NEHİR

Bu makaleyi sesli dinleyebilirsiniz...

Her nehir bir su damlası olarak başlar, okyanusa dönüşür.

5 Temmuz 2026 - 15:18
5 Temmuz 2026 - 15:18 ⏱ 3 dk Okuma Süresi
 1  31
NEHİR

Bir zamanlar, dağların kalbinde doğan bir dere vardı. Adı yoktu… Çünkü henüz kendini tanımıyordu.

 

Başlarda incecik, ürkek bir su yoluydu. Kayaların arasından çekinerek süzülür, her kıvrımda “Acaba doğru yolda mıyım?” diye fısıldardı. Biliyordu bi yolu vardı. Ama doğru yolda olup olmadığını anlayacak kadar tecrübesi yoktu. Henüz derin bir yatağı yoktu; bu yüzden suları, karşısına çıkan taşlara, kayalara her türlü engele karşı yön değiştiriyordu. Kışın eriyen kar sularıyla, baharda yağan yağmurlarla günden güne büyüdü. Her mevsimin ruhundan aldı. Nehir oldu.

 

Bir gün öyle coştu ki…

Sular köpürdü, taşları yerinden oynattı, önüne çıkan dalları sürükledi. Gürültüsü vadilerde yankılandı.

 

“Ben güçlüyüm!” diye haykırdı. Bir su damlası olduğu zamanları unutup,

“Artık kimse  beni durduramaz!” diye coşkuyla bağırdı.

 

Ama o coşkunluk uzun sürmedi.

 

Bir süre sonra güneş yakıcı oldu. Rüzgârlar dindi. Nehir ağırlaştı… Sesi kısıldı. Sanki içinden bir şey eksilmişti.

 

Bu kez de usul usul aktı.

Kendi içine döndü.

 

“Ben neden böyleyim?” diye sordu bu kez.

“Az önce dünyayı yıkacak gibiydim… Şimdi eksildim, duruldum.”

Nehir, kendi değişkenliğinden yorulmuştu. Bir gün, kıyısında duran yaşlı bir söğüt ağacına sordu:

 

“Ben neden bir gün fırtına gibi deli, bir gün sessiz bir dere gibi durgun oluyorum?”

 

Söğüt dallarını hafifçe salladı, yaprakları suya değdi.

 

“Çünkü büyüyorsun" dedi,

“Senin içinde henüz adını koyamadığın bir dünya var. Bazen taşkın bir sel kadar dolu… Bazen bir kar tanesi gibi sessiz. İçinde hem sağanak yağmurların çılgın ruhu, hem kar tanelerinin sakin ruhu var.

 

Nehir bunu ilk kez duyuyordu.

 

“Peki bu geçecek mi?” diye sordu.

 

Söğüt gülümsedi.

 

“Geçmeyecek… Ama değişecek. Sen de değişeceksin. Coşkunluğunu da, sakinliğini de taşımayı öğreneceksin.”

 

Nehir o günden sonra kendine biraz daha dikkatle baktı.

 

Coştuğunda artık korkmadı.

“Bu benim gücüm,” dedi.

 

Sakinleştiğinde üzülmedi.

“Bu da benim derinliğim,” dedi.

 

Zamanla öğrendi ki…

Taşmak da kendine ait, durulmak da. Hepsi gelişiminin bir parçası.Ve öğrendikçe yatağı derinleşti. Öğrendikçe denizle vuslat yolu belirginleşti.

 

Ve bir gün, denize kavuştuğunda fark etti:

O, hep aynı nehir değildi… Ama hep kendisiydi. Hem bir su damlasıydı, hem bir okyanus. Kar tanesiydi, yağmurdu, su damlasıydı, denizdi, bir ağacın gövdesinde dalında, meyvesinde dolanan candı. Tek bir şey değildi, pek çok şeydi.

 

Çünkü içinde taşıdığı o dalgalı, değişken, bazen deli akan bazen durgunlaşan ruh…

Aslında bir bütünün parçası ve bütünün ta kendisiydi.

Tepkiniz Nedir?

like

dislike

love

funny

angry

sad

wow

Ayşen Engin İngilizce öğretmeni olarak görev yapmaktayım. Bilimsel makalelerde tercüme ve editörlük yaptım.Yerel bir gazetede köşe yazarlığı yapıyorum. Talim Terbiye Kuruluna bağlı kitap denetimleri konusunda eğitim aldım. Hikayelerim , deneme yazılarım ve şiirlerim var.Diksiyon , seslendirme ve drama eğitimi aldım ve bu konularda; şiir seslendirme,kitap seslendirme, tonlama, telaffuz ve diksiyon dersleri verdim.Görmeyen çocuklar için gönüllü kitap seslendirmeleri yapıyorum ve çocuklar için Mavi Masallar isimli bir sesli masal kanalım var.