Kadın

Bu makaleyi sesli dinleyebilirsiniz...

Gece ile gündüz gibi birbirini tamamlayan iki yarım… Kadın ve erkeğin varoluşsal dengesini, gücün adaletle imtihanını ve bir toplumun geleceğini şekillendiren kadın bilincini felsefi bir süzgeçten geçiriyoruz. İnsanın kendi hakikatini arayışına dair edebi bir yazı.

21 Eylül 2026 - 12:34
21 Eylül 2026 - 12:34 ⏱ 9 dk Okuma Süresi
 0  4
Kadın

Yeryüzünde yaratılmış şeref, onur, namus ve haysiyetin iki temsilcisinden biri olan kadın, dünyanın neresinde olursa olsun varlığıyla erkeğe eşit olduğu gibi dişiliğiyle de erkeğe eştir.

​Dünyada kadın ve erkek birbirini tamamlayıp bütünleyen iki varlıktır. Her ikisi birbirini oluşturup tamamlar. İkisi bir araya gelmeden var olup yaşayamaz. Her ikisinin var olup yaşaması, birbirinin varlığına bağlıdır. Dolayısıyla her iki varlık da yaratılışları itibarıyla birbirine benzerken erkek ve dişi olarak benzersizlikleri de ikisini birbirinden ayırmaktadır.

​Kadın ile erkek arasındaki bu farklılık gece ile gündüz gibidir. Bu yüzden kadın ile erkek arasındaki eşitlik ve farklılık, tıpkı bir günü oluşturan gece ile gündüz gibidir. Ne gecenin gündüze ne de gündüzün geceye bir üstünlüğü vardır. Her ikisinin varlığı bir günü oluşturur. Oluşan her gün hayatı; hayattaki varlıkları oluşturup devamlılığını sağlar.

​Devamlılıkta her iki taraf için de eşitlik vardır. O da hayatın içinde saklıdır; yaşanmadan anlaşılmaz. Çünkü egoların üstü bencillikten dolayı örtülüp kapatılmıştır. Kimse kimseyi tanımak istemiyor. Sevip sevilerek yaşadığı hayatı paylaşıp kolaylaştırmak, güzel bir hayat yaşamak istemiyor; çünkü külfetine katlanamıyor.

​Kolaycılık da hayatı ve birlikteliği ucuzlatıp değerini düşürüyor. Emeksiz hiçbir hayat güzel ve kalıcı olmaz.

​Dolayısıyla işin başlangıcında fark edilmeyip görünmeyen kadın ile erkek eşitliği; tıpkı bir günü oluşturan gece ile gündüzün her gün birbirinden farklı olmasına rağmen, sonunda aradaki zaman farkının ortadan kalkıp birbirine eşit hâle gelmesi gibidir.

​Yıl içinde biri belirli bir zamana kadar sürekli uzar, diğeri de aynı zaman dilimi içinde sürekli kısalır. Sonunda uzayan ile kısalan birbirine eşit hâle gelir.

​Bu durum bize dünyadaki hiçbir yaşamın rastgele olmadığını; her işin bir denge üzere, ölçülü yaşanacağını gösterir.

​Demek ki birbirine benzer yaratılmış hiçbir varlık ne birbirine denk ne de birbirine eşittir. Denkliği ve eşitliği sağlayan, bizzat yaşanılan hayatın kendisidir. Hayat içindeki tüm varlıkların ölçü içerisindeki dengeyi bozmayacak, sevgi ve saygı çerçevesindeki yaşamıdır. Kendine benzer hiçbir varlığın, kendi gibi olan başka bir varlığa karşı üstünlüğü ya da aşağılığı yoktur.

​Ancak birbirine benzer olan her varlık, birbirinin karşıtıyla var olup yok olur. Yaşayıp varlıklarını sürdürürken de birbirlerine karşı görev ve sorumluluklarını yerine getirerek birbirlerinin eksiğini giderirler.

​Bu yüzden kadın ve erkek, yaşadıkları hayat içinde sadece birbirlerinin eksikliklerini gidermezler; hayatın içinde bir çekim alanı oluşturarak kendi varlıklarının devamını da sağlarlar.

​Kadın ve erkek sadece kendi egoları için yaşamazlar. Dünyadaki varlıklarının devamı için de birbirlerine karşı görev ve sorumlulukları vardır. Bu görev ve sorumluluğun yerine getirilmesi için de elbette birbirlerine muhtaçtırlar.

​Bu ihtiyaç ve muhtaçlık insanı insanlıktan çıkarmamalıdır. Kadın kadınlığını, erkek de erkekliğini bilmelidir.

​Ancak bu şekilde kadın kadın, erkek de erkek olur.

​İşte o zaman; birbirine benzer fakat birbirinin karşıtı olarak yaratılmış olan bu iki varlık, her ne kadar hayatı birlikte yaşayıp devamlılığını sürdürmede birbirlerine muhtaç olsalar da yaratılışları itibarıyla elbette birbirlerinden farklıdırlar. Yaratılışlarındaki bu farklılıklar da elbette aralarındaki eşitliği etkiler. Buradaki en belirgin özellik ve en büyük fark, güç farkıdır.

​Her yerde hak, hukuk ve adaleti güç oluşturur, güç sağlar. Güçsüzün hakkı, hukuku ve adaleti olmaz. Hak, hukuk ve adalet sahibi olunmayınca para, mal ve mülk sahibi de olunmaz.

​Bu yüzden çağdaş bir ülkede adalet sadece güçlüden yana olmamalı; güçsüzün de güçlü kadar hakkının ve hukukunun korunması için kurulmalıdır.

​Adalet mülkün temelidir. Temelinde adalet olmayan her mülk, her yapı yıkılır. Bir ülkede adalet; deveyle pireyi, kralla köleyi bir ederse işte o zaman o ülkede adalet var demektir; millet özgür ve yıkılmaz demektir.

​Yoksa kadın her yerde kadındır. Her yerde hepimizin anası, bacısı, teyzesi, halasıdır. Kadın ister köylü ister şehirli, ister okumuş ister cahil olsun; ister Amerikalı ister Türk, ister Asyalı ister Avrupalı olsun... Dünyanın neresinden olursa olsun kadın kadındır, kadın anadır.

​Analarımız hangi ırktan, hangi renkten, hangi milletten, hangi soy soptan olurlarsa olsunlar kadınlıkta ve analıkta hiçbirinin bir diğerinden bu bağlamda hiçbir farkı yoktur.

​Ancak bu durum erkeğin çıkarının olduğu her yerde bozuluyor. Kadın, sadece kadın olmaktan değil, insan olmaktan da çıkarılıyor. İşte asıl sorun burada başlıyor.

​Bu durum insanlığın yaratılışından beri böyledir; insanlık var oldukça da böyle devam edecektir.

​Dolayısıyla doğup var olan her kızımız, her bacımız sonunda bir eş, bir kadın ve bir ana olmaya adaydır.

​Erkeğin kadına oranla daha güçlü yaratılışı, günümüz dünyasında kadının hak ve hukukunun sağlanıp korunmasında sorun oluşturuyor. Bu da toplum vicdanını yaralayıp rahatsız ediyor.

​Sorun burada kadında değil; haktan, hukuktan yana adaletli olmayan erkektedir.

​Yoksa Havva anamızdan beri kadın kadındır; hep doğurur, besler, büyütür, yaşatır. O günden bugüne hiçbir şey değişmemiştir.

​Nesiller boyu varlığımızın devam edip çoğalmasını sağlayan kadınlarımızdır. Bugün biz neysek kadınımız o, kadın neyse biz de oyuz. İçinde yaşayıp var olduğumuz toplum da dünya da bugün odur.

​İnsan için doğmak değil, yetişmek önemlidir. Dünyanın güzelliği insana, insanın güzelliği eğitime, eğitimdeki güzelliğin en büyük payı da analarımıza aittir. Çünkü çocuk için dünyada okunacak en güzel ve en büyük kitap anadır.

​Çocuğun gözünde anadan büyük kitap, anadan büyük arkadaş yoktur. Çocuk için ana her şeydir.

​Başka söze gerek var mı?

​Dünyanın en büyük zenginliği ana olan kadınımızdır. Bu yüzden bizleri yetiştiren tüm kızlarımızı çok iyi eğitmek zorundayız. Toplumun çağdaşlığı, medeniyeti ve geleceği tamamen onların iyi yetişmiş olmalarına bağlıdır.

​Bugün dünyada her ne varsa hepsinin kaynağında kadın vardır. Kadınları iyi öğrenim görmüş, iyi eğitilmiş, iyi yetiştirilmiş tüm toplumlarda insanlar daha huzurlu, daha mutluyken diğerlerinde bu oran çok daha düşüktür.

​Bunun böyle olduğuna inanmak için illaki bir istatistik yapıp doğruluğunu kanıtlamaya gerek yoktur. Azıcık aklı olan bunun böyle olduğunu bilir.

​Bugün dünyamız daha iyi olmanın arayışı içinde. Ancak bu arayışta birçok insan hak etmediğini isteyip arzuladığından huzur bulup mutlu yaşaması da mümkün değildir.

​Mümkün olmayanı arayan insanlık bugün zordadır. Bu yüzden dünyadaki bütün kadınlar ve erkekler hep bir arayış içindedir.

​Arayış içindeki insanların sayısı her geçen gün arttığından toplumdaki çarpık ilişkiler de o denli arttı ve çoğaldı. Artıp çoğalan ilişkiler her yeri kirletti. Ateşi yakmaz, gökyüzünü ağlamaz, suyu akmaz, toprağı verimsiz, ağacı meyvesiz etti.

​Çevre kirleniyor. Kirlenen çevrede insan yaşayamaz hâle gelip bozuluyor. Her geçen gün erkeğin yakışıklılığı, kadının güzelliği kaybolup gidiyor. Bu kaybolup gidişin yanı sıra bir de toplumda erkeğin kadına, kadının erkeğe doğru dürüst güveni kalmadı.

​Toplumumuz özgürleşip güzel yaşayalım derken her geçen gün biraz daha eski güzelliğini kaybedip çirkinleşiyor.

​Üretmeden tüketen koca bir toplum olduk.

​Hiç kimseye bir şey denmiyor. Herkes ne oldum delisi oldu. Kimisi aç, kimisinde doyumsuzluk hat safhada. İnsanların arzu ve istekleri çoğaldı. İhtiyaçları farklılaşıp değişti. Huzur ve mutluluk bizden uzaklaştı.

​Kadın-erkek hep beraber çağdaşlaşıp güzel yaşayalım derken ne oldum delisi olup hep birlikte insanlıktan çıktık.

​Onun için şimdi kadınımıza daha çok iş düşüyor. İnsanımızı çağdaşlaştırıp sosyalleştirerek toplumumuza çok daha güzel bir hayat sunabilmemiz için kadınımızı yeni baştan yetiştirmemiz gerekir. Aksi takdirde sonumuz umutsuzluk içinde karanlık olur.

​Kadını aydınlat ki bütün dünya aydınlansın...

Hayata gülümsemek dileğiyle…

Sevgiler, saygılar…

Mehmet GÖKSELLİ 

Editör-Yazar-Yayın Kurulu Üyesi-Denetmen 

 

E-mail:[email protected]

GSM  : 0 538 964 20 51

Tepkiniz Nedir?

like

dislike

love

funny

angry

sad

wow

MEHMET GÖKSELLİ Yazmayı, araştırmayı ve kelimeler aracılığıyla farklı hikâyeler anlatmayı seven bir editör ve yazarım. İçerik üretimi, metin düzenleme, araştırma ve özgün yazılar hazırlama alanlarında çalışmalar yürütüyorum. Dil bilgisi, anlatım bütünlüğü ve okuyucuya ulaşan etkili bir dil benim için yazının en önemli unsurları arasında yer alıyor. Her metinde hem doğru bilgiyi hem de güçlü bir anlatımı bir araya getirmeyi hedefliyorum.