<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
     xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
     xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
     xmlns:admin="http://webns.net/mvcb/"
     xmlns:rdf="http://www.w3.org/1999/02/22-rdf-syntax-ns#"
     xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
     xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/">
<channel>
<title>Yazarlar &amp;amp; Paylaşım Platformu &amp; Burçak Sorhun</title>
<link>https://fikirizleri.com/rss/author/burcaksorhun</link>
<description>Yazarlar &amp;amp; Paylaşım Platformu &amp; Burçak Sorhun</description>
<dc:language>tr</dc:language>
<dc:rights>Bu web sitesinin telif hakları © Fikir İzleri &amp;apos;ne (veya belirtilen kişiler hak sahibi olanlara) aittir ve ilgili mülkiyet, telif hakkı, ticari marka, kültür sanat, patent veya diğer kanunlar kapsamında korunmaktadır. © 2025 Fikir İzleri — Tüm hakları saklıdır. | Her Kalem Bir Söz, Her Fikir Bir İz Bırakır</dc:rights>

<item>
<title>YERLEŞEMEDİNİZ</title>
<link>https://fikirizleri.com/yerlesemediniz</link>
<guid>https://fikirizleri.com/yerlesemediniz</guid>
<description><![CDATA[ Yıllar önce, liseli bir genç kızken Sosyal Hizmetler okumayı istemiştim. Mezun olduğumda yetimhanelerde, huzurevlerinde, kadın destek merkezlerinde; kısacası yardıma, sevgiye ve görülmeye ihtiyacı olan herkesin yanında olmak istiyordum.

Çünkü benim de bir zamanlar yardıma ihtiyacım vardı. Çocukken kendi kendime bir söz vermiştim:
Ben görülmeyen her kalbi göreceğim. Uzatılmayan her ele el olacağım. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202608/image_870x580_6a86d31401e5b.webp" length="34778" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 20 Aug 2026 14:49:26 +0300</pubDate>
<dc:creator>Burçak Sorhun</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal"></p>
<p class="isSelectedEnd"><span>Bugün üniversite yerleştirme tercih sonuçları açıklandı.</span></p>
<p class="isSelectedEnd"><span>Heyecanla kurumun web sitesine girdim. Ekranda yalnızca iki kelime gördüm:</span></p>
<p class="isSelectedEnd"><strong><span>YERLEŞEMEDİNİZ.</span></strong></p>
<p class="isSelectedEnd"><span>Sanki diğer bütün yazılar bir anlığına silindi. Gözüm yalnızca o iki kelimeye takılı kaldı.</span></p>
<p class="isSelectedEnd"><span>Yerleşemediniz.</span></p>
<p class="isSelectedEnd"><span>Oysa kendimden emindim. Kendime inanmıştım. On yıl sonra yeniden üniversite sınavına girmiştim. Önüme çıkan onca engele rağmen bir şekilde yolumu bulmuş, sınava girmiştim.</span></p>
<p class="isSelectedEnd"><span>Yıllar önce, liseli bir genç kızken Sosyal Hizmetler okumayı istemiştim. Mezun olduğumda yetimhanelerde, huzurevlerinde, kadın destek merkezlerinde; kısacası yardıma, sevgiye ve görülmeye ihtiyacı olan herkesin yanında olmak istiyordum.</span></p>
<p class="isSelectedEnd"><span>Çünkü benim de bir zamanlar yardıma ihtiyacım vardı. Çocukken kendi kendime bir söz vermiştim:</span></p>
<p class="isSelectedEnd"><strong><span>Ben görülmeyen her kalbi göreceğim. Uzatılmayan her ele el olacağım.</span></strong></p>
<p class="isSelectedEnd"><span>Benim yaşadıklarımı başkaları yaşamasın istiyordum. Yaşarlarsa da yalnız olmadıklarını bilsinler, bir yerlerde onlara uzanacak bir el bulunsun istiyordum.</span></p>
<p class="isSelectedEnd"><span>Liseden mezun olduğumda bu bölümü seçemedim. “Masa başı bir işin olsun. İnsanların derdiyle mi uğraşacaksın? Zaten senin yükün sana ağır.” dediler.</span></p>
<p class="isSelectedEnd"><span>O yaşta kendi sesimi onların sesinden ayıramadım. Başka bir bölüm seçtim. Yıllar geçti.</span></p>
<p class="isSelectedEnd"><span>Şimdi yirmi sekiz yaşındayım. Belki bir sosyal hizmet uzmanı olmadım. Fakat içimdeki o ses hiç susmadı. Hayatım boyunca, elimden geldiğince yardım etmenin, bir insanın yükünü biraz olsun hafifletmenin peşinden gittim.</span></p>
<p class="isSelectedEnd"><span>Bazı şeyler insanın içinden gelir. Bu da benim içimden geliyordu.</span></p>
<p class="isSelectedEnd"><span>Tanımadığım birinin bile yardıma ihtiyacı olduğunu gördüğümde, sonunu düşünmeden el uzattım. Çünkü Allah’ın bana verdiği o gönlü susturmayı hiç beceremedim.</span></p>
<p class="isSelectedEnd"><span>Bu yolun içinde çeşitli psikolojik eğitimler aldım. “Artık bir danışmansın.” dediler.</span></p>
<p class="isSelectedEnd"><span>Ama ben biliyordum. Aldığım hiçbir eğitim beni bütünüyle tanımlamıyordu.</span></p>
<p class="isSelectedEnd"><span>Onlar sadece yolculuğumda uğradığım duraklardı. Bu yıl ise kendime, “Ben bu sınava gireceğim.” dedim. On yıl sonra.</span></p>
<p class="isSelectedEnd"><span>İki küçük çocuğum varken, üzerimde bunca sorumluluk varken, ders çalışmaya neredeyse hiç zamanım yokken…</span></p>
<p class="isSelectedEnd"><span>Yine de girecektim.</span></p>
<p class="isSelectedEnd"><span>Çünkü ruhumun sesini bir kez daha susturmak istemiyordum.</span></p>
<p class="isSelectedEnd"><span>Çocuklarımı uyuttum, geceleri ders çalıştım. Temizlik yaparken kulaklıkla ders dinledim. Okudum, tekrar ettim, öğrendim.</span></p>
<p class="isSelectedEnd"><span>Üstelik bunu zorunluluk gibi değil, büyük bir keyifle yaptım.</span></p>
<p class="isSelectedEnd"><span>İlginç olan şuydu: Dersler bana hiç yabancı gelmiyordu.</span></p>
<p class="isSelectedEnd"><span>Sanki öğrenmiyor, hatırlıyordum. Sonra sınav bitti.</span></p>
<p class="isSelectedEnd"><span>Puanımın yettiği onlarca bölüm vardı.</span></p>
<p class="isSelectedEnd"><span>Tercih zamanı geldiğinde yalnızca Sosyal Hizmetler'i yazdım.</span></p>
<p class="isSelectedEnd"><span>“Olmazsa başka bir bölüm okurum.” demedim.</span></p>
<p class="isSelectedEnd"><span>“Bu bölüm olmazsa ne yaparım?” diye bir B planı hazırlamadım.</span></p>
<p class="isSelectedEnd"><span>Ben sadece onu istiyordum. Olacaksa o olacaktı. Öyle de inandım.</span></p>
<p class="isSelectedEnd"><span>Sonra bugün o ekranın karşısında durdum.</span></p>
<p class="isSelectedEnd"><strong><span>YERLEŞEMEDİNİZ.</span></strong></p>
<p class="isSelectedEnd"><span>İnsan bazen ne hissedeceğini bilemiyor.</span></p>
<p class="isSelectedEnd"><span>Bir şey kırılıyor içinde. Ağlamak istiyorsun. Kızmak istiyorsun. Hiçbir şey olmamış gibi davranmak istiyorsun. Sonra bütün bunların hiçbir şeyi değiştirmeyeceğini biliyorsun.</span></p>
<p class="isSelectedEnd"><span>Çünkü her şey insanın elinde değil. Belki ilahi bir plan var. Belki ben denedim, yolun buraya kadarmış. Belki de hiç bilmediğim başka bir kapı açılacak. Bilmiyorum.</span></p>
<p class="isSelectedEnd"><span>İnsan bazen sadece ağlamak istiyor. Hıçkıra hıçkıra.</span></p>
<p class="isSelectedEnd"><span>Ben de kendime sordum: “Ne hissediyorsun?”</span></p>
<p class="isSelectedEnd"><span>İçimden bir ses sakince cevap verdi:</span></p>
<p class="isSelectedEnd"><span>“Her şey senin elinde değil. İlahi bir plan var. Kabul et.”</span></p>
<p class="isSelectedEnd"><span>Sonra başka bir ses çıktı.</span></p>
<p class="isSelectedEnd"><span>Daha kırgın, daha çocukça…</span></p>
<p class="isSelectedEnd"><span>“Hayır. Ben bunu çok istiyordum. Kendimi yeni bulmuştum. Hazır hissediyordum. İçimde bunu sevgiyle, bütün kalbimle yapmak vardı.”</span></p>
<p class="isSelectedEnd"><span>Bir başka ses daha geldi.</span></p>
<p class="isSelectedEnd"><span>Bu kez egom konuşuyordu:</span></p>
<p class="isSelectedEnd"><span>“Nasıl olmaz? Sen bu işi diploman olmadan bile gönülden yaparken, sırf öğrenci kartı almak için bölüme girecek insanlar var. Sen nasıl giremezsin?”</span></p>
<p class="isSelectedEnd"><span>“Yeter,” dedim. Gerçekten yeter. Ağlayacaksan ağla. Susacaksan sus. Fakat artık sustur şu sesleri. Senin hayatında ne kolay oldu ki?</span></p>
<p class="isSelectedEnd"><span>Hiçbir şeyi hazır bulmadın. Hep kazıya kazıya aldın. Hep mücadele ettin. Hep bir yerlerden geçerek geldin.</span></p>
<p class="isSelectedEnd"><span>Sonra kendime başka bir soru sordum:</span></p>
<p class="isSelectedEnd"><strong><span>“Senin zoruna giden ne?”</span></strong><span> Üniversiteye girememek mi? Yoksa o iki kelime mi?</span></p>
<p class="isSelectedEnd"><strong><span>Yerleşemediniz.</span></strong><span> Biliyorum. Asıl orası dokundu sana.</span></p>
<p class="isSelectedEnd"><span>Çünkü sen beş yaşındayken de hiçbir yere sığamıyordun. Şimdi de yerleşemiyorsun.</span></p>
<p class="isSelectedEnd"><span>Hayatın boyunca bir yerlere gidiyor, bir yerlerden geliyor, duruyor, yeniden başlıyorsun. Seviyorsun, seviliyorsun. Yine de bir türlü tam olarak yerleşemiyorsun.</span></p>
<p class="isSelectedEnd"><span>Belki de mesele bu. Sen kendini hiçbir unvanla tanımlamıyorsun.</span></p>
<p class="isSelectedEnd"><span>Başarıya, statüye, etikete tutunmuyorsun. Hiçliğin içinde çoğalmayı öğreniyorsun.</span></p>
<p class="isSelectedEnd"><span>Bu dünyayı sorguluyorsun. İçinde bulunduğun bedeni bile zaman zaman sorguluyorsun.</span></p>
<p class="isSelectedEnd"><span>Öyleyse neden şimdi bir kelimeye takıldın?</span></p>
<p class="isSelectedEnd"><strong><span>Yerleşemediniz.</span></strong></p>
<p class="isSelectedEnd"><span>Üzülmek bu kadar zor mu? “Kırıldım.” demek neden bu kadar zor?</span></p>
<p class="isSelectedEnd"><span>“Kabul et.” dedim kendime. Olmadı. Yerleşemedin.</span></p>
<p class="isSelectedEnd"><span>Üniversitede Sosyal Hizmetler'e giremedin. Ne olmuş?</span></p>
<p class="isSelectedEnd"><span>Belki sen zaten yıllardır başka bir şey öğreniyorsun:</span></p>
<p class="isSelectedEnd"><strong><span>İnsanın bazen bir yere yerleşememesi, kendine yer açmasının başka bir biçimidir.</span></strong></p>
<p class="isSelectedEnd"><span>Belki bu kez de olmadı. Varsın olmasın.</span></p>
<p class="isSelectedEnd"><span>Belki bu defa kendini bir yere yerleştirmek yerine kendini rahat bırak. Dünyayı sen kurtaramazsın.</span></p>
<p class="isSelectedEnd"><span>Herkese yetişemezsin. Her yaraya merhem olamazsın.</span></p>
<p class="isSelectedEnd"><span>Biraz kör, biraz sağır, biraz dilsiz ol. Kendine de el uzat.</span></p>
<p class="isSelectedEnd"><span>Çünkü sen yıllardır herkese uzanırken, belki de en çok kendine uzanmayı unuttun.</span></p>
<p class="isSelectedEnd"><span>Bugün üniversiteye yerleşemedin. Yine de seni çok seviyorum sevgili kendim.</span></p>
<p class="isSelectedEnd"><span>Yerleşemeyen hâlini de, kırılan hâlini de, ağlamak isteyen hâlini de…</span></p>
<p class="isSelectedEnd"><span>Bütün o seslerin arasında hâlâ kendini arayan hâlini de seviyorum.</span></p>
<p class="isSelectedEnd"><span>Varsın bu sefer de yerleşme. Belki de artık biraz yerleşememeye hakkın var. Çünkü bazen…</span></p>
<p><strong><span>Yerleşememek de bir yerleşimdir.</span></strong></p>
<p class="MsoNormal"><span style="mso-spacerun: yes;"> </span><o:p></o:p></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>HAKİKATİN MEYLİ</title>
<link>https://fikirizleri.com/hakikatin-meyli</link>
<guid>https://fikirizleri.com/hakikatin-meyli</guid>
