DİKENDEN GÜL ÇIKMAZ

Bu makaleyi sesli dinleyebilirsiniz...
18 Nisan 2026 - 02:10
18 Nisan 2026 - 02:10 ⏱ 5 dk Okuma Süresi
 4  39
DİKENDEN GÜL ÇIKMAZ

Benim polisiye merakım 12 yaşımda başladı ve katillere değil, polislere özenirdim. Kötülük yapmış birini tutuklama düşüncesi toplumdan temizlemek gibi gelirdi. 14-15 yaşlarımda ilgim korku, gerilim ve psikoloji türlerinde olan filmlere, kitaplara yöneldi. Çete ve silah gibi şiddet içeren bilgisayar oyunlarını çocukluk ve ergenlik dönemlerimde çoğu kez oynadım. Kült dizi olan ve çok izlenen Kurtlar Vadisi ben 15 yaşımdayken ekranlara çıkmıştı. Dizide anlatılan derin devlet, mafya ve arka planda olan bilgiler, durumlar, verilen mesajlar ilgimi çekiyordu. Diziyi izleyerek büyüdüm diyebilirim. 20'li yaşlarımda birkaç kez Deep Web ve buna benzer sitelere girdim. Suç, polisiye, korku, psikoloji türlerini 20 yılı aşkındır izleyen ve okuyan biri olarak şimdi 38 yaşımda bugünlere geldim.

Peki ben neden onca izlediğim, okuduğum şeylerin etkisinde kalmadım?

İlk başta söyleyebileceğim genetik aktarımla büyük sorun yaratacak ve beni saldırgan, şiddetli biri yapacak bir psikolojik durumumun olmamasıdır. Eğer olsaydı, ailem mutlaka tedbirlerini alırlardı. Başka söyleyebileceğim önemli husus ise, annemle babam isteyerek ve severek anne - babalığı seçtiler. Bu duruma hazır olduklarını bile bile kendi ortamlarına benle kardeşimi dahil ederek, hayat şartlarına göre kız-erkek ayrımı yapmadan ve kuralları, iyi ve kötüyü hem anlatarak hem de kendileri öyle davranarak büyüttüler. Şımarıklık ya da yaramazlıkta sadece yüksek sesle bize kızarlardı. Anne terliği, tokat, kemer gibi dayak olmayan bir ailede büyümüş olmam da etkilidir. Başka önemli bir durum olarak hayvan ve doğayla iç içe büyütülüp, kendim dışında başka varlıkların olduklarını görerek, anlayarak beni empatik yapmasıdır. Ailemle dertleşebilen ve önemli şeyleri güvenerek anlatan bir evlattım. 

Ben hep okulda ortalama öğrenciydim. Mükemmel değildim ama kendimce iyi olmaya çalışan ve öyle normali olan biriydim. Eğitim, havacılık ve farklı sektörlerde en kritik bilgilerin sızdırılma ihtimali olan, kayıp ve buluntu eşya biriminde maddi, değerli eşyaların olduğu ve buna benzer çok farklı alanlarda çalışmış; hiç yüz kızartıcı, kaba tabirle ayak kaydırma gibi durumlarda yer almadığımı ve böyle hırslarımın olmadığını, aksine başarıdan önce insanın kaliteli ve vicdanlı, onurlu olması gerektiğine inanan biri olduğumu belirtmek isterim. Üstelik iş yerlerinde ben de mobbinge birkaç kez uğramış biriyim. 

Peki ben bunları neden anlattım?

Toplumun mihenk taşı olan aile kurumunun maalesef dağınık, parçalanmış ve sevgisiz, saygısız büyütülmüş insanların, marifet gibi evlendiren aileleri, hırslarından dolayı sadece başarı ve not, puan odaklı yetiştirdikleri evlatlarının "her yol mübahtır" zihniyetiyle utanılması gereken durumları övünerek sırf zirveye çıktıkları için normalleştirerek hem kendi kuşağımda hem de şimdiki kuşakta ve maalesef devamı gelmekte olan kuşaklarda da yaşamaya devam edecek olmamızdır. 

Elbette mükemmel anne ve baba, mükemmel evlat yoktur. Kusurlarımızla, hatalarımızla varız. Ama hata vardır, hata vardır. Her insan aynı şartlarda olmuyor ve olamaz da. Her çocuk anne babalı büyümüyor. Her anne veya baba eşiyle çocuk büyütemiyor. Bu durumlar hata, utanç değildir. Anne ve babası ile aile ortamında yetişmiş bir çocuk vicdansız olabildiği gibi, tek ebeveynle yetişmiş bir çocuk vicdanlı olduğu örnekleri de çevremizde vardır. Ama şu gerçektir ki, hem anne hem babadan alınan tutarlı ve doğru yaklaşımlar, öncelikle anne babanın kendisinin dikkatli ve iyi insan olmaya çalışması kendilerini ve evlatlarını etkiledikleri kadar toplum için de çok önemlidir.

Az önce 20 yılı aşkındır suç, korku, gerilim ve psikoloji gibi türlerle ilgilendiğimden bahsettiğimi hatırlatarak bazı çocukların katillere ve suçlulara hayranlık duymaları ve kendilerini onlar gibi güçlü olduğunu düşündükleri yerlerde olmak için örnek aldıklarını, maalesef ülkemizde ve dünyada çok kez görüp okudum. Bazı aileler sorunlu gördükleri ya da sorun olabileceğini düşündükleri çocuklarını fark edip tedbir alırken, bazıları sorunlu yani kendilerini empatik yetiştirememiş ve egolu olan ailelerin ya da sorunsuz olsa da sırf çocuk sahibi oldukları için sanki mertebe sahibiymişçesine ilahlaştırdıkları çocuklarını yetiştirmelerinden dolayı önce ve en çok kendileri zararlı, sonra toplumu zararlı hale getiriyorlar. Sonuç olarak çocuklar ya sorunlu ailelerine benziyor ya da sorunlu zihniyetlerine dönüşerek kuralsız, saygısız ve empatiden yoksun yetişkin olduklarında da arkadaşlıkta, komşulukta, evlilikte, meslekte böyle yaşarak ve kendilerine böyle hak görerek devam ediyorlar. 

Çünkü dikenden gül çıkmaz, diken çıkar.

Tepkiniz Nedir?

like

dislike

love

funny

angry

sad

wow

SERÇİN ÇELİK 13 Aralık 1987 yılında Kayseri'de doğup, İstanbul'da yaşayan bir Artvinliyim. Anadolu Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı, İstanbul Aydın Üniversitesi pedagojik formasyon eğitimi aldıktan sonra öğretmenlik yaptım. İkinci üniversitemi felsefe üzerine okumaktayım. İstanbul Havalimanı'nda farklı birimlerde çalıştım. Alfabesiz, Çağsızım, Deniz Kabuğu Yüzemez edebiyatta yer alan şiir kitaplarımdır. Yazarlar ve Şairler Dayanışma Derneği tarafından yapılan 2026 Edebiyat Ödülleri'nde "Edebiyata Yükselen Kalem Ödülü"nü aldım. Hem çocuklara hem yetişkinlere yazdığım eserlerimle antolojilerde yer aldım. Çocukluğumdan itibaren yazmaya başlayıp şiir, deneme, aforizma, öykü gibi farklı türlerde eserlerim vardır.