Delilik (Yemek Masası)

Bu makaleyi sesli dinleyebilirsiniz...

Engin’in bakışları karısını bulurken yüzündeki ifade bile hissizdi. Hâlbuki çok sevdiği karısına eskiden endişe ile bakardı.

13 Ağustos 2026 - 11:02
13 Ağustos 2026 - 11:02 ⏱ 2 dk Okuma Süresi
 0  28
Delilik (Yemek Masası)

Sıktığı yumruğu, titreyen çenesi ve buğulu gözleri ile bakışlarını masadan çekmedi. Göz göze gelmekten itinayla kaçıyordu, zira daha fazla dayanamaz yüzüne tükürürcesine haykırabilirdi; zalimliğini ve iğrenç kötülüğünü. Kocası Engin, anlamış gibi kucağında yumruk yapmış ellerini tutup sakinleştirmeye çalışıyordu lâkin ablasının ağzından çıkan her sözcük bir taş olup yüreğine çarpıyordu. “Ah! Nevin şu adamın hâline bak. Hadi seni anladık da kocana bunu neden yapıyorsun? Adam bir deri bir kemik kalmış. Yemekte mi yapmıyorsun artık? Enginciğim ne zaman istersen bize gelebilirsin, istediğin yemeği yaparım...” Hâlâ konuşmaya devam eden kadın ve kocasının onaylayan sessizliğine karşı ellerini hızla çekti avuçlarından. Engin’in bakışları karısını bulurken yüzündeki ifade bile hissizdi. Hâlbuki çok sevdiği karısına eskiden endişe ile bakardı. “Bence artık seni sevmiyor, sadece acıyor. Benden söylemesi.” Sağ tarafından gelen sesle irkilip bakışlarını o yöne çevirdi. Siyah küt saçları ve boynundaki tuhaf kayış kolye ile yanında oturuyordu. Siyah ojeli tırnakları ile önündeki yemeği karıştırırken dudaklarını iğrenerek buruşturmuştu. Bu gerçek olamazdı! Yine halüsinasyon görüyor olmalıydı. Lâkin ilk defa bir kalabalık içindeydi ve yalnız değildi. Üstelik hemen yanında yemeğini karıştırıyordu! Bakışları Nevin’i bulunca yüzündeki ifadeyi anlamsızca süzdü. “Bence senin yaptığın yemekler daha güzel.” Kalbi ağzında atarken yerinden hızla doğruldu. Bütün yüzler aniden kalkan kadına döndüğünde, aynı sorgulayan bakışlar o yabancı kızda da vardı. Sonunda sorgulamaya başladı. Kendinin farkında değil miydi? Yoksa bu yaşanılan her şey ona yapılan bir komplo muydu?

Tepkiniz Nedir?

like

dislike

love

funny

angry

sad

wow

Hanife Demir Merhaba! Ben Hanife , üç çocuklu bir anne, eş ve aynı zamanda geniş hayal dünyasını kaybetmeyi asla başaramamış bir polisiye yazarıyım. Çocukluğumdan beri hayal gücüm o kadar genişti ki, bazen gerçek dünyaya geri dönmekte zorlanıyordum. Neyse ki o dönemin izlerini hâlâ taşıyorum ve bu, polisiye yazarken fazlasıyla işime yarıyor. Tabii, geniş bir hayal dünyasına sahip olmak kadar, evde geniş bir sorumluluk alanına da sahibim: Üç çocuk! Çocuk yetiştirmek başlı başına bir dedektiflik işi zaten. Kayıp oyuncakların izini sürmek, kim odaya gizlice kurabiye götürdü gibi gizemleri çözmek derken kendimi doğal bir dedektif gibi hissetmeye başladım. Bu da beni polisiye yazmaya teşvik etti! Evde sürekli suç mahali var ama endişelenmeyin, en kötü suçluların ellerinde bir kutu boya ve masum gülümsemeleri oluyor. Eğitim hayatım boyunca hayal gücüm sınır tanımadı ve gerilim dolu hikayeler kafamın içinde bir yerde kendi hikâyesini yazdı. İlk başta gerçek dünyada suçları çözmek için dedektif olmayı düşünsem de, daha sonra kağıt üzerinde suç işlemeyi daha cazip buldum. Polisiye romanlarımda, karakterlerim sürekli karanlık sokaklarda, gizemli olayların peşinde koşarken ben de okuyucularıma hep en iyisini sunmaya çalışıyorum. Başarılarıma gelirsek, henüz Nobel almadım ama üç çocuğu aynı anda ilgilenip bir bölüm yazmak, bence takdir edilmesi gereken bir başarı. Her kitabımda biraz daha derinlere inerek okurlarıma, her sayfada “katil kim?” dedirtmeyi seviyorum. Boş zamanlarımda (ki gerçekten var mı, emin değilim), hayal gücümdeki sınırsız dünyalarda dolaşmayı ve yeni hikayeler yaratmayı sürdürüyorum. Polisiye yazarlık benim için sadece suçları çözmek değil, aynı zamanda okurlarımı beklenmedik sürprizlerle şaşırtmak demek. Başa dönecek olursak; İlk kitabım biraz sürpriz oldu. Sadece kafamın içinde dönüp duran olayları kağıda döktüğümde farkına vardım kalemimdeki cevheri. Sonunda amacımı ve beni ben yapan o hayali bulmuştum. İlk kitabım (Konuşan Gözler )2023 yılının Mart ayında Flora yayınlarında ücretsiz olarak basıldı. Konuşan Gözler hikâyesi olan bir roman. Yazılırken çok büyük bir yol kat etti diyebiliriz. O yüzden ben de yeri bambaşkadır. Zaten beni yazar yapan kitaptır, ötesi yok. İçindeki karakterleri de hâlâ yaşatıyorum. En son, Dark Polisiye’nin altıncı kitabında “Galata Canavarı” adlı bir öyküde yeniden yazıldı. Şimdi de Dark Kadın adlı kitapta “Sinderalla’nın kayıp ayakkabısı “ ismiyle anıldı. Her geçen gün yazdıklarım ile büyüyorum. Yazabilir miyim, merakıyla başladığım bir aşk romanı da ücretsiz onay alınca ve basılınca daha büyük beklentiler içine girdim. Şimdilerde Kâbus adlı romanımı yayınevine göndermiş onay bekliyorum. Poyabir gibi büyük bir suç örgütüne üye olduğumu da unutmamak lazım. Ama aramızda kalsın. Gelecekteki planım mı? Suç dünyası durmuyor, benim de yazacak daha çok cinayetim ve çözecek daha çok gizemim var. Eşim ve çocuklarım bu maceraya biraz şaşkın, biraz da sabırla eşlik ederken, ben kapalı bir perdenin arkasında, başka suçlarımı hikayeleştirip yazmaya devam edeceğim. Ve kim bilir, belki bir gün dünya literatürüne adımı kazıyacağım... Hayaller büyük ama imkansız değil!