<description><![CDATA[ Hakikat bazen uzun sohbetlerde değil, birkaç dizede kendini ele verir. Bir türkü başlar; sen onu dinlediğini sanırsın. Oysa o, çoktan seni okumaya başlamıştır. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202608/image_870x580_6a739d6224a48.webp" length="40342" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 06 Aug 2026 12:35:36 +0300</pubDate>
<dc:creator>Burçak Sorhun</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal"><b><span style="mso-spacerun: yes;">                                       </span>HAKİKATİN MEYLİ<o:p></o:p></b></p>
<p class="MsoNormal"><b>Hakikat bazen uzun sohbetlerde değil, birkaç dizede kendini ele verir. Bir türkü başlar; sen onu dinlediğini sanırsın. Oysa o, çoktan seni okumaya başlamıştır.</b><o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Türküde geçen;<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal"><i>"Yalnızca bir kırıntıydın içime ilk düştüğünde, vakitsiz anda. Bilmediğim bir nedenle alıp götürdüğünde o yerlere..."</i> sözleri bana tam da bunu anlatıyor.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">İnsanın içine ansızın düşen o ilk kırıntıyı... "Hayır, sizin anlattığınız gibi değildir." diyen sessiz bir sezgiyi... Yalnızca korkutan, cezalandıran, uzaktan gözetleyen bir güç değil; daha yüce, daha bâki bir öz olduğunu fısıldayan ilk kıvılcımı...<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">O kırıntı düştüğünde insan artık eskisi gibi kalamaz. Bilmediği yerlere doğru yürümeye başlar. Aslında o yerler, Allah'ını bulacağı yerlerdir.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Ardından türkü sorar: <i>"Keder ve budalalıktan başka yaşamın anlamı var mıydı?"</i><o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Belki de insanlığın en eski sorusudur bu. Yaşanan acılar, kayıplar, korkular... Bütün sınanmışlıklara rağmen insanın içinde hâlâ "Başka bir anlam olmalı." diyen bir ses vardır. Çünkü insan, acziyetini fark ettiği ölçüde hakikate yaklaşır.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Sonra şu dizeler gelir: <o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal"><i>"Aradığım aşkı bulduysam sendedir. Ya bu benim içimde dolaşan da kimdir?"</i><o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">İşte arayış burada yön değiştirir. İnsan sevdiği her şeyin ardındaki sevgiyi aramaya başlar. Aşkın kaynağını, içinde konuşan sesi, vicdanı, özlemi, çağrıyı...<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">"Bu benim içimde mekân tutan da kimdir?" sorusu, belki de insanın Rabbine sorduğu en eski sorudur. Cevabı dışarıda değil, yine kendi içinde bulur.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Hakikati bir kez sezen insanın bakışı da değişir. Artık yalnızca "Kimim?" diye sormaz. Sevdiği her şeyin hakikatte kime ait olduğunu da merak eder. Belki de bu yüzden insan, bir süre sonra yalnızca kendini değil, muhabbetin meylini de sorgulamaya başlar.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Tam da bu yüzden Kıvırcık Ali'nin şu sözü başka türlü yankılanır içimde:<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal"><i>"Muhabbetin meyli bana değil ki..."</i><o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Sahi, kimedir muhabbetin meyli?<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Birini sevdiğinde gerçekten karşındaki kişiyi mi seversin; yoksa onda gördüklerini, görmek istediklerini, beklentilerini, ihtiyaçlarını mı? Belki de bütün bunların ötesinde, o sevgiyi "Ol!" emriyle var edeni seversin. Birini severken ona mı meyledersin, yoksa seni ona meylettirene mi?<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Ben sevdiklerimde de, sevildiklerimde de bütün bu isimlerin ve sıfatların ötesinde önce kaynağı hissederim. Sevginin öz kaynağını...<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Bir çiçeğin kokusunda mest olursun. Güneş tenini ısıtır, rüzgar saçlarını okşar, yağmur toprağı diriltir. Bir annenin şefkatinde, bir dostun vefasında, bir yabancının tebessümünde aynı nefesi hissedersin. Sonra anlarsın ki çiçek de, güneş de, dost da yalnızca perdedir. Muhabbet, perdelerin ardındaki Sahibinden gelir.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Demek ki biriyle kurduğun bütün muhabbetlerin özü yine O'na çıkar. Muhabbet ne sana ne banadır; muhabbetin meyli, kendini bütün varlıkta seyrettirenedir.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Bir başka dizede ise şöyle der:<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal"><i>"Şikâyetim Yaradan'a değil ki, ümmete sığındım kul vurdu beni..."</i><o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Ne kadar tanıdık değil mi?<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Derler ki, kalbinde Allah'tan gayrı bir sığınak edinirsen, o sığınak zamanla putuna dönüşür. Sonra da gelir seni en çok o vurur.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">İnsandan medet umarsın. Sevgiyi, değeri, saygıyı, başarıyı bir sözde ararsın. Bir bakışta, bir davranışta, hatta bazen bir eşyada.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Sen aradığını dışarıda sanırken, arayanda da arananda da aslında O'nun tecellisini ararsın. Bunu fark edemediğinde incinirsin. Muhabbetin meylini yanlış yerde aradığın için hüsrana uğrarsın.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Belki de o hüsran da yolun bir parçasıdır. Çünkü bazı hakikatler okunarak değil, yara alarak öğrenilir. Yol uzundur. Öğrenmek ise hiç bitmez.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Son dizelerde ise başka bir kapı aralanır:<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal"><i>"Kâmil olup ben bu sırlara ersem, haz duyarım yârin bağına girsem. Kapanmaz yareler melhem de sürsem, göz hapsinde iken dil vurdu beni."</i><o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Artık ortada sezilen bir sır vardır. Hakikatin kokusu alınmıştır ama henüz tamamına erişilememiştir.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Sanki insan, kâmil olursa dünyadayken cennetin kokusunu duyacağını düşünür. O bilinç hâline ulaşmayı arzular.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Melhem bulunsa da kapanmayan yaralar vardır. Çünkü yara bazen bedende değil, idraktedir.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">İnsan bilir ki her an gözetilmektedir. Daha da önemlisi, cennetini de cehennemini de çoğu zaman diliyle kurmaktadır.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Bu dizeleri dinlerken aklıma İmam Gazâlî'nin dil üzerine söyledikleri gelir. Dil... Küçücük bir uzuv; ama nice gönüller yapar, nice gönüller yıkar.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Belki de insanın en büyük yarası, dilinden önce gönlünün yanlış yere meyletmesidir. Çünkü gönül nereye yönelirse, dil de orayı konuşur; göz de orayı görür. Muhabbetin meyli nereye ise insanın yönü de orayadır.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal"><span style="mso-spacerun: yes;"> </span>Belki bütün bu yolculuğun sonunda insan yeniden ilk türkünün son dizelerine döner:<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal"><i>"Âdem evvelinden beri bir yanımız noksandır... Beni bu âlemde divane gibi gezdiren sen değil misin? Geriye kalan yalnızca tanımadığım bu tendir."</i><o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">İnsan, noksanlığını kabul ettiğinde olgunlaşır. Her şeyin kendi kudretiyle olmadığını idrak eder. "Ol." deyip olduranı tanımaya başlar. Bu âlemde gezdirenin de, ağlatanın da, güldürenin de O olduğunu bilir.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Geriye yalnızca tanımadığı ten kalır.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Belki de beden dediğimiz şey, ruhun kısa bir yolculuk için giydiği bir elbiseden ibarettir. İnsan zamanla o elbiseye değil, içindeki misafire kulak vermeye başlar. Tanımadığı bedeninden öte, çoktan bildiği ruhunu özler.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Teslimiyet de tam burada başlar.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Artık bu âlemde divane gibi dolaşmaya razıdır. Çünkü bilir ki yürüyen kendisi olsa da yolu var eden başkadır.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Dönüp geriye baktığında, peşinden yürüdüğü şeyin ne yalnızca bir türkü ne de yalnızca bir insan olduğunu fark eder. Aradığı; her sevgide kendini hissettiren, her ayrılıkta özleten, her arayışta yeniden çağıran Hak'tır.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Belki de bu yüzden muhabbetin meyli hiçbir zaman kula değildir. Kul, yalnızca aynadır. Seven de sevdiren de, aratan da bulduran da O'dur.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Bazen bir türkü, yalnızca bir türkü değildir; insanın içine düşen o ilk kırıntıdır.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Bazen bir sevgi, yalnızca bir sevgi değildir; insanı sevginin sahibine götüren bir işarettir.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Bütün bir ömür, o ilk kırıntının peşinden yürümektir.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Hakikati en çok anlatan ise, sonunda susmayı bilen sözlerdir. <o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Son olarak kendimden kendime…<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Ruhuma teşekkür ediyorum...<br>Bana ait sandığım her şeyden sıyrılıp özümü hatırlamama vesile olduğu için.<br>Dünyanın gürültüsü içinde bile hakikatin sesini bana duyurmaktan hiç vazgeçmediği için. <br>Ruhumu bana emanet eden Rabbime hamdolsun. Hakikatin meylini hissettiren her ana şükürler olsun.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Belki de bu yüzden ruhum gün batımlarını ve yıldızlı geceleri seviyor.<br>Gökyüzüne baktığında yalnızca ufku seyretmiyor; ait olduğu hakikati hatırlıyor.<br>Anlamla en sessiz buluşmasını semanın sonsuzluğunda yaşıyor.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>EKMEĞİN DEĞERİ &amp; TOPRAĞA DÖNÜŞ</title>
<link>https://fikirizleri.com/ekmegin-degeri-topraga-donus</link>
<guid>https://fikirizleri.com/ekmegin-degeri-topraga-donus</guid>
<description><![CDATA[ Belki de ekmeğin gerçek değeri, onu soframıza gelene kadar taşıyan bütün nimetleri fark ettiğimiz gün anlaşılacaktır. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202607/image_870x580_6a46d09387cc7.webp" length="77844" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 03 Jul 2026 11:32:49 +0300</pubDate>
<dc:creator>Burçak Sorhun</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal"><b>EKMEĞİN DEĞERİ – TOPRAĞA DÖNÜŞ<o:p></o:p></b></p>
<p class="MsoNormal">Ekmeğin değeri ne ile ölçülür?<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Onu el üstünde tutmakla mı? Yüksek bir yere koymakla mı? Bayatlamasın, çöpe gitmesin diye gösterdiğimiz özenle mi?<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Peki asıl hassasiyet göstermemiz gereken şey gerçekten ekmeğin kendisi midir? Bir nesnenin şekline bakıp onu kutsallaştırmak mı önemlidir, yoksa şekilden öze inerek hakikati görebilmek mi?<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Örneğin ekmeğe duyduğumuz saygıyı una gösteriyor muyuz? Buğdaya? En önemlisi de o buğdayı bağrında büyüten toprağa?<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Hiç bunu düşündük mü?<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Ben uzun zamandır bu sorular üzerinde tefekkür ediyorum. Düşüncelerim zaman zaman yarım kalıyor, sonra hayat karşıma yeni bir pencere açıyor. Geçtiğimiz akşam aile dostlarımızdan kıymetli bir büyüğümüz tam da bu konuya değindi.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">"Ekmeğe bu kadar değer verip de onun geldiği yeri; buğdayı, toprağı görmezden gelenlere şaşırıyorum." dedi. "Toprak işlenmeyi beklerken onu yok sayıyoruz. Neden sadece ekmeğe saygı duyuyoruz?"<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Bu sözleri duyduğum anda zihnimde tek bir cümle yankılandı:<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal"><b>"Topraktan geldik, toprağa döneceğiz."</b><o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">İnsan bile toprağa muhtaçken, toprağı nasıl görmezden gelebilir?<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Toprak yalnızca bedenimizi besleyen bitkileri yetiştirmez. Suyu tutar, ağacı büyütür, oksijenin kaynağı olan yaşamı besler. Sayısız nimetin taşıyıcısıdır. Daha hayattayken insana şifa olur; vakti geldiğinde ise onu yine bağrına alır.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Yerde bir ekmek görsek üzerine basmayız. Eğilir, alır, yüksek bir yere koyarız. Bayatlayan ekmeği çöpe atmamaya çalışır, farklı şekillerde değerlendiririz. Bunların hepsi güzel davranışlardır.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Fakat çoğu zaman ekmeğin oluşum yolculuğunu unutuyoruz.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">O küçücük buğday tanesini...<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Onu yeşerten toprağı...<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Can veren yağmuru...<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Isıtan güneşi...<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Emek veren çiftçiyi...<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Bütün bunları mümkün kılan Rabbimizi...<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Ben bu yazıyla "Ekmeğe saygı duymayın." demiyorum.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Aksine, ekmeğe duyduğumuz saygının özüne inmeyi öneriyorum. Çünkü ekmeği değerli kılan yalnızca soframıza gelmiş olması değildir; onun ardındaki ilahi düzen, emek ve berekettir.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Rab toprağa can vermiştir.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Toprak dünyaya hayat vermiştir.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">İnsan ekmeğini yemiş, karnını doyurmuş; vakti geldiğinde yine o toprağa dönmüştür.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Peki insan, toprağın altına girmeden önce toprağa hayran olabilir mi?<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Onun verdiklerine gerçekten saygı duyabilir mi?<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Bir buğday tanesini eken, biçen, alın teri döken çiftçiye hak ettiği değeri verebilir mi?<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Hatta toprağı işlemeye, üretmeye, emek vermeye cesaret edebilir mi?<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Ne kadar da alışmışız hazır olana...<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Emek verilmeden geleni istemeye...<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Belki bu noktadan sonra insanoğlunun "armut piş, ağzıma düş" anlayışını da konuşabiliriz. Fakat bu, başlı başına başka bir yazının konusu.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Şimdilik yeniden kendime dönüyor ve şu soruları soruyorum:<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Ekmeğe saygı duyalım diye büyütüldük.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Peki ya una? Buğdaya? Başağa? Toprağa? Suya? En önemlisi...<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Bütün bu nimetleri bize lütfeden <b>Yaradana</b> aynı hassasiyetle saygı duyabiliyor muyuz?<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Belki de ekmeğin gerçek değeri, onu soframıza gelene kadar taşıyan bütün nimetleri fark ettiğimiz gün anlaşılacaktır.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Son iki sorum daha var. Kendime ve eşlik eden okurum sana…<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Toprak seni kabul edecek; peki sen, toprağın taşıdığı hakikati kabul ettin mi? <o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Bir gün bedenin toprağa karışacak; ruhun hangi hakikate tutunacak?<o:p></o:p></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>SURE VE SÜRE ÜZERİNE</title>
<link>https://fikirizleri.com/sure-ve-sure-uzerine</link>
<guid>https://fikirizleri.com/sure-ve-sure-uzerine</guid>
<description><![CDATA[ &quot;Belki de hayatın sonunda asıl soru &#039;Ömrün ne kadar sürdü?&#039; değildir. Belki asıl soru şudur: &#039;Ömrünün sûresi ne anlattı?&#039;&quot; ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202606/image_870x580_6a4177fcdd64f.webp" length="22964" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Mon, 29 Jun 2026 18:15:18 +0300</pubDate>
<dc:creator>Burçak Sorhun</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal"> SÛRE VE SÜRE ÜZERİNE</p>
<p class="MsoNormal"><o:p>Sûre ile Süre Arasında</o:p></p>
<p class="MsoNormal"><o:p>Bazen bir kelime, bir harf değişince bambaşka bir anlama dönüşür. Bazen de tam tersi olur; iki kelime birbirine o kadar yaklaşır ki insan, aralarında görünmeyen bir bağ olduğunu hisseder.</o:p></p>
<p class="MsoNormal"><o:p>Bir gün "sûre" kelimesine bakarken aynı şeyi hissettim. Sonra gözüm "süre" kelimesine kaydı. Aralarında yalnızca bir ses farkı vardı. Biri "û", diğeri "ü".</o:p></p>
<p class="MsoNormal"><o:p>Dilbilim bana bu iki kelimenin farklı köklerden geldiğini söylüyordu. Biri Arapçanın derinliklerinden, diğeri Türkçenin "sürmek" fiilinden doğmuştu.</o:p></p>
<p class="MsoNormal"><o:p>Tarih onları kardeş yapmıyordu. Ama bazen hakikat, etimolojinin bittiği yerde başlar.</o:p></p>
<p class="MsoNormal"><o:p>İnsan yalnızca kelimelerin nereden geldiğini değil, birbirlerinde nereye dokunduklarını da merak eder.</o:p></p>
<p class="MsoNormal"><o:p>Sûre... Kur'an'ın bölümleri. Başlangıcı var, sonu var, içinde ayetler var ve kendi içinde tamamlanmış bir bütün.</o:p></p>
<p class="MsoNormal"><o:p>Sonra "süre"ye baktım. Onun da başlangıcı vardı, onun da sonu vardı, içinde anlar vardı ve o da kendi içinde tamamlanmış bir bütündü.</o:p></p>
<p class="MsoNormal"><o:p>Birden zihnimde iki denklem belirdi.</o:p></p>
<p class="MsoNormal"><o:p>Ayetler birleşince sûre oluşuyordu, anlar birleşince ise süre.</o:p></p>
<p class="MsoNormal"><o:p>Belki de insanın fark etmediği ilk benzerlik buydu.</o:p></p>
<p class="MsoNormal"><o:p>Bir kitabı ayetler inşa ediyor, bir ömrü ise anlar.</o:p></p>
<p class="MsoNormal"><o:p>Kur'an'da hiçbir ayet tek başına bütün resmi anlatmaz. Hayatta da hiçbir an tek başına hayat değildir.</o:p></p>
<p class="MsoNormal"><o:p>Hepsi birleştiğinde anlam ortaya çıkar. Belki de bu yüzden hayatımıza dönüp baktığımızda tek tek günleri değil, bir bütün olarak hissettiğimiz dönemleri hatırlarız.</o:p></p>
<p class="MsoNormal"><o:p>Çocukluk, sevinçler, hüzünler, gençlik, heyecanlar, korkular, kaygılar, yaşlılık, yorgunluk, sevgi, nefret, öfke, bekleyiş, affetme, yüzleşme, arayış...</o:p></p>
<p class="MsoNormal"><o:p>Sanki ömrümüz de görünmeyen sûrelere ayrılmış gibidir.</o:p></p>
<p class="MsoNormal"><o:p>Belki insanın hayatında o sûreye karşılık gelen bir "süre" yaşaması gerekir.</o:p></p>
<p class="MsoNormal"><o:p>Bu düşünce bana "İlme'l-yakîn, Ayne'l-yakîn, Hakka'l-yakîn" ayrımını hatırlattı.</o:p></p>
<p class="MsoNormal"><o:p>Bilmek, görmek ve bizzat yaşayarak hakikatine ermek...</o:p></p>
<p class="MsoNormal"><o:p>Belki de birincisi yazılı kitap olan Kur'an-ı Kerim'dir. İkincisi kâinat, üçüncüsü ise insandır. Kur'an-ı Kerim okunan, evren görülen, insan ise yaşanan kitaptır.</o:p></p>
<p class="MsoNormal"><o:p>O an aklıma başka bir soru geldi: Kur'an neden "bölüm" demiyor da "sûre" diyor?</o:p></p>
<p class="MsoNormal"><o:p>Sûre, yalnızca ayrılmış bir parça değildir; kendi içinde tamamlanmış bir anlamdır.</o:p></p>
<p class="MsoNormal"><o:p>Tıpkı hayatımızdaki bazı dönemler gibi.</o:p></p>
<p class="MsoNormal"><o:p>Yıllar vardır; yalnızca zaman geçmez, insan değişir. Bir yıl sürer ama bir ömre bedel olur. Bazı yıllar ise on yıl sürer, geriye dönüp baktığında tek bir cümle bile bırakmaz.</o:p></p>
<p class="MsoNormal"><o:p>Demek ki zamanı değerli yapan, uzunluğu değildir; taşıdığı anlamdır.</o:p></p>
<p class="MsoNormal"><o:p>İşte burada "süre" ile "sûre" birbirine yaklaşmaya başlıyor.</o:p></p>
<p class="MsoNormal"><o:p>Süre bana zamanı anlatıyor, sûre ise anlamı. İnsan dediğimiz varlık, anlam ile zamanın tam kesiştiği yerde yaşıyor.</o:p></p>
<p class="MsoNormal"><o:p>Sonra vahyi düşündüm. Kur'an bir anda inmedi. Yaklaşık yirmi üç yıl boyunca insan hayatının içine yayıldı.</o:p></p>
<p class="MsoNormal"><o:p>Her sûre belirli bir olayın ardından indi; bir acının, bir sevincin, bir savaşın, bir bekleyişin, bir sorunun, bir duanın ardından...</o:p></p>
<p class="MsoNormal"><o:p>Yani anlam, gökte kalmadı. Zamanın içine indi.</o:p></p>
<p class="MsoNormal"><o:p>İçimden şu cümle geçti:</o:p></p>
<p class="MsoNormal"><o:p>"Sûre, zamanın içine yerleştirilmiş anlamdır."</o:p></p>
<p class="MsoNormal"><o:p>Sonra bunun tersini düşündüm.</o:p></p>
<p class="MsoNormal"><o:p>"Süre ise anlamın içinden geçtiği zamandır."</o:p></p>
<p class="MsoNormal"><o:p>İşte tam burada iki kelime birbirine bakıyor. Biri anlamı zamana indiriyor, diğeri zamanı anlamla dolduruyor.</o:p></p>
<p class="MsoNormal"><o:p>Tasavvufta sıkça söylenen bir söz vardır:</o:p></p>
<p class="MsoNormal"><o:p>"Vaktin çocuğu ol."</o:p></p>
<p class="MsoNormal"><o:p>Çünkü hakikat, dün ile yarın arasında değil, yaşanan anda açığa çıkar.</o:p></p>
<p class="MsoNormal"><o:p>Her an, ömrümüzün bir ayetidir.</o:p></p>
<p class="MsoNormal"><o:p>İlk başarımız, ilk pişmanlığımız, ilk secdemiz, ilk gözyaşımız, ilk affedişimiz... Bunların her biri hayat kitabımızın bir ayetidir ve bütün bu ayetler birleşince ömrümüzün sûresi oluşur.</o:p></p>
<p class="MsoNormal"><o:p>Kur'an Allah'ın kelamını anlatıyorsa, insanın ömrü de kendi seçimlerini anlatır. Bu yüzden mesele yalnızca kaç yıl yaşadığımız değildir.</o:p></p>
<p class="MsoNormal"><o:p>Bakara Suresi çok uzundur. Kevser Suresi ise sadece üç ayettir.</o:p></p>
<p class="MsoNormal"><o:p>Ama hiç kimse "Kısa olduğu için değersiz." demez. Değer, uzunlukta değil, taşıdığı hakikattedir.</o:p></p>
<p class="MsoNormal"><o:p>Seksen yıl süren ama tek bir hakikate dokunmayan bir hayat olabilir. Otuz yıl süren ama sayısız kalbe umut olan bir hayat da olabilir. Demek ki ömrün değeri, takvim yapraklarında değil; geride bıraktığı anlamdadır.</o:p></p>
<p class="MsoNormal"><o:p>Sonra kendime şu soruyu sordum:</o:p></p>
<p class="MsoNormal"><o:p>Eğer bir gün ömrüm tek cümleyle özetlenecek olsaydı, o cümle ne olurdu?</o:p></p>
<p class="MsoNormal"><o:p>"Hep korktu."</o:p></p>
<p class="MsoNormal"><o:p>"Hep biriktirdi."</o:p></p>
<p class="MsoNormal"><o:p>"Hep kaçtı."</o:p></p>
<p class="MsoNormal"><o:p>Yoksa...</o:p></p>
<p class="MsoNormal"><o:p>"Hep aradı."</o:p></p>
<p class="MsoNormal"><o:p>"Hep öğrendi."</o:p></p>
<p class="MsoNormal"><o:p>"Hep sevmeye çalıştı."</o:p></p>
<p class="MsoNormal"><o:p>İnsan öldüğünde geriye yalnızca geçen yıllar kalmaz. Bir tema kalır. Bir öz kalır. Bir cümle kalır.</o:p></p>
<p class="MsoNormal"><o:p>Kur'an'daki her sûrenin bir ana fikri olduğu gibi, belki her insanın ömrünün de görünmeyen bir ana fikri vardır. Kimisinin sûresi sabırdır, kimisinin şükür, kimisinin nefs, kimisinin merhamet, kimisinin ise ne yazık ki kibir.</o:p></p>
<p class="MsoNormal"><o:p>Aslında insan bütün ömrü boyunca kendi sûresini yazıyor.</o:p></p>
<p class="MsoNormal"><o:p>Kalemiyle değil, seçimleriyle.</o:p></p>
<p class="MsoNormal"><o:p>Cümleleriyle değil, yaşayışıyla.</o:p></p>
<p class="MsoNormal"><o:p>Belki de hayatın sonunda asıl soru "Ömrün ne kadar sürdü?" değildir.</o:p></p>
<p class="MsoNormal"><o:p>Belki asıl soru şudur:</o:p></p>
<p class="MsoNormal"><o:p>"Ömrünün sûresi ne anlattı?"</o:p></p>
<p class="MsoNormal"><o:p>Çünkü süre biter. Sûre ise anlatmaya devam eder.</o:p></p>
<p class="MsoNormal"><o:p>Sûre okunur; süre yaşanır. Ama ikisi de anlam içindir. Birini gözlerin okur, diğerini ruhun. İnsanın hikmeti, okuduğu sûre ile yaşadığı süre birbirini aydınlatmaya başladığında doğar.</o:p></p>
<p class="MsoNormal"></p>
<p class="MsoNormal"><o:p> </o:p></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>MEVSİMLERDEN OLUŞAN İNSAN</title>
<link>https://fikirizleri.com/mevsimlerden-olusan-insan</link>
<guid>https://fikirizleri.com/mevsimlerden-olusan-insan</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202606/image_870x580_6a1fd69652109.webp" length="112274" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Wed, 03 Jun 2026 17:00:38 +0300</pubDate>
<dc:creator>Burçak Sorhun</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal"><b>Ey insan! Mevsimlerden oluşan insan...</b><o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Söyle bana, senden ayrı olan nedir?<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Bir düşün... Doğadan, zamandan, mevsimlerden gerçekten ayrı mısın?<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">İlkbaharda bebektin. Yazın büyüdün, gençleştin. Sonbaharda olgunlaştın, yaş aldın. Kışın yaşlandın ve toprağa geri döndün.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">İlkbaharda çiçekler filizlenir; tıpkı bir bebeğin dünyaya alışması gibi. Hayata gözlerini açar, ilk nefesini alır ve sessizce "merhaba" der.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Yaz geldiğinde çiçekler açar, ağaç dalları meyvelerle dolar. Güneş tam tepede, hayat bütün canlılığıyla akmaktadır. Bu, insanın gençlik çağına benzer. İçindeki enerji, heyecan, cesaret ve tazelik... Her şey mümkün görünür. İnsan koşar, düşer, kalkar, öğrenir ve yaşamı bütün gücüyle hissetmeye çalışır.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Sonbahar geldiğinde yapraklar yavaş yavaş dökülmeye başlar. Hava ne sıcaktır ne de soğuk. Tıpkı insanın olgunlaştığı dönem gibi... Artık her şey hızla yaşanmaz. İnsan hayatı daha dikkatli, daha anlamlı ve daha kıymetli yaşamaya başlar. Sakinleşir. Dinginleşir. Görmeyi öğrenir.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Kış geldiğinde ise yapraklar dökülmüş, dallar kurumuş görünür. Dışarıdan bakıldığında ağaç yalnızca bir gövde ve birkaç kuru daldan ibarettir. Tıpkı yaşlandığımızda bedenimizde meydana gelen değişimler gibi... Sanki hayatın sonuna yaklaşmışız, sanki artık beklenmesi gereken tek şey veda etmekmiş gibi görünür.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Fakat tam da burada fark etmemiz gereken bir şey vardır.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Sonbaharda yapraklarını döken, kışın kurumuş gibi görünen ağaç aslında ölmemiştir. O, bir sonraki baharda yeniden çiçek açabilmek için dinlenmektedir.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Belki insan da böyledir.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Belki yaşlılık sandığımız şey yalnızca başka bir başlangıcın eşiğidir.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Belki ölüm bir son değil, yeni bir baharın habercisidir.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Bu konuda sayısız teori var. Sayısız inanç, sayısız düşünce... Bilimsel açıklamalar, felsefi yaklaşımlar, spiritüel öğretiler...<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Araştırsan belki de on milyar insandan on milyar farklı cevap alırsın.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Peki, asıl gerçek hangisi?<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Bence asıl gerçek insanın kendi içinde saklıdır.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Nasıl ki başkalarının düşüncelerine saygı duyuyorsak, kendi iç sesimize de saygı duymalıyız. Bazen onu duymalı, onu dinlemeli ve her his için mutlaka bir kanıt aramamalıyız.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Bir düşüncenin doğru kabul edilmesi için çoğu zaman onu söyleyen kişiye bakılır. Bilim insanı mı? Profesör mü? Araştırmacı mı? Spiritüel bir rehber mi?<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Peki bu insanların ortak olduğu şey nedir?<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Onlar da senin gibi insan değil mi?<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Benzer bedenlerde yaşayan, benzer sorular soran, benzer bilinmezliklerin içinde yol arayan insanlar...<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Peki ya sen?<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Sen ne zaman kendi varlığını ciddiye alacaksın?<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Kimliklerinden, unvanlarından, başarılarından ve başkalarının sana verdiği tanımlardan bağımsız olarak; düşünebilen, hissedebilen ve sorgulayabilen bir varlık olduğunu ne zaman hatırlayacaksın?<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Belki de asıl soru şudur:<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">İnsan ömrü yalnızca ilkbahar, yaz, sonbahar ve kıştan ibaret değildir.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Belki bu döngüyü bir ömür boyunca değil, bir gün içinde bile defalarca yaşarız.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Bir sabah umutla doğarız.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Öğle vakti güçleniriz.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Akşam olgunlaşırız.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Gece ise içimizdeki bazı şeyleri uğurlarız.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Yılların geçmesine gerek kalmadan, mevsimler değişmeden, zihnimizde yüzlerce kez doğup yüzlerce kez ölmüş olabiliriz.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Olamaz mı?<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Bu sözlerin yetkili mercii ben değilim.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Kaynağım yok. Kanıtım yok. Bir iddiam'da yok.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Ama belki de bazı soruların değeri, cevaplarından daha büyüktür.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Yaşa. Hisset. Oku. Gör. Bak. Sor.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Kendi sorularını üretebildiğin gün, kendi cevaplarının içinde kaybolmaktan korkma.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Çünkü insan bazen kendini bulmak için önce kendinde kaybolmalıdır.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">İşte o an, en zevkli kısım… Kendi dünyanı yaratmış olursun.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Hoş geldin kendine.<o:p></o:p></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>BEN BİLMEZEM</title>
<link>https://fikirizleri.com/ben-bilmezem</link>
<guid>https://fikirizleri.com/ben-bilmezem</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202605/image_870x580_69f661c793863.webp" length="21398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Wed, 20 May 2026 15:50:00 +0300</pubDate>
<dc:creator>Burçak Sorhun</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal"><span style="mso-bidi-font-family: Calibri; mso-bidi-theme-font: minor-latin;">Bu satırlar, duymaktan çok anlamaya niyeti olanlara…<br>Aynı kelime, aynı cümle… Ama içinde ne çok anlam saklı.<br>Bazen bir şey anlatırsın; anlattığını sanırsın. Karşındaki duyar; anladığını sanır. Oysa arada koca bir boşluk vardır. Senin niyetin başka, onun algısı başka… İşte bu tezatın içinde sağlıklı iletişim kurmak çoğu zaman sandığımızdan çok daha zor. Bir de üslup var… Belki de işin en can alıcı noktası. Üslup, aynı cümleyi iyileştirir de, yaralar da. “‘İyi misin?’ demekle ‘abartıyorsun’ demek arasındaki fark küçüktür belki. Ama biri insanı konuşmaya davet eder, diğeri içine kapatır. Yanındayım demekle gerçekten yanında kalmak arasında fark vardır.<br>İnsan bunu cümlelerden değil, sessizlikten anlar. Günlük hayatta buna benzer o kadar çok örnek var ki  bakmak isteyen için her yerde… Bu örnekler tesadüf değil.<br>İlk kez nerede anlaşılıp anlaşılmadığımızı öğrendiğimiz yer, çoğu zaman evimizin içiydi.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="mso-bidi-font-family: Calibri; mso-bidi-theme-font: minor-latin;">Kaçımız büyüdüğümüz evde gerçekten anlaşıldığımızı hissettik?<br>Büyüklerimiz çoğu zaman “senin iyiliğin için” diyerek, kendi doğrularını bize emanet etmeye çalıştı. Onlar için doğru olan buydu. Zaman geçti, biz uyandık… Kendimiz olmak istedik. İşte çatışma tam da orada başladı. Peki, hayatta tek bir doğru olmak zorunda mı? Kime göre? Neye göre? Ben hayata başka bir pencereden bakıyor olabilirim, sen başka bir pencereden...<br>Ben cam kirlendiğinde silmeyi seçerim, sen belki o kirden şikâyet edersin. Kimisi çözüm arar, kimisi şikâyetle oyalanır. Bu da bir bakış meselesidir. Zamanla insan, baktığı yerde kalır.<br>Bazı insanlar vardır; acılarından beslenir. Karanlık tanıdıktır, bırakmak istemezler. Sen değişmeye çalıştığında, hatta sadece denediğinde bile kendilerini seninle kıyaslarlar. Ve farkında olmadan seni de o karanlığa çekmek isterler. <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="mso-bidi-font-family: Calibri; mso-bidi-theme-font: minor-latin;">Ama sen artık bilirsin… Bilmek her zaman özgürleştirmez. Bazen bilmek, insanı yalnız bırakır. Çünkü artık mazeretlerin yoktur. Bu bilgi seni yükseltmez; ağırlaştırır. Çünkü artık neyi görmezden geldiğini de bilirsin. Ve insan, bildiği yerde eskisi gibi kalamaz. Bu yüzden bazı yollar netleşir. Işığı arayana el uzatılır, evet. Çıkmak isteyene yol gösterilir. Ama karanlıkla yaşamayı seçenin yükünü taşımak zorunda değilsin. Bazen bırakmak gerekir. Tepki vermeyi bıraktığında bile bir şeyler değişir. Fark etmek… Başlı başına bir uyanıştır. <span style="mso-spacerun: yes;"> </span><o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="mso-bidi-font-family: Calibri; mso-bidi-theme-font: minor-latin;">O yüzden farkında ol dostum. Bazen mesele anlaşılmamak değildir.<br>Sadece herkes, duyabildiği kadarını alır. Ve bu, çoğu zaman bizim kontrolümüzde değildir. Herkesin penceresi başka bir manzaraya bakıyor. Ve bu, dünyayı daha zor değil; belki de daha anlamlı kılar. İşte asıl mesele de tam burada başlar.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="mso-bidi-font-family: Calibri; mso-bidi-theme-font: minor-latin;">İşte bu noktada insan, kendini susturan bir kapıdan geçer.<br>Tasavvufta buna <b>“ben bilmezem</b><i>” zikri</i> denir. Bildiğini sandıklarını bırakıp hakikate alan açmaktır bu.<br>Çünkü bilmediğini kabul eden, artık fazlalıkları taşımak zorunda değildir.</span> <span style="mso-bidi-font-family: Calibri; mso-bidi-theme-font: minor-latin;">Bilmediğini bilenin, durduğu yer hakikate yakındır.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><b><span style="mso-bidi-font-family: Calibri; mso-bidi-theme-font: minor-latin;">“Fark etmek bir uyanıştır.<br>Ama uyanıp yerinde kalmak bir tercihtir.”<o:p></o:p></span></b></p>
<p class="MsoNormal"><span style="mso-bidi-font-family: Calibri; mso-bidi-theme-font: minor-latin;"><o:p> </o:p></span></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>BUGÜN KİM OLMAK İSTİYORSUN</title>
<link>https://fikirizleri.com/bugun-kim-olmak-istiyorsun</link>
<guid>https://fikirizleri.com/bugun-kim-olmak-istiyorsun</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202605/image_870x580_6a042599e10e7.webp" length="113622" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Wed, 13 May 2026 14:33:00 +0300</pubDate>
<dc:creator>Burçak Sorhun</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal">Bugün bir sağlıklı yaşam videosunun altında bir yorum gördüm.<br>Bir kullanıcı şöyle yazmıştı:</p>
<p class="MsoNormal"><br><b><span style="color: #ee0000;">“Ben sağlıklı beslenip uzun uzun yıllar yaşamak istemiyorum. Ben hayatımı dilediğim gibi yaşamak istiyorum.”<o:p></o:p></span></b></p>
<p class="MsoNormal">Bir an durup düşündüm.<br>Çünkü bu cümle yalnızca beslenmeyle ilgili değildi aslında. İçinde özgürlük vardı, seçim vardı, nefis vardı, yaşamın anlamına dair sessiz bir sorgu vardı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal"><b><span style="color: #ee0000;">İnsan bazen sadece uzun yaşamak istemiyor; gerçekten yaşayabildiğini hissetmek istiyor.</span></b></p>
<p class="MsoNormal"><b><span style="color: #ee0000;"><br></span></b>Belki mesele yılların sayısı değil, o yılların nasıl geçtiği…<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Bu cümle zihnimde birçok pencere açtı. <o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">İlk akla gelen şey belki de insanın nefsi gereği her istediğini yemek, içmek, giymek ve canının istediği gibi yaşamak istemesidir.<br>Baktığında bunu yapabilir de insan. Dilediği gibi yiyip içebilir, gezebilir, istediği hayatı yaşayabilir. Ama soru şu: Nereye kadar?<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal"><b><span style="color: #ee0000;">Çünkü insan yalnızca nefsi için yaratılmadı.</span></b> Eğer hayatın asıl amacı sadece bunlardan ibaret olsaydı, dünyada her istediğine sahip olan insanların tamamı mutlu olurdu. İçlerindeki boşluk dolardı. Hakikati bulurlardı. Ama öyle olmuyor.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Bu dünyada ruhu doyurmayan şeydir maddiyat. Evet, seni bir süre oyalayabilir. Sana konfor alanı sunabilir. Güvende hissettirebilir. Ama sonra ne olur? İçindeki o derin boşluk gerçekten dolar mı?<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Bu durum biraz şuna benziyor…<br>Orta gelirli ya da zor şartlarda yaşayan bir insan, dizilerde gördüğü zengin hayatlara imrenir bazen. “Şöyle bir villada yaşasam, şöyle eşyalarım olsa,<span style="mso-spacerun: yes;">  </span>şu kıyafetleri giysem, şu sofralarda otursam, şu ülkeleri gezsem…” der. Tüm bunlara sahip olduğunda mutluluğu bulacağını sanar. Oysa o hayatların içine biraz yakından baktığında, bolluğun ortasında bile nice eksiklikler, nice yalnızlıklar olduğunu görürsün. Çünkü insan, her hâliyle eksiktir.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal"><span style="mso-spacerun: yes;"> </span><b><span style="color: #ee0000;">Ruhun özlemi maddeyle tamamlanmaz.<o:p></o:p></span></b></p>
<p class="MsoNormal"><b><span style="color: #ee0000;">Ancak hakikati arayanlar, yola düşenler, kendini sorgulamaya cesaret edenler bu dünyada bir nebze huzur bulabilir. </span></b>Gerisi çoğu zaman bir illüzyondan ibarettir.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Fakat o arayışın da bir bedeli vardır. İnsan önce büyük bir hayal kırıklığı yaşar. İçine tarif edemediği bir hüzün dolar. Çünkü artık dünya, eskiden gördüğü dünya değildir. Önceden fark etmeden yaşadığı hayat, inandığı gerçekler, peşinden koştuğu şeyler değişmeye başlar. Bakmakla görmek arasındaki ince çizgiyi geçmiştir artık. İnsan ne zaman gerçekten teslim olmayı öğrenirse, işte o zaman hakikatin içinde küçük de olsa bir huzur bulabilir.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Bir başka pencereden bakarsak…<br>“Ben sağlıklı beslenip uzun uzun yaşamak istemiyorum, ben hayatımı dilediğim gibi yaşamak istiyorum.” diyen kişiyi de anlamak mümkündür. Hatta belki de “Ne mutlu sana” bile denebilir. Çünkü insan kendi gerçekliğini bir yerde kendi oluşturur.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal"><b><span style="color: #ee0000;">Sevgiyle söylenen sözün suyu bile değiştirdiğine inanan insan, neden yediğine, içtiğine, yaşadığı hayata kendi enerjisini yüklemesin?<o:p></o:p></span></b></p>
<p class="MsoNormal">Düşünsene… Sürekli kilo vermek zorundaymış gibi hissetmek, istemediğin hâlde kendini zorla diyetlere ve spora mahkûm etmek… Bu bazen insanın kendine uyguladığı görünmez bir baskıya dönüşebiliyor.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Burada yanlış anlaşılmasın…<br>Severek, isteyerek, disiplinle bir yola giren; kendini geliştirmek isteyen insanlardan bahsetmiyorum. Benim sözüm, sırf dışlanmamak, kabul görmek ya da başkalarının beklentilerine yetişmek için kendini zorlayanlara.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Evet, insan sevdiği gibi yaşamalı. Ama her seçimin de bir bedeli vardır. İnsan, seçiminin sonucuna “eyvallah” diyebiliyorsa, işte orada başka bir bilinç başlar.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Belki biri gerçekten şöyle diyordur içinden:<br><b><span style="color: #ee0000;">“Ben uzun ama kurallarla dolu bir hayat yerine, daha kısa ama kendim gibi yaşayacağım bir hayatı seçiyorum.”</span></b> Bunu gerçekten kabul ederek yaşayabilmek de başka bir seviyedir.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Kaldı ki hayatta hiçbir şeyin garantisi yok. Sağlıklı yaşayan insanlar da bazen genç yaşta hayata veda edebiliyor. Çünkü mesele yalnızca uzun yaşamak değil. Asıl mesele, hakkıyla yaşayabilmek.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">İnsan gerçekten ruhunun huzur bulduğu şekilde yaşamalı. Acısıyla, tatlısıyla, seçimleriyle, hatalarıyla, düşüşleri ve yeniden kalkışlarıyla… Çünkü hayat, her şeye rağmen yaşamaya değer. Her sabah yeniden gözlerini açabiliyorsan, hayat sana bir şans daha veriyor demektir.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Ne demiş Sezen Aksu:<br><b><span style="color: #ee0000;">“Yaşamak dediğin üç beş kısa mutlu andan ibaret…”</span><o:p></o:p></b></p>
<p class="MsoNormal">Belki de hayattaki en büyük seçim, kim olduğumuz değil; kim olmayı seçtiğimizdir. Çünkü insan sürekli değişir. Beş yıl önceki senle bugünkü sen aynı mı gerçekten? Hatta bir yıl önce seni gecelerce ağlatan şeyler bugün hâlâ aynı etkiye sahip mi?<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Bunca zaman içinde kaç kez değişti fikirlerin, önceliklerin, korkuların, sevdiklerin…<br>“Ben” dediğin şey bile çoğu zaman yalnızca geçici etiketlerden ibaret.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">O hâlde sevgili okur…<br>Bugün hangi ben olmayı seçiyorsun?<br>Kendini suçlayan, eksik gören, sürekli yaralarını büyüten biri mi?<br>Yoksa arayan, sorgulayan, anlamaya çalışan ve huzuru bulmak isteyen biri mi?<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Şunu unutma:<br><b><span style="color: #ee0000;">Senin isteklerin, senden büyük değil.</span><br></b>Senin hayallerin, Rabbinin kudretinden asla daha büyük değil.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Belki bize hep “yetinmek” öğretildi. Daha fazlasını istemenin nankörlük olduğu söylendi. Oysa insan bazen şunu unutuyor: Rabbin, kulunun kendisinden istemesini sever. <b><span style="color: #ee0000;">Çünkü isteyeceğin hiçbir şey O’nun büyüklüğünden fazla değil.<o:p></o:p></span></b></p>
<p class="MsoNormal">Şükür yalnız verdiklerine değil, vermediklerine de edebilmektir.<br>Ama istemenin de bir sınırı yoktur. Çünkü Rab, kulunu her zaman duyar.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Belki asıl mesele, bizim gerçekten istemeyi bilip bilmediğimizdir…<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Bu tek bir cümleden açılan yalnızca birkaç pencereydi.<br>Aslında daha sayfalarca konuşulur. Çünkü hayatta tek bir doğru olmadığı gibi, tek bir bakış açısı da yoktur.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Şimdi sıra sende…<br><b><span style="color: #ee0000;">Bugün kim olmak istiyorsun?<o:p></o:p></span></b></p>
<p class="MsoNormal"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal"><o:p> </o:p></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>LAL</title>
<link>https://fikirizleri.com/lal</link>
<guid>https://fikirizleri.com/lal</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202605/image_870x580_69f65f93e59cc.webp" length="62684" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sun, 10 May 2026 10:59:00 +0300</pubDate>
<dc:creator>Burçak Sorhun</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal">Lal o sabah erkenden uyandı. Kafasını sağa çevirdi; eşi yoktu, çoktan işe gitmişti. Sol taraftaki beşiğe doğru eğildi. Henüz 3 aylık olan bebeği mışıl mışıl uyuyordu. Yerdeki yatağa baktığında ise çok sevdiği oğlunun da hâlâ uyuduğunu gördü.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Fırsat bu fırsat, biraz daha uyuyayım. Nasıl olsa çocuklar uyuyor,” diye düşündü. Gece bebeğin saat başı uyanmasından ve emzirmek zorunda olduğundan asla uykusunu alamıyordu. En iyisi biraz daha uyumaktı… Tam yeniden uykuya dalacakken aklına evde yapılması gereken işler geldi. Suratını ekşiterek kafasını yastığa gömdü.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">On saniye geçmedi ki bebeğin agulama sesini duydu. Hemen başını yastıktan kaldırdı.<br>“Günaydın prensesim… Ne çok uyudun yahuu,” dedi yorgun bir gülümsemeyle, göz altı torbalarıyla birlikte.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Bebeği beşiğinden aldı; altını değiştirdi, emzirdi, giydirdi. Pusetini de alıp sessizce mutfağa geçti, kahvaltı hazırlamaya başladı. Henüz 7 yaşındaki oğlu uyanana kadar bir yandan kahvaltı hazırladı, bir yandan bebeğiyle ilgilendi. Bebeği pusetle yere koydu; tek ayağıyla puseti sallıyor, bir yandan da mutfak tezgâhını siliyordu.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Oğlu uyandı. Birlikte kahvaltı ettiler. Okul saati yaklaşıyordu. Hızlıca okul çantasını ve beslenmesini hazırladı, oğlunu giydirdi.<br>“Anne, saçlarıma jöle de sürer misin?” dedi çocuk.<br>Annesi oğlunun yanaklarını sevgiyle öptü, saçlarını da şekillendirdi.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Okul saati gelmişti bile. Lal, eşofmanının üstüne uzun bir hırka giydi. Aynaya bile bakmadan bebeği de kucağına alıp çıktı. Oğlunun okulu 15 dakika yürüme mesafesindeydi. Okula bıraktıktan sonra eve döndü.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Akşamdan kalan bulaşıklar, yıkanması gereken çamaşırlar, akşam yemeği, evi süpürme ve silme… Tüm bunları yaparken bir yandan da bebekle ilgileniyordu. Bebeği anakucağıyla göğsüne bağladı ve bütün işleri yine robot gibi halletti.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Okul çıkış saati geldi. Oğlunu okuldan aldı, eve geldiler. Eşi de o sırada işten gelmişti. Bebeği iki sevip okşamış, sonra da koltuğa uzanmıştı.<br>“Çok yoruldum, yemekte ne var?” diye sordu.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Lal, “Taze fasulye, pilav ve cacık yapabildim,” dedi.<br>Kocası yarım ağızla, “Sen de hep aynı yemeği yapıyorsun,” dedi.<br>Lal, “Evde bunlar vardı, ne yapabilirim… Buna da şükür,” diye karşılık verdi.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Bebek bir yandan ağlıyor, küçük çocuk ise “Anne, ödevimi yapamıyorum, yardım et,” diye sesleniyordu. Eşi de koltuktan söylenmeye devam ediyordu:<br>“Yemek hâlâ hazır değil mi? Bütün gün dışarıyla uğraşıyorum, iş güç… Evde de sizin sesinizden rahat uzanamıyorum ya…”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Lal tüm bunların ortasında koridordan geçerken gözü aynaya takıldı. Aynada ona bakan suret sanki o değildi. Günlerdir vakit bulup tarayamadığı dağınık topuz saçları, uykusuzluktan şişmiş gözleri, üzerinde bebeğin kustuğu tişört ve eski bir eşofman altı…<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Sanki o an birden tüm dünya sessizleşti. Hiçbir ses gelmiyordu kulağına. Ne çocuklar,ne eşi, ne televizyon… Hiçbir şey.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Aynaya bakarken birden yüksek sesle kahkaha atmaya başladı. Gittikçe şiddetlenen bir tonla, daha yüksek, daha da yüksek kahkaha atmaya devam ediyordu. Birden dizleri onu taşıyamadı. Olduğu yere, dizlerinin üstüne çöktü. Gülmekten gözlerinden yaşlar geliyordu.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Dakikalarca güldü… güldü… güldü…<br>Sonra bayıldı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Gözlerini açtığında hastane odasındaydı. Doktor ve hemşire başındaydı.<br>“İyi misiniz Lal Hanım? Bizi duyuyor musunuz?” diye soruyorlardı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Lal “Evet” dercesine başını salladı. Doktor kısaca bir özet geçti:<br>“Kan değerleriniz çok düşük. Vitamin değerleriniz olması gerekenden çok daha az. Verdiğimiz vitamin iğnelerini ve diğer ilaçları düzenli kullanmalısınız. Ayrıca bir de psikoloğa gitmenizi öneriyoruz. Psikiyatrik ilaçlar daha rahat uyumanızı sağlayacaktır,” dedi.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Lal bu defa gülmedi.<br>“Ben psikoloğa gidemem,” dedi.<br>“Ben daha rahat uyumak için ilaç da içemem. Bana vereceğiniz uyku yapan herhangi bir ilacı da kullanamam… Bana ihtiyacı olan evlatlarım var. Ben kendim için bir şey yapamam.”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Lal gibi kadınlar, en son kendileri için yaşardı.<br>Çoğu zaman, artık yaşayacak güçleri kalmayana kadar kimse bunu fark etmezdi.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Ben kendim için bir şey yapamam,” dedi.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Ama aslında en çok kendisine ihtiyacı olduğunu kimse fark etmedi.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal"><o:p> </o:p></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>BİR GÜLLAÇ MESELESİ</title>
<link>https://fikirizleri.com/bir-gullac-meselesi</link>
<guid>https://fikirizleri.com/bir-gullac-meselesi</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202605/image_870x580_69f660c0756a4.webp" length="23872" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Wed, 06 May 2026 14:39:00 +0300</pubDate>
<dc:creator>Burçak Sorhun</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal"><b>BİR GÜLLAÇ MESELESİ</b><o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Bu akşam güllaç yapmaya karar verdim. Uzun zamandır yapmadığım için paketin arkasındaki tarifine bir göz atayım dedim. Birden şu ibare dikkatimi çekti: “Güllaç yapraklarının parlak olan yüzünü üste gelecek şekilde koyun.” Sonra durup düşündüm… Neden? Güllaç bu sonuçta; parlak yüzü ya da mat yüzü ne fark ederdi benim için? Hiçbir şey. Eğer ben güllacı seviyorsam ve yemek istiyorsam, ne parlaklığından şikâyetçi olurum ne de mat yüzünden. Lezzetine bakarım. Onu yerken lezzetini almanın keyfini çıkarırım ve bu güzel an için şükrederim.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Ama bazen insanlar dış görünüşe, göremediği güzelliğe ya da görmek istediği gibi görmeye o kadar takılır ki, içindeki lezzeti, işte asıl güzelliği kaçırır. Şerbeti tam ayarında yaptım. Güllaç yapraklarını kopardım, tepsiye dizdim. Aralarına şerbetini döktüm. “Hangi yüzünü kullandın?” diye sorarsanız, işte ona hiç dikkat etmedim. Bazı yerler parlak, bazı yerler mat olacak şekilde gelişigüzel serildi. Olduğu gibi kabul ettim ben güllacı bu akşam. Lezzetine odaklandım.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Güllacı yaparken güllaçla konuştuk. Daha doğrusu ben konuştum, güllaç cevap vermedi. “Neden?” dedim, “Herkes parlak yüzünü istiyor?” Güllaç dinledi. Belki de o da ilk kez bir canlı tarafından sorgulanıyordu. Belki güllaç da canlıydı. Belki onun da bir enerjisi vardı. Şaşırdı belki. Ya da “Geç,” dedi içinden, “Ne sorguluyorsun, karıştırma. Herkes gibi devam et, ye ve geç.” Ya da belki dur dedi, “Bu neydi şimdi? Sen beni hissediyor musun gerçekten?”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Ben güllacın o an ne olduğunu anlamadan, aslında ona bir anlam yükledim. “Neden herkes bu tarife uymak zorunda?” dedim. Güllaç belki bu farkındalığa sevindi, belki de bundan haberi bile yoktu. Ama ben farkındayım. Güllaç, parlak yönüyle de mat yönüyle de güllaçtır ve her hâliyle kabul edilmeye, sevilmeye layıktır. Güllacın kendini ispatlamaya, olduğundan farklı göstermeye de ihtiyacı yoktur. Güllaç güllaçtır.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Güllacın kendine has bir lezzeti vardır. Hem güllacı her zaman bulamazsın. Çok nadiren çıkar ve o zaman da sınırlıdır. Pastanelere gidersin, ararsın ama bulamazsın. Çünkü güllaç özel bir tatlıdır. Her damağa hitap etmez. Her damak da lezzetini anlayamaz. Güllaç bunu bilir ama güllaçlığından vazgeçmez. Şerbeti tam ayarındadır. Bir de her güllacın yapılışı, saklanma koşulları farklıdır. Güllaç özen ister. Şerbetini kaçırırsan dağılır, az verirsen kurur. Üzerini açık bırakırsan sertleşir. Doğru saklama koşulları şarttır.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Bazı şeyler ilk bakışta anlaşılmaz. Ne iddialıdır ne de kendini anlatma derdindedir. Zaman ister, temas ister. Bazı tatlar aceleye gelmez. Hızla tüketilmez, hemen anlaşılmaz. Üzerine düşünülmezse sıradan sanılır. Ama beklemeyi bilen için katman katman açılır. Sessizdir, ama kalıcıdır. Bazı şeyler görünür olmayı değil, yerini bulmayı bekler. Doğru noktada durduğunda kendini anlatmasına gerek kalmaz. Ne kadar kaldığıyla değil, nasıl kaldığıyla hatırlanır.Bir şeyden parlamasını, yumuşamasını ya da başkalaşmasını bekliyorsak, belki de sorun onun ne olduğu değil, bizim ne görmek istediğimizdir. <o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">İşte yıllardır damaklarda iz bırakan güllacın hikâyesi de böyleydi; sessiz, iddiasız, gösterişten uzak ama kendinden vazgeçmeden, olduğu hâliyle. <o:p></o:p></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>GÖKYÜZÜNDE YAZILAN HİKAYE</title>
<link>https://fikirizleri.com/gokyuzunde-yazilan-hikaye</link>
<guid>https://fikirizleri.com/gokyuzunde-yazilan-hikaye</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202605/image_870x580_69f65cf190583.webp" length="43784" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Mon, 04 May 2026 23:26:40 +0300</pubDate>
<dc:creator>Burçak Sorhun</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal"><span style="mso-spacerun: yes;">                                                </span>GÖKYÜZÜNDE YAZILAN HİKAYE<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">O gün sazlıkta gün doğarken, bütün hayvanlar için tıpkı diğerleri gibi sıradan bir gündü. Bazı hayvanlar sazlıkta su içiyor, kimi doğada aç kalmamak için yiyecek aramaya çıkmıştı. Kimileri ise sazlıkta öylece, bomboş oturuyordu. Turna hariç.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Turna, o sabah gözlerini açtığında, artık o sazlığa ait olmadığını hissetti ve gökyüzüne uçmaya karar verdi. Etrafına baktı; sanki bütün hayvanlar hallerinden memnundu. Kimi uyuyor, kimi uyanıyor, kimi ise yıllardır kaldıkları o sazlıkta hiçbir şeyi sorgulamadan öylece var oluyordu.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Turna, uzun zamandır ormanı, sazlığı, hayvanları, hatta kendini bile uzaktan izleyen bir kuştu. Sonunda kabına sığamadığını anladı. “Evet,” dedi, “yapabilirim. Yaşam bu sazlıktan ibaret değil. Gökyüzünde uçmak ve bulutları görmek istiyorum. Özgürce uçmak istiyorum.”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Kanatlarını yokladı. Uzun zamandır kullanılmayan, sadece fark edilmesini bekleyen o değerli kanatları… Korkuyordu. Alıştığı bir konfor alanı vardı; o sazlık onun tüm dünyasıydı. Şimdi ise, tıpkı denizden çıkmış bir balık gibi, ne yapacağını bilemez haldeydi.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">O an bir şey fark etti: Korku da onunla gelecekti. Ama eğer doğru yönetirse, belki de onu koruyabilirdi. Sonuçta o, kanatları olan bir kuştu. Üstelik henüz ruhundaki kanatlardan haberi bile yoktu.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Turna şöyle bir silkelendi. “Her şeye rağmen,yapabilirim,” dedi. Kanatlarını açtı ve ucu bucağı olmayan o masmavi gökyüzüne doğru yükseldi. Yükseldi, yükseldi… Ve yükseldikçe kendini daha genişlemiş hissetti.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Artık gökyüzünde usulca süzülüyordu. Arada diğer kuş dostlarını görüyor, selamlaşıyordu. Henüz gökyüzünde yeni olduğu için, sazlıktan çıkmayı başarabilmiş birkaç arkadaşı vardı ve onları da uzun zamandır görmüyordu. Gidenler bir daha dönmemişti. Belki fırsatları olsa dönerlerdi diye düşündü; ama bir yandan da gökyüzüne dalan birinin, istese de geri dönemeyeceğini hissediyordu.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Turna, bu düşüncelerle süzülürken bir yaşlı bir kartalla karşılaştı. Kartal gökyüzünde yeni değildi; aksine oldukça hakimdi. Selamlaştılar ve birlikte uçmaya başladılar. Kartal, sanki turnayı önceden tanıyor gibiydi.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Ona gökyüzü ve uçmak hakkında birçok soru sordu. Turna, kartal kadar hakim olmasa da birçok şeyi biliyordu ama bu bilgi, öğrenilmiş değil, içinden gelen bir bilgiydi. Kartal öyle sorular soruyordu ki, sorular cevaplardan daha derindi.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Bulutların üstünde ne arıyorsun?” diye sordu kartal.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Turna ise bilmediğini, bu cevabı bulmak için gökyüzüne çıktığını söyledi. Yaşlı bilge kartal bu cevap karşısında turnanın egolu bir kuş olduğunu düşündü. Turna ise henüz egonun bile ne demek olduğunun farkında değildi.Tesadüf kartalı karşısına çıkarmasaydı, yine aynı şekilde fakat ruhundaki kanatları hiç fark etmeden yaşayıp gidecekti.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Kartal adeta bilge, yaşlı bir öğretmendi. Turnaya birçok ders verdi. Turna, gökyüzü hakkında ne kadar çok şey bilmediğini fark etti. Bilge kartalın kendine has bir duruşu ve düşünce tarzı vardı. Türü arasında nadir rastlanan bir kuştu o. <span style="mso-spacerun: yes;"> </span>Gökyüzünün o masmavi derinliği ve uçsuz bucaksızlığı zaman zaman onu endişelendiriyordu. Hatta bazen kayboldukları bile oluyordu.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Turna kuşu küçüktü. Yolun başındaydı. Uçmayı yeni öğreniyor, gökyüzünü tanımaya niyet ediyordu. Ama yaradılışı gereği, içinde bitmek bilmeyen bir öğrenme aşkı vardı. Sazlığı, ormanı, ağaçları, hayvanları, gökyüzünü, kanatlarını ve derinliği öğrenmeye devam ediyordu.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Gökyüzünde süzüldüğü süre boyunca, bir ömre yetecek kadar değerli anılar biriktirdi.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Ama içinde bir ses vardı. Nereye uçarsa uçsun, peşini bırakmıyordu.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Dön,” diyordu.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Turna gökyüzünden sazlığı izledi. Sazlıktaki hayvanların onun tecrübelerine ihtiyacı vardı. Gökyüzünü, uçmayı ve yaşlı kartalı çok sevmişti. İçindeki sesi susturabilse, uçmaya devam ederdi. Ama gökyüzü bilinmezliklerle doluydu ve sazlıkta onu bekleyenler vardı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Yaşlı kartalı düşündü. Kendini onun yerine koydu. Kartal da kendi ülkesine dönmeli ve orada uçmayı yeni öğrenen kuşlara ders vermeliydi.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">İki dost vedalaştı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Turna, yaşlı ve bilge kartala her şey için teşekkür etti. Gitmek zorundaydı. Gökyüzünden ayrılmak, ruhundaki kanatları kırıyor gibiydi ama bunu belli etmedi. Çünkü artık biliyordu: Kanatlar uçmak içindi, ama doğru yöne. <o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Yaşlı kartal, küçük turnanın gidişini korkuya yordu. Turna ise bunu sadece izledi. Çünkü o, korkusundan değil, merhametinden sınanıyordu.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Onun için önemli olan korkusuzca uçmak değildi. Önemli olan, doğru yerde, doğru zamanda uçmak ve gerektiğinde sazlığa dönmeyi kabul edebilmekti.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Turna kanatlarını seviyordu, gökyüzünü de ama sırf kendisi istiyor diye bütün ormanı yok sayamazdı. Çünkü ormanın da, sazlığın da uçan bir turnaya değil; onlara yol gösteren, örnek olan bir turnaya ihtiyacı vardı. <o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Gökyüzünü fethetmek değerliydi; asıl mesele, yeryüzünü unutmamaktı. <o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal"><o:p> </o:p></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>DÖNENCE</title>
<link>https://fikirizleri.com/donence</link>
<guid>https://fikirizleri.com/donence</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202602/image_870x580_6999fe6d97e02.webp" length="36146" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sun, 03 May 2026 10:14:00 +0300</pubDate>
<dc:creator>Burçak Sorhun</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 14.0pt; line-height: 115%;">Dönence, dünyanın kendine çizdiği görünmez bir sınırdır. Güneşin en tepeye çıkabildiği, ışığın dik düştüğü yerler… Ne tam merkezdir ne de kenar; ama her şeyin en yakıcı, en çıplak haliyle yaşandığı bir eşik. Dönence, yeryüzünün kendine koyduğu sessiz bir işarettir. Ne bir duvar ne de bir kapı; sadece “dur buradan sonrası başka” diyen ince bir çizgi.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 14.0pt; line-height: 115%;">Orada mevsimler kararsızdır. Günler uzar, geceler kısalır. Zaman sanki acele etmez; ama insanın içi durmaz. Dönence, fazla yaklaşınca yakar, uzaklaşınca soğutur. Bu yüzden orada kalıcı olmak zordur. Hep bir geçiş hissi vardır: ya ileri gidersin ya da geri dönersin. Yakınlık arttıkça mesafe ihtiyacı doğar; mesafe arttıkça yeniden yaklaşma arzusu.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 14.0pt; line-height: 115%;">Dönence bize şunu fısıldar: Her bağ, her duygu, her karşılaşma bir denge arar. Ne tamamen uzak ne de fazlasıyla yakın. Yanmakla donmak arasındaki o ince çizgi… Asıl yolculuk da orada başlar.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 14.0pt; line-height: 115%;">Barış Manço’nun şarkısında olduğu gibi, biraz kaybolmuşluk, biraz arayış taşır. Sanki pusula çalışır ama yön söylemez. Herkes kendi kuzeyini kendi içinde bulmak zorundadır. Dönence bu yüzden öğreticidir; hazır cevaplar sunmaz, soruları derinleştirir. Geri çekilmek de ilerlemek kadar zordur.</span> <span style="font-size: 14.0pt; line-height: 115%;">Çünkü çizgiyi geçmenin bir bedeli vardır; geçmemek de öyle. Dönence bunu hatırlatır.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 14.0pt; line-height: 115%;">Bu yüzden dönenceler haritalarda sabit dursa da, insanın içinde yer değiştirir. Kimi zaman çok yakına gelir, nefesini hissettirir; kimi zaman uzaklaşır, sadece bir hatıra gibi kalır. Ama ne olursa olsun, bir kez fark edildi mi artık yok sayılmaz.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 14.0pt; line-height: 115%;">Haritalarda dönenceler sabittir. Ama asıl izleri, gidenlerde kalır. Ve insan fark etmese bile, en çok da o çizgiden uzak düştüğünde anlar: Bazı sıcaklıklar yakıcıdır, evet… ama yoklukları daha çok üşütür. Ne tamamen içinde yaşanabilir ne de bütünüyle dışında kalınabilir. O çizgi, bir kez geçildikten sonra, hep hissedilir. Bir çizgiden kaçmak mümkündür; onun bıraktığı izden değil.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 14.0pt; line-height: 115%;"><o:p> </o:p></span></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>İNSAN NEDEN KENDİNİ GÖREMEZ</title>
<link>https://fikirizleri.com/insan-neden-kendini-goremez</link>
<guid>https://fikirizleri.com/insan-neden-kendini-goremez</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202604/image_870x580_69d9556a8b713.webp" length="72454" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sat, 02 May 2026 23:37:06 +0300</pubDate>
<dc:creator>Burçak Sorhun</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal"><b><span style="font-size: 14.0pt; line-height: 115%;">İnsan Neden Kendini Göremez?</span></b><span style="font-size: 14.0pt; line-height: 115%;"><o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal">Geçen gün beş yaşındaki kızımla sohbet ediyorduk. Sıradan bir anne–kız anı gibi başlayan konuşma, bir anda beni durduran bir soruya dönüştü.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Anne,” dedi, “insan neden kendini göremez?”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Ne demek istediğini tam anlamak için sordum:<br>“Nasıl yani kızım?”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Şimdi ben sana bakıyorum ya,” dedi, “seni görebiliyorum gözlerimle. Ama kendimi neden seni gördüğüm gibi göremiyorum?”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">O an cevap vermeden önce içime döndüm. Gerçekten döndüm.<br>Çünkü bu soru yalnızca ona ait değildi sanki. Bana sorulmuş gibiydi.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Kendi kendime şunu düşündüm:<br><i>Acaba kızımın bu soruyu sorması bana bir hatırlatma mıydı?</i><o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Ben çoğu zaman karşımdakinin ne hissettiğini düşünürüm. Ne istediğini, neye ihtiyacı olduğunu, ona nasıl destek olabileceğimi… İnsanları dinlerim, anlamaya çalışırım, yardımcı olmaya niyet ederim. Birinin yükü varsa hafifletmek isterim. Ama sıra kendime geldiğinde hep bir sonraya bırakırım. “Hallederim ya,” derim.<br>Oysa insan, başkalarını anlamaya bu kadar çabalarken kendini hep erteleyince, bir süre sonra kendini gerçekten göremez hâle geliyor. Çünkü durup kendine bakmıyor, kendini dinlemiyor.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Ve insan kendini sürekli ertelediğinde, bir süre sonra kendine yabancılaşıyor.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Bunlar içimden geçerken kızımın yüzüne baktım.<br>“Çok güzel bir soru sordun,” dedim. “Bir düşüneyim.”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Sonra ekledim:<br>“Aslında insan kendini de görebilir.”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Gözleri merakla parladı.<br>“Nasıl görebilir anne?”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Tam anlatmaya başlayacaktım ki, bu kez o söze girdi.<br>“Ben söyleyeyim mi?” dedi.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Tabii,” dedim.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Mesela,” dedi, “gölgesine bakabilir. Aynaya bakabilir. Sudaki yansımasına bakabilir.”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">O an sustum. Çünkü farkında olmadan söylediği şey, insanın kendine bakmaya çalıştıkça kendinden uzaklaştığını hatırlatıyordu.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Biraz sonra ben de kendi cevabımı ekledim.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Kızım,” dedim, “bunlar doğru. Ama insan kendini başka bir şekilde daha görebilir.”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Nasıl?” dedi.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Gönül gözüyle baktığında,” dedim. “Ruhunu dinlediğinde.”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Sonra ona şöyle anlattım:<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Bak,” dedim, “ben sana bakıyorum ama baktığımla gördüğüm şey her zaman aynı değil. Gözle bakmak başka, gönülle görmek başka. Mesela sen bazen benden uzaktasın. Okulda olduğun zamanları düşün. Ama ben seni görmüyorum sanma. Seni hissediyorum.”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Nasıl yani?” dedi.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Çünkü seni seviyorum,” dedim. İnsan sevdiğini gözle değil, kalbiyle görür. Ben sana gönül gözüyle bakıyorum. Sen uzakta olsan bile ben seni görürüm. Sevgi, mesafeye ihtiyaç duymaz.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">O an yüzündeki ifade değişti. Anlamaktan çok hatırlayan bir hâli vardı sanki.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">İşte o an anladım:<br>İnsan kendini neden göremez sorusunun cevabı, insanın kendini ne kadar dinlediğiyle ilgili.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">İnsan kendini göremez; çünkü çoğu zaman kendine dönmez.<br>Başkalarını anlamaya çalışırken, kendi sesini susturur.<br>Hissettiklerini erteler, yorgunluğunu görmezden gelir, ihtiyaçlarını sonraya bırakır.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Oysa insan önce kendine dönmeli.<br>Önce kendini dinlemeli.<br>Çünkü kendini duymayan bir kalp, başkasını da bir yere kadar duyabilir.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Kızım o gün bana sadece bir soru sormadı.<br>Bana durmamı, içime bakmamı ve kendimi hatırlamamı sağladı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Belki de insan kendini göremiyorsa, aynaya bakmadığı için değil…<br>Kendine bakmayı unuttuğu içindir<span style="font-family: 'Segoe UI Emoji',sans-serif; mso-bidi-font-family: 'Segoe UI Emoji';">.</span><o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal"><o:p> </o:p></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>YUVAYA DÖNÜŞ  &amp;  HOŞ GELDİN HİÇLİK</title>
<link>https://fikirizleri.com/yuvaya-donus-hos-geldin-hiclik</link>
<guid>https://fikirizleri.com/yuvaya-donus-hos-geldin-hiclik</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202604/image_870x580_69ea7c23826db.webp" length="52420" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sun, 26 Apr 2026 16:00:00 +0300</pubDate>
<dc:creator>Burçak Sorhun</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal"><b><span style="font-size: 16.0pt; line-height: 115%;"><span style="mso-spacerun: yes;">                         </span>YUVAYA DÖNÜŞ<span style="mso-spacerun: yes;">  </span>-<span style="mso-spacerun: yes;">  </span>HOŞ GELDİN HİÇLİK<o:p></o:p></span></b></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 14.0pt; line-height: 115%;">Sıcak bir yaz günüydü. Bahçeli müstakil bir evin bugün ağır misafirleri olacaktı. Yazın esen o ılık rüzgarı bilir misiniz? Hava sıcaktır, bahçede hamakta sallanırsınız; ufak ufak sallanırken birden o yumuşak rüzgar, adeta şefkatli bir el gibi değer teninize de okşar geçer ya hani… İşte öyle huzurlu bir gündü. Ev sahibi için çok önemli bir gündü. Bugüne kadar onca misafir ağırlamıştı ama bu başkaydı. Bugün her şey kusursuz olmalıydı. En güzel elbisesini giydi, en güzel takılarını taktı, en güzel parfümünü sıktı. Saçlarını maşayla hafiften kıvırdı ve açık bıraktı; ne de olsa o ılık rüzgar saçlarına değdiğinde bunu hissetmeyi çok seviyordu. Saati kontrol edip duruyordu.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 14.0pt; line-height: 115%;">Son bir kez aynaya baktı. Gözlerinin içine, ondan öteye seslendi: “Hazırsın, bu buluşma olmak zorunda,” dedi. Kendine baktı, bir an gözleri dolacak gibi oldu; sonra içindeki ses, “Her şey olması gerektiği gibi, olması gereken zamanda oldu ve olacak,” dedi. “Evet, hazırım.”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 14.0pt; line-height: 115%;">Tam o anda zil çaldı. Misafirler sırayla içeri girdi. İlk giren 10 yaşında tatlı bir kız çocuğuydu. Hemen arkasındaki 15 yaşında, hırçın, tam bir ergen kızdı. Ardından 20 yaşında genç, heyecanlı, naif bir kız girdi. Peşinden 25 yaşlarında güzel ve yorgun bir kadın girdi. En son 30 yaşında olgun, sakin bir kadın girdi. Evet, bütün misafirler gelmişti. Hepsi oturma odasında rastgele bir yerlere oturdu.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 14.0pt; line-height: 115%;">Ev sahibi tek tek misafirlerine “Hoş geldiniz,” dedi. “Ben de sizi bekliyordum. Sizleri görmek benim için bir onurdur. İyi ki buradasınız,” dedi.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 14.0pt; line-height: 115%;">15 yaşındaki ergen lafını böldü ev sahibinin: “Neden şimdi? Bugüne kadar çağırmadın, şimdi neden çağırıyorsun? Sana ihtiyacım yok artık,” dedi. Ev sahibi duydukları karşısında şaşırmadı; aslında bekliyordu bunu ondan.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 14.0pt; line-height: 115%;">10 yaşındaki çocuk da cesaret almış olacak ki lafa atladı hemen, gözleri dolu dolu: “Beni seviyor musunuz gerçekten? Beni burada istiyor musunuz?” dedi. Ev sahibi çocuğa baktı; tam da ondan beklediği gibiydi.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 14.0pt; line-height: 115%;">20 yaşındaki kız da konuşmaya dahil oldu: “Çocuklar, sakin olun. Kendi yuvamızı kendimiz kurabiliriz. Bizi de seven, bizim de sevdiğimiz kişiler var. Kendi kurduğumuz sevgi dolu bir çevre var burada,” dedi.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 14.0pt; line-height: 115%;">25 yaşındaki kadın yorgun bir ses tonuyla: “Evet, sanırım biraz gerildiniz ama inanın hiç halim yok tartışmaya. Madem buluştuk, zamanı iyi değerlendirelim. Hepimizin sorumlulukları ve dönmesi gereken bir ev var,” dedi panikle.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 14.0pt; line-height: 115%;">30 yaşındaki kadın şöyle bir göz gezdirdi. O huzur veren, sakin tavrıyla: “Her şey olması gereken zamanda, olması gerektiği gibi oldu ve olacak,” dedi.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 14.0pt; line-height: 115%;">Ev sahibi olan biteni izliyor, hiç karışmıyordu.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 14.0pt; line-height: 115%;">Sohbet sohbeti açtı; hiç olmayacak şeylerden sesler yükseliyor, nabız artıyordu.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 14.0pt; line-height: 115%;">10 yaşındaki çocuk bir süre sonra evin en sessiz köşesine, yere oturdu; dizlerini kendine çekti ve sessizce ağlamaya başladı. Onu ne duyabilecek, ne sevebilecek, ne de görecek kimse olmadığını düşünüyordu.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 14.0pt; line-height: 115%;">15 yaşındaki ergen kız ise öfkeden deliye dönmüş; buradaki misafirlerden ve tüm dünyadan nefret ediyordu. Kimse onu anlamıyordu ve hak ettiği yaşamda değildi. Ölmesi gerektiğine neredeyse emindi. Eline ne geçiyorsa fırlatıyordu balkon kapısından bahçeye doğru. Bilerek dışarı atıyordu; evdeki misafirlere zarar vermek istemezdi. Kendinden başkasına zararı yoktu zaten. Öfkesini bu şekilde çıkarmaya çalışıyordu.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 14.0pt; line-height: 115%;">20 yaşındaki kız, tüm bunların bir saçmalık olduğunu, herkesin kendine gelmesi gerektiğini söylüyordu. Elleriyle inşa ettiği, adım adım sevgiyle, emekle ördüğü şeyler vardı ve bu huzuru kimsenin kaçırmasına izin veremezdi. “Gerekirse hiçbirinizle bir daha görüşmem, yine de huzurumu bozmam,” diyordu.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 14.0pt; line-height: 115%;">25 yaşındaki o yorgun kadını da çileden çıkarmışlardı sonunda. “Ya benim çoluğum çocuğum evde beni bekliyor; ben kimlerle, nelerle uğraşıyorum? Nereden geldim buraya?” diyordu pişmanlıkla. “Şimdi burada bunları dinleyene kadar evde çocuklarımla vakit geçirirdim. Kim bilir bensiz ne yapıyorlar, nasıl yalnız bıraktım?” diye vicdan azabı çekiyordu. Bu kadın en sonunda: “Ben bir anneyim! Düşünmem gereken önce çocuklarım var! Sizi çekemem, kusura bakmayın. Hem bana şimdi burada bir şey olursa çocuklarım ne olacak, he?” diye bağırmaya başladı.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 14.0pt; line-height: 115%;">30 yaşındaki kadın misafirlerden çok ev sahibini izliyordu. “Ne tepki verecek bu olanlara?” diye sabırla bekliyordu. Ne diğerleriyle laf dalaşına girdi, ne kendini açıklama gereği duydu, ne de kimseyi suçladı. Sadece onları izleyen bir seyirci gibi, nötr bir şekilde izliyordu. Ve dudaklarında mırıldandığı şu cümle hâlâ devam ediyordu: “Her şey olması gerektiği gibi ve olması gereken zamanda oldu.”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 14.0pt; line-height: 115%;">Sonunda ev sahibi olaylara müdahale etme zamanının geldiğini anladı ve oturduğu yerden kalktı.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 14.0pt; line-height: 115%;">Önce 10 yaşındaki küçük kızın sindiği o köşeye gitti, kızın ellerinden tuttu, gözyaşlarını sildi: “Seni görüyorum,” dedi ve ayağa kaldırdı. 15 yaşındaki kızı da tam elinde bardak bahçeye fırlatacakken yakaladı ve bardağı usulca masaya koydu; kızın gözlerinin içine baktı: “Seni duyuyorum,” dedi ve diğer eliyle de onu tuttu. Bir elinde 10 yaşındaki kız, diğer elinde 15 yaşındaki ergen, bahçeye doğru yöneldi. Diğer kadınlara da kafa hareketiyle işaret etti: “Herkes bahçeye gelsin,” dedi. Öfleyip püfleyerek bahçeye doğru yürümeye başladılar misafirler. “Herkes çıplak ayak toprağa basacak ve el ele tutuşacağız,” dedi ve bir çember oluşturdu.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 14.0pt; line-height: 115%;">Şimdi bütün misafirler bir çember etrafında, ayakta, el ele, birbirine bakıyordu. Çıplak ayakla toprağa basmak bir nebze sakinlik vermişti sanki. Ev sahibi çemberden ortaya çıktı. Hepsiyle tek tek göz göze gelmeyi ihmal etmedi.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 14.0pt; line-height: 115%;">Önce 10 yaşındaki kıza döndü: “Seni seviyorum. Sen sevilmeye layıksın ve çok değerlisin,” dedi, saçlarını okşadı, sımsıkı sarıldı. “Ama artık buradaki süren doldu. Yuvaya dönmelisin,” dedi. “Bize kattığın her şey için teşekkür ederim.” Küçük kız gülümsedi ve bahçe kapısından çıkarken sevgi dolu bir enerjiyle ev sahibine baktı.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 14.0pt; line-height: 115%;">Sonra 15 yaşındaki kıza döndü ev sahibi: “Gel buraya, anlaşılmadığı, duyulmadığı, değersiz hissettiği için hırçınlaşan kız,” dedi. “Sen her şeyin en güzelini hak ediyorsun. Bu zamana kadar da iyi başa çıktın her şeyle. Sen çok güçlüsün. Seni çok seviyorum. Kendini çok güzel korudun ve ben seni anlıyorum,” dedi. Sımsıkı sarıldılar. Hırçın kız, gardını indirmek zorunda kaldı bu sevgi karşısında. “Ama artık senin de yuvaya dönme vaktin. Beni anlıyorsun değil mi?” Evet dercesine başını salladı usulca kız. Omuzları dik, gözleri daha sevinç dolu; o da bahçe kapısına yöneldi ve oradan ayrıldı.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 14.0pt; line-height: 115%;">Sıra 20 yaşındaki kıza geldi. Ev sahibi ellerini tuttu kızın: “İyi ki seni tanıdım.” Kız gözlerini kaçırdı. “Kimse yokken… sıfırdan başladığım o günü ben unutmadım,” dedi kısık sesle.Ev sahibi gülümsedi: “Ben de unutmadım.” Sen gördüğüm en iyi inşaat ustalarından birisin,” dedi ve aralarında sessizce gülüştüler. “Biliyorum, çok emek verdin. Kendi inşaatının ustası, işçisi, bazen de hamalı oldun. Ama sen hayatını bir düzene sokmak için çok çaba gösterdin ve bu her şeyden kıymetli. Seninle gurur duyuyorum,” dedi. Sarıldılar. “Yuvaya dönme vakti, ayrılmak zorundayız,” dedi ev sahibi. Kız son bir kez ev sahibine baktı ve gülümseyerek bahçe kapısından çıktı.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 14.0pt; line-height: 115%;">Şimdi sıra 25 yaşındaki kadına geldi. “Gel buraya, sevgili yılın en annesi,” dedi. Yorgun kadın gayriihtiyari gülümsedi. Ev sahibi ellerini uzattı… Kadın bir an duraksadı.<br>“Evden çıkarken ‘çabuk gel’ diyen sesi hâlâ kulağımda,” dedi. Ev sahibi yumuşakça gülümsedi:<br>“Evet… kendini o kadar çok anne olmaya adadın ki, seni unuttun.” “Bunun için kimseyi suçlayamazsın; kendini bile. Çok yoruldun biliyorum, Sen iyi bir annesin. Her hâlinle yeterlisin. Güvendesin ve bu dünyada bir yerin var. Korkularından arın. Çocukların yine senin çocukların; seninler ama sana ait değiller, sana emanetler. Onları severken, onları büