Eksiklerle Tamamlanan Bir Varlık: Anne

Bu makaleyi sesli dinleyebilirsiniz...
11 Mayıs 2026 - 14:15
11 Mayıs 2026 - 14:15 ⏱ 2 dk Okuma Süresi
 3  42
Eksiklerle Tamamlanan Bir Varlık: Anne

Dünya, Anneler Günü’nü parıltılı hediyelerle, lüks sofralarla ve kusursuz fotoğraflarla kutlamaya çalışırken; zihnimizde anneliğe dair kalan gerçek hatıralar nedense hep o şatafatın çok uzağında durur. Tuhaftır ama bir çocuğu annesine bağlayan kopmaz bağ, annesinin ona sunduğu konfordan değil, annesinin o konfor uğruna neleri terk ettiğinden örülür. Kimse annesini bir mücevherin içinde, bir lüksün gölgesinde hatırlamaz; biz annemizi en çok "eksik kalırken" hatırlarız.

Anneliğin kitabında sevgi, bir biriktirme biçimi değil, bir eksiltme sanatıdır. Sofradaki o son lokmanın neden hiçbir zaman ona kalmadığını, en yeni elbisenin neden her zaman bize alındığını ancak büyüdüğümüzde anlarız. Anneyi zihnimize kazıyan şey, ayazda bizim üzerimizi örterken kendi omuzlarının açıkta kalmasıdır. O, bizi dünyaya karşı koruyan bir kalkan olurken, kendi zırhındaki delikleri bizden saklayan gizli bir kahramandır.

Varlığı, bizim yokluklarımızı yamamakla geçer. Bazen işlediğimiz bir hatayı babamızın sert bakışından kaçıran o koruyucu sessizliğinde, bazen "ben tokum" derken sesindeki o hafif titreyişte buluruz onu. Anneler, çocukları eksiksiz büyüsün diye kendi hayatlarından parça parça eksilen kadınlardır. Onların büyüklüğü, sahip olduklarından değil; bizim için vazgeçtiklerinden gelir.

Belki de bu yüzden, annemize dair en sarsıcı anılarımız hep bir parça hüzün ve minnetle karışık o "garibanlık" anlarıdır. Çünkü lüks, geçici bir tatmindir; ancak birinin sizin için eksik kalmayı göze alması, ömür boyu taşınacak bir vicdan ve aşk mirasıdır.

Bugün ellerini öperken sadece bir kadının değil; bizi korumak için siper olan bir gövdenin, biz doyarken aç kalmayı marifet sayan bir kalbin ve bizim kusurlarımızı kendi erdemiyle örten bir ruhun önünde eğiliyoruz.

Tuğba Akın

Tepkiniz Nedir?

like

dislike

love

funny

angry

sad

wow

Tuğba Akın Yazarlık benim için bir hevesle başlamadı. Daha küçük yaşlarda sevgiyi, öfkeyi, nefreti, merakı günlüğüme dökerdim. Yağmur yağdığında cama vuran su yansımaları en güzel yağmur şiirlerini yazdırırdı, bana. Bu arada yazarlık atölyesi falanda bilmem, hiç gitmedim ya da gerek duymadım. Kendimi yazar olmak için belki de hiç yarım hissetmedim. Bilmiyorum. Bugüne kadar yazamayacağım bir konu olmadı, bir yazı beni asla eksik hissettirmedi. Tabi ki zaman zaman bende yoruldum. Birçok siteye yıllarca makale, söz, deneme ve şiir yazdım. Katkıda bulunduğum sitelerden geri dönüşleri büyük bir heyecanla bekledim. Onların övgüleri, herhangi olumsuz bir geri dönüşün olmaması belki de beni kitap yazmaya kadar sürükledi. Yazma azmime azim kattı. Yazmayan bilemez bu bir heves değil büyük bir tutku. Eğer duyguları kaleme dökmeye başlamışsan bir daha asla yazmadan duramazsın. Biliyorum kolay değil "YAZAR" olmak. Uzun ve makaşetli bir yol ve ben bu yolda yürümeyi hiçbir şeye değişmem...