Kısa bir öykü

Bu makaleyi sesli dinleyebilirsiniz...

Kendi sözlerini bulmak için başkalarının kelimelerine sığınanların hikâyesi... Gecenin sessizliğinde basılan bir 'play' tuşuyla başlayan bu karşılaşma, insanlığa ve yaşama dair unutulmuş bir hakikati fısıldıyor: 'Ömür dediğimiz şey, dünya ile kurduğumuz ilişkide içini doğru doldurmakla mükellef olduğumuz bir zaman parçası.'

10 Ağustos 2026 - 15:55
10 Ağustos 2026 - 15:55 ⏱ 6 dk Okuma Süresi
 3  38
Kısa bir öykü

Şehirde saatler gece yarısını çoktan geçmişti ama tramvay ışıkları hâlâ ışıl ışıl, tüm ahengiyle geceyi aydınlatıyordu. Şehir adeta "Ben burada bekliyorum, eğlence daha bitmedi!" diye bağırıyordu. Son sefer için kapılar açıldığında Kırmızı (Ece) zıplayarak içeri daldı.

​Montunun fermuarı açık; bir kulağında kulaklık var, diğerinde yok... Çünkü Kırmızı için hayat yeterince müzikli ve zilliydi o an...

​Tramvayda birkaç kişi haricinde kimseler yoktu; belki de ilerleyen duraklarda yer dahi kalmayacaktı. Arka taraflara doğru ilerledi Kırmızı.

​İlerideki koltuklarda yaşlı, minyon bir teyze oturuyordu. Başında pembe bir bere, elinde kocaman bir poşet ciklet, yüzünde muzip bir gülümseme vardı. Gözlüklerinin üzerinden bakar iken Kırmızı ile göz göze geldiler. Kırmızı oturdu karşısına, sonra yüzünde bir tebessüm ile el salladı. Devamında, "İyi akşamlar teyze. Parti mi var burada, niyeyse ne kadar enerjiksin?" dedi.

​Yaşlı teyze yüzünde bir gülümsemeyle dolu dolu bir kahkaha attı. Sesi tramvayın sesine ve geceye karıştı.

​"Parti bende, yüreğimde çocuk..." dedi.

​Kırmızı tebessüm ederek, "Ben de aynı kafadayım teyze." karşılığını verdi.

​Yaşlı teyze elini poşetine götürüp içinden bir ciklet çıkardı ve Kırmızıya uzattı: "Al bakalım, hayatın tadı da böyledir." diyerek. "Önce ekşi gelir, sonra bal gibi tatlı olur. Seninki de öyle olacak." dedi yüzünde tatlı bir gülümsemeyle...

​Kırmızı hiç beklemeden aldığı cikleti ağzına attı. Çiğnerken yüzü buruş buruş olan Kırmızı, devamında geniş geniş tebessüm ediyordu: "Vay be! Harbiden ekşi başladı."

​Tramvay gecenin içine doğru ilerlerken yaşlı, minyon teyze elini bu sefer çantasına usulca götürerek içinden kendi gibi minik bir müzikçalar çıkardı. Kırmızı hayret içerisinde izliyordu sadece. İçinden, "Vay be, 2026 yılında bile hâlen bu tür şeyler taşıyan teyzeler var." diye geçirdi...

​Yaşlı teyze elini "play" tuşuna götürdüğünde, 90'lardan hareketli şarkılar çalmaya başladığında yerinden kalkıp dans etmeye başladı. Kırmızı önce hayretler içerisinde izlerken devamında ona eşlik etti.

​İyice yorulup tekrar yerlerine oturduklarında minik, yaşlı teyze elini son defa poşetine götürdü. İçinden küçük bir not kâğıdı çıkarıp Kırmızıya doğru titreyen elleriyle uzattı:

​“Bugün de bitti / Yarın yine dans edeceğim...”

​Son durağa doğru geldiklerinde dışarıda kar yağıyordu. Kar taneleri birer konfeti gibi gökyüzünden süzülerek toprağa karışıyordu...

​Son durakta indiler. Yaşlı, minik teyze bu sefer el sallarken Kırmızıya, "Yarın başka tramvay var evladım. Belki ben binerim, bu sefer sen DJ olursun." diyerek usulca gecenin içinde kayboldu.

​Kırmızı gülümseyerek "Anlaştık teyze, bu sefer çalma listesi bende!" dedi...

​Ve zıplaya zıplaya yürümeye başladı karın içinde.

​Cebinden not kâğıdını çıkarıp okurken kulağında hâlâ o şarkı çalıyordu: (Sezen Aksu / Geri Dön)

​Kırmızı kafasında soru işaretleriyle eve doğru yürürken zihnini yoran bir şeyler vardı. "Bir öğrenmeler manzumesi hayat, hiç bitmeyen..." dedi içten içe kendince...

​Oturduğu binanın önünde birkaç dakika bekledikten sonra kendinden emin adımlarla her basamağı tırmanırken anahtarını usulca cebinden çıkardı. Kapıyı açtı, salonun perdesini araladı, mutfağa doğru ilerledi. Çay suyunu koyduktan sonra sürekli oturduğu divanın karşısına oturdu bu sefer ve zifiri karanlık gecede gökyüzüne daldı.

​Yaşlı, minik teyze ile yaşadıklarını düşündü kısa bir an; koca bir hayat dersi...

​"Peki insan nasıl kendini dünyanın bir parçası hisseder?" diye sordu kendine... Oturduğu yerden kalkıp mutfağa ilerledi, çayını demledi Kırmızı. Odasına gidip not aldığı günlüğünü ve kalemini aldıktan sonra oturup yazmaya başladı... "İşin sırrı değişime olan inançtır." diye bir başlık ekledi. Yaşlı teyzenin verdiği not kâğıdını defterinin ön kısmına zımbaladı. Yazmaya başladı; bilinç akışı ile art arda cümlelerin bir çeşit sayıklama gibi dökülmesine müsaade etti Kırmızı... Gecenin içinden sessizce akıp giden bir ırmak gibi... Kırmızının gözlerinden adeta uyku akıyordu ama o yazmak istiyordu gün aydınlanmadan...

​"Bu bizim dünyamız, ona sahip çıkmalıyız. Ona her gün yine, yeniden aşk ile bakmalıyız." yazdı.

​Anlattı.

Altını çizdi.

Tarif etti Kırmızı...

​Kendi sözlerini bulmak için önce başkalarının kelimelerine sığındı...

​"Kendi payıma çok şey öğrendim." dedi yaşanan gece için...

​Ömür dediğimiz şey; kendimiz ve dünya ile kurduğumuz ilişkide içini doğru düzgün doldurmakla görevlendirildiğimiz bir zaman parçasından başka bir şey değil. Akil baliğ olmak bunu bilmektir belki de...

​Hem yalnız hem çaresiz ve ihtiyaç sahibiydi ki Kırmızı, yazdıkları bunun tezahürüydü...

​Kırmızı, olduğu yerde kendini uykunun sıcacık kollarına bıraktı.

Tepkiniz Nedir?

like

dislike

love

funny

angry

sad

wow

Zübeyde Bayık Cehenneme Düşen Melek yazarı Zübeyde Bayık, yaşam mücadelesini kalemiyle anlatan engelli bir yazardır. Küçük yaşta geçirdiği hastalık sonucu serebral palsi ile tanışmış, buna rağmen eğitim hayatından vazgeçmeyerek azmiyle dikkat çekmiştir. Yazılarında genellikle hayata tutunma, içsel mücadele ve umut temalarını işler. Cehenneme Düşen Melek adlı eseriyle okuyuculara güçlü ve duygusal bir anlatım sunmuştur.