BUGÜN KİM OLMAK İSTİYORSUN

Bu makaleyi sesli dinleyebilirsiniz...
13 Mayıs 2026 - 14:33
13 Mayıs 2026 - 14:33 ⏱ 6 dk Okuma Süresi
 2  26
BUGÜN KİM OLMAK İSTİYORSUN

Bugün bir sağlıklı yaşam videosunun altında bir yorum gördüm.
Bir kullanıcı şöyle yazmıştı:


“Ben sağlıklı beslenip uzun uzun yıllar yaşamak istemiyorum. Ben hayatımı dilediğim gibi yaşamak istiyorum.”

Bir an durup düşündüm.
Çünkü bu cümle yalnızca beslenmeyle ilgili değildi aslında. İçinde özgürlük vardı, seçim vardı, nefis vardı, yaşamın anlamına dair sessiz bir sorgu vardı.

İnsan bazen sadece uzun yaşamak istemiyor; gerçekten yaşayabildiğini hissetmek istiyor.


Belki mesele yılların sayısı değil, o yılların nasıl geçtiği…

Bu cümle zihnimde birçok pencere açtı.

İlk akla gelen şey belki de insanın nefsi gereği her istediğini yemek, içmek, giymek ve canının istediği gibi yaşamak istemesidir.
Baktığında bunu yapabilir de insan. Dilediği gibi yiyip içebilir, gezebilir, istediği hayatı yaşayabilir. Ama soru şu: Nereye kadar?

Çünkü insan yalnızca nefsi için yaratılmadı. Eğer hayatın asıl amacı sadece bunlardan ibaret olsaydı, dünyada her istediğine sahip olan insanların tamamı mutlu olurdu. İçlerindeki boşluk dolardı. Hakikati bulurlardı. Ama öyle olmuyor.

Bu dünyada ruhu doyurmayan şeydir maddiyat. Evet, seni bir süre oyalayabilir. Sana konfor alanı sunabilir. Güvende hissettirebilir. Ama sonra ne olur? İçindeki o derin boşluk gerçekten dolar mı?

Bu durum biraz şuna benziyor…
Orta gelirli ya da zor şartlarda yaşayan bir insan, dizilerde gördüğü zengin hayatlara imrenir bazen. “Şöyle bir villada yaşasam, şöyle eşyalarım olsa,  şu kıyafetleri giysem, şu sofralarda otursam, şu ülkeleri gezsem…” der. Tüm bunlara sahip olduğunda mutluluğu bulacağını sanar. Oysa o hayatların içine biraz yakından baktığında, bolluğun ortasında bile nice eksiklikler, nice yalnızlıklar olduğunu görürsün. Çünkü insan, her hâliyle eksiktir.

 Ruhun özlemi maddeyle tamamlanmaz.

Ancak hakikati arayanlar, yola düşenler, kendini sorgulamaya cesaret edenler bu dünyada bir nebze huzur bulabilir. Gerisi çoğu zaman bir illüzyondan ibarettir.

Fakat o arayışın da bir bedeli vardır. İnsan önce büyük bir hayal kırıklığı yaşar. İçine tarif edemediği bir hüzün dolar. Çünkü artık dünya, eskiden gördüğü dünya değildir. Önceden fark etmeden yaşadığı hayat, inandığı gerçekler, peşinden koştuğu şeyler değişmeye başlar. Bakmakla görmek arasındaki ince çizgiyi geçmiştir artık. İnsan ne zaman gerçekten teslim olmayı öğrenirse, işte o zaman hakikatin içinde küçük de olsa bir huzur bulabilir.

Bir başka pencereden bakarsak…
“Ben sağlıklı beslenip uzun uzun yaşamak istemiyorum, ben hayatımı dilediğim gibi yaşamak istiyorum.” diyen kişiyi de anlamak mümkündür. Hatta belki de “Ne mutlu sana” bile denebilir. Çünkü insan kendi gerçekliğini bir yerde kendi oluşturur.

Sevgiyle söylenen sözün suyu bile değiştirdiğine inanan insan, neden yediğine, içtiğine, yaşadığı hayata kendi enerjisini yüklemesin?

Düşünsene… Sürekli kilo vermek zorundaymış gibi hissetmek, istemediğin hâlde kendini zorla diyetlere ve spora mahkûm etmek… Bu bazen insanın kendine uyguladığı görünmez bir baskıya dönüşebiliyor.

Burada yanlış anlaşılmasın…
Severek, isteyerek, disiplinle bir yola giren; kendini geliştirmek isteyen insanlardan bahsetmiyorum. Benim sözüm, sırf dışlanmamak, kabul görmek ya da başkalarının beklentilerine yetişmek için kendini zorlayanlara.

Evet, insan sevdiği gibi yaşamalı. Ama her seçimin de bir bedeli vardır. İnsan, seçiminin sonucuna “eyvallah” diyebiliyorsa, işte orada başka bir bilinç başlar.

Belki biri gerçekten şöyle diyordur içinden:
“Ben uzun ama kurallarla dolu bir hayat yerine, daha kısa ama kendim gibi yaşayacağım bir hayatı seçiyorum.” Bunu gerçekten kabul ederek yaşayabilmek de başka bir seviyedir.

Kaldı ki hayatta hiçbir şeyin garantisi yok. Sağlıklı yaşayan insanlar da bazen genç yaşta hayata veda edebiliyor. Çünkü mesele yalnızca uzun yaşamak değil. Asıl mesele, hakkıyla yaşayabilmek.

İnsan gerçekten ruhunun huzur bulduğu şekilde yaşamalı. Acısıyla, tatlısıyla, seçimleriyle, hatalarıyla, düşüşleri ve yeniden kalkışlarıyla… Çünkü hayat, her şeye rağmen yaşamaya değer. Her sabah yeniden gözlerini açabiliyorsan, hayat sana bir şans daha veriyor demektir.

Ne demiş Sezen Aksu:
“Yaşamak dediğin üç beş kısa mutlu andan ibaret…”

Belki de hayattaki en büyük seçim, kim olduğumuz değil; kim olmayı seçtiğimizdir. Çünkü insan sürekli değişir. Beş yıl önceki senle bugünkü sen aynı mı gerçekten? Hatta bir yıl önce seni gecelerce ağlatan şeyler bugün hâlâ aynı etkiye sahip mi?

Bunca zaman içinde kaç kez değişti fikirlerin, önceliklerin, korkuların, sevdiklerin…
“Ben” dediğin şey bile çoğu zaman yalnızca geçici etiketlerden ibaret.

O hâlde sevgili okur…
Bugün hangi ben olmayı seçiyorsun?
Kendini suçlayan, eksik gören, sürekli yaralarını büyüten biri mi?
Yoksa arayan, sorgulayan, anlamaya çalışan ve huzuru bulmak isteyen biri mi?

Şunu unutma:
Senin isteklerin, senden büyük değil.
Senin hayallerin, Rabbinin kudretinden asla daha büyük değil.

Belki bize hep “yetinmek” öğretildi. Daha fazlasını istemenin nankörlük olduğu söylendi. Oysa insan bazen şunu unutuyor: Rabbin, kulunun kendisinden istemesini sever. Çünkü isteyeceğin hiçbir şey O’nun büyüklüğünden fazla değil.

Şükür yalnız verdiklerine değil, vermediklerine de edebilmektir.
Ama istemenin de bir sınırı yoktur. Çünkü Rab, kulunu her zaman duyar.

Belki asıl mesele, bizim gerçekten istemeyi bilip bilmediğimizdir…

Bu tek bir cümleden açılan yalnızca birkaç pencereydi.
Aslında daha sayfalarca konuşulur. Çünkü hayatta tek bir doğru olmadığı gibi, tek bir bakış açısı da yoktur.

Şimdi sıra sende…
Bugün kim olmak istiyorsun?

 

 

Tepkiniz Nedir?

like

dislike

love

funny

angry

sad

wow

Burçak Sorhun Kaldırımda Açan Çiçek ve Sevgiyle Değişen Dünya adlı kitapların Yazarı...