bir tebessüm belirdi. Artık biliyordu ki gerçek ışık bir lambanın içinde değil, iyilikle atan yüreklerin içindeydi.

​Ve o günden sonra mahallede her karanlık akşam mutlaka bir fener yanardı. Bazen yaşlı bir adamın elinde, bazen genç bir annenin, bazen de bir çocuğun...

​Hiç kimse ilk kıvılcımın kim tarafından yakıldığını bilmiyordu ama herkes o ışığın hâlâ yol gösterdiğini hissediyordu.

​İyilik, ışık gibidir. Paylaştıkça eksilmez; aksine çoğalır. Ve bazen bir insanın yolunu aydınlatan küçücük bir ışık, bir ömrün karanlığını dağıtmaya yeter.

               DİLEK SARIKAYA

Menajer :ilayda Can & Dilara sarıkaya 

Tepkiniz Nedir?

like

dislike

love

funny

angry

sad

wow