ALMANYA TRENİ 15. Cİ BÖLÜM -  BAĞ EVİNDE HUZURLU GÜNLER VE YENİ BİR BAŞLANGIÇ

Bu makaleyi sesli dinleyebilirsiniz...

“Baba…” Bu kelimeyi ilk kez o gün söyledi.

10 Ağustos 2026 - 18:55
10 Ağustos 2026 - 18:55 ⏱ 6 dk Okuma Süresi
 2  52
ALMANYA TRENİ 15. Cİ BÖLÜM -  BAĞ EVİNDE HUZURLU GÜNLER VE YENİ BİR BAŞLANGIÇ


ALMANYA TRENİ 15. Cİ BÖLÜM - 
BAĞ EVİNDE HUZURLU GÜNLER VE YENİ BİR BAŞLANGIÇ

Memduh’un askerden dönüşüyle birlikte evin üzerine çöken hasret bulutları yavaş yavaş dağılmaya başlamıştı. Yıllardır yalnızca mektuplarda yaşayan özlem, artık aynı sofrada, aynı avluda, aynı gökyüzünün altında yerini huzura bırakıyordu.
Bağ evi yeniden neşelenmişti.
Sabahları güneş daha yeni doğarken Memduh erkenden uyanıyor, ahırın kapısını açıp hayvanların yemini veriyordu. Şakire ateşin başında ekmek pişirirken, küçük Gülfem yalın ayak avluda dolaşıyor, bazen tavukların peşinden koşuyor, bazen de dedesi Yusuf Baba’nın bastonuna tutunarak yürümeye çalışıyordu.
Memduh, kızını uzun uzun izliyordu.
İki yıl boyunca yalnızca mektuplarda büyüdüğünü öğrendiği yavrusu şimdi gözlerinin önündeydi.
Bir gün Gülfem tavukların peşinden koşarken dengesini kaybedip yere oturdu. Ağlayacak gibi oldu. Memduh hemen yanına gidip onu kucağına aldı.
“Benim cesur kızım bu kadar çabuk pes eder mi?” dedi.
Gülfem gözyaşlarını sildi, babasının yüzüne baktı ve küçük elleriyle yanaklarını tuttu.
“Baba…”
Bu kelimeyi ilk kez o gün söyledi.
Memduh’un gözleri doldu.
Şakire ateşin başından onları izliyor, sessizce gülümsüyordu.
“İşte,” dedi.
“Artık seni gerçekten tanıdı.”
O akşam sofrada herkesin yüzü gülüyordu.
Fatma Ana, torununu dizine oturtmuş lokmasını küçük parçalara ayırıyordu.
Yusuf Baba ise uzun zamandır ilk kez bu kadar huzurlu görünüyordu.
“Evin bereketi çocuk sesiymiş.” Dedi.
“Şimdi bunu daha iyi anlıyorum.”
Günler birbirini kovalıyordu.
Bağ evindeki hayat sade ama mutluydu.
İlkbahar yerini yaza bırakmış, asmalar yeşermiş, incir ağaçları meyve vermeye başlamıştı.
Memduh ile Şakire sabah birlikte bağa çıkıyor, öğle sıcağında dut ağacının gölgesinde dinleniyor, akşam olunca Gülfem’i kucaklarına alıp evin önünde oturuyorlardı.
Gülfem toprağı avuçlayıp yeniden bırakıyor, kuşların peşinden koşuyor, bazen de babasının omzuna çıkıp uzak dağlara bakıyordu.
Şakire, kızını izledikçe içinden şükrediyordu.
Geçirdikleri zor günler artık geride kalmış gibiydi.
Hatice de artık huzurluydu.
Memduh’un asker ocağından en yakın arkadaşlarından Hasan, dürüstlüğü ve çalışkanlığıyla köyde herkesin saygısını kazanmıştı. Memduh, kız kardeşini ondan daha güvenilir birine emanet edemeyeceğini düşünüyordu.
İki aile bir araya geldi.
Büyükler oturup konuştular.
Hatice’nin de gönlü vardı.
Kısa süre sonra köyde sade bir mevlit okutuldu.
Komşular dualar etti.
İkramlar dağıtıldı.
Kur’an tilavetiyle başlayan o mütevazı gün, Hatice’nin yeni hayatının ilk günü oldu.
Hasan, Hatice’ye dönerek,
“Allah’ın izniyle seni üzmeyeceğim.”
Dedi.
Hatice ise gözleri dolarak yalnızca,
“İnşallah…”
Diyebildi.
Şakire uzaktan onları izliyor, içinden,
“Çok şükür…”
Diye dua ediyordu.
Artık herkes huzurunu bulmaya başlamıştı.
Fakat Memduh’un aklında başka bir düşünce vardı.
Askerlik bitmişti.
Artık ailesinin geçimini sağlaması gerekiyordu.
Bağdaki işler yalnızca birkaç ay yetiyordu.
Kış gelince kazanç neredeyse tamamen kesiliyordu.
Bir akşam Yusuf Baba ile evin önünde otururken düşüncelerini paylaştı.
“Baba,” dedi.
“Bu böyle gitmez.”
“Gülfem büyüyor.”
“Yarın öbür gün ikinci çocuğumuz da olur.”
“Bir iş bulmam lazım.”
Yusuf Baba başını salladı.
“Haklısın oğlum.”
“Köyde herkes toprağa bakıyor.”
“Ama senin elinde meslek var.”
Memduh çocukluğundan beri ayakkabı tamirciliğini öğrenmişti.
Deriyi tanıyordu.
Dikişi biliyordu.
Eski ayakkabıları yeniden kullanılacak hâle getirecek kadar ustalaşmıştı.
Tam o günlerde komşu köyden gelen bir tanıdık güzel bir haber getirdi.
“Köyümüzde ayakkabı tamircisi yok.”
“İstersen gel.”
“Küçük bir dükkân var.”
“Çalışırsan herkes sana gelir.”
Memduh haberi duyunca umutlandı.
Ertesi gün komşu köye gidip dükkânı gördü.
Küçücük bir yerdi.
Kerpiç duvarlı…
Tahta raflı…
Eski bir çalışma tezgâhı vardı.
Ama onun gözünde kocaman bir gelecekti.
Eve döndüğünde sevinçle Şakire’ye haber verdi.
“Şakire…”
“Galiba iş buldum.”
Şakire heyecanla ayağa kalktı.
“Gerçekten mi?”
“Evet.”
“Komşu köyde ayakkabı tamirciliği yapacağım.”
“Bizi de götürecek misin?”
Memduh gülümsedi.
“Elbette.”
“Artık ayrı kalmayacağız.”
“O dükkân bizim ekmek teknemiz olacak.”
Şakire’nin gözleri doldu.
Bu, yalnızca yeni bir iş değildi.
Yeni bir hayattı.
Birkaç hafta içinde eşyalarını topladılar.
Fatma Ana’nın hazırladığı bohçalar, Yusuf Baba’nın verdiği birkaç eşya ve Gülfem’in küçücük oyuncaklarıyla birlikte komşu köye taşındılar.
Kiraladıkları ev, dükkânın hemen arkasındaydı.
Mütevazı ama sıcacıktı.
Sabahları Memduh dükkânın kepengini açıyor, çizmeleri tamir ediyor, eski ayakkabıları yeniden hayata döndürüyordu.
Şakire ise evlerini yuva yapmaya çalışıyor, Gülfem sokakta oynarken onu pencereden izliyordu.
Hayat yeniden düzene girmişti.
Sabahları dükkânın kapısı umutla açılıyor, akşamları aynı sofrada edilen şükür dualarıyla gün sona eriyordu. Memduh, alın teriyle kazandığı her kuruşta geleceğe biraz daha güvenle bakıyor; Şakire ise yeni evlerini gerçek bir yuvaya dönüştürüyordu. Gülfem’in neşesi, evin her köşesine hayat katıyordu.
Onlar, sonunda fırtınanın dindiğini sanıyordu.
Oysa kader, bu küçük komşu köyde onlar için yeni sevinçler, yeni sınavlar ve hiç beklemedikleri yeni başlangıçlar hazırlıyordu.
Hayat, sessizce yeni bir sayfa açıyordu…

Devam edecek... 

Tepkiniz Nedir?

like

dislike

love

funny

angry

sad

wow

AYŞE KÜÇÜKIŞIK Ayşe Küçükışık Yazar • Şair • Editör “Her yazarın kaleminin ardında bir yaşam hikâyesi vardır. Ayşe Küçükışık’ın yazarlık yolculuğu da çocukluk yıllarında başlayan bir hayalin, engellere rağmen vazgeçmeyen bir azmin ve yıllar boyunca süren üretme tutkusunun hikâyesidir.” Ayşe Küçükışık, 05 Mayıs 1972 tarihinde Berlin’de çalışmak üzere Almanya’ya giden bir Türk işçi ailesinin çocuğu olarak doğdu. Altı yaşına kadar Berlin’de yaşadı. Daha sonra ailesiyle birlikte Türkiye’ye dönerek ilk ve orta öğrenimini Mersin’de tamamladı. İşitme güçlüğü nedeniyle eğitim hayatında çeşitli zorluklar yaşadı ve lise ikinci sınıfta örgün eğitimini bırakmak zorunda kaldı. Ancak bu engeller, yazmaya olan ilgisini ve üretme azmini azaltmadı. Yazarlık yolculuğuna, ortaokul yıllarında katıldığı bir hikâye yarışmasıyla ilk adımını attı. Kaleme aldığı hikâye önce okul birincisi, ardından il birincisi seçildi. Öğretmenleri tarafından iller arası yarışmada temsil edilmesi için girişimlerde bulunulsa da ailesinin izin vermemesi nedeniyle bu önemli fırsata katılamadı. Yaşadığı hayal kırıklığı, onda vazgeçmek yerine yazmaya daha sıkı sarılma isteği uyandırdı. Bu süreçten sonra ailesinden gizli şiirler yazmaya başladı. Şiirleri 90’lı yıllarda “Eda Alaş” mahlasıyla Mersin’deki çeşitli radyolarda yayımlandı ve dinleyicilerden ilgi gördü. Bir radyo kanalından çalışma teklifi almasına rağmen ailesinin izin vermeyeceğini düşündüğü için bu teklifi değerlendiremedi. Buna rağmen yazmaktan hiç vazgeçmedi; yaşadığı her deneyimi kalemine taşıdı. Şiir, öykü, deneme ve roman türlerinde eserler veren Ayşe Küçükışık, insanın iç dünyasını, yaşamın izlerini ve toplumsal konuları içten bir anlatımla ele almaktadır. Yazdığı 100’e yakın şiirin bir kısmı Fikir İzleri Platformu’nda ve diğer dijital platformlarda yayımlanmıştır. Ayşe Küçükışık'ın kaleme aldığı "Almanya Treni" adlı roman, 2010'lu yılların başında TRT tarafından düzenlenen bir senaryo yarışmasına gönderildi. Eserin konusu ilgi görmesine rağmen, senaryo teknik formatına uygun hazırlanmadığı için değerlendirme sürecini tamamlayamadı. Daha sonra Wattpad'de yayımlanan roman, zamanla hesabına erişim sağlanamaması nedeniyle uzun süre okurlardan uzak kaldı. Ancak yazarın yıllar önce sakladığı çıktılar ve notları, bu hikâyenin yeniden hayat bulmasını sağladı. Aradan geçen yıllarda ilk Türk işçilerinin Almanya yolculuğuna ilişkin araştırmalarını derinleştiren Ayşe Küçükışık, tanıklıklardan, tarihî kaynaklardan ve aile anlatılarından yararlanarak romanını yeniden ele aldı. Bugün “Almanya Treni”, ilk hâlinden çok daha kapsamlı, belgesel yönü güçlendirilmiş yeni versiyonuyla Fikir İzleri Platformu’nda bölüm bölüm yayımlanmaktadır. Tamamladığı ARDA adlı romanı da gerçek hayattan esinlenerek yazılmış olup Fikir İzleri Platformu’nda okurlarla buluşmuştur. Hâlen Fikir İzleri Platformu’nda editör olarak görev yapmakta, eserleri kişisel blogunda ve çeşitli dijital platformlarda okurlarla buluşmaktadır. Yazıları; kişisel blogu, Wattpad, Pinterest ve sosyal medya hesapları aracılığıyla geniş bir okur kitlesine ulaşmaktadır. Roman, şiir ve öykü çalışmalarını sürdürmekte; yaşanmış hayatları edebiyatın gücüyle geleceğe taşımayı amaçlayan eserler üretmeye devam etmektedir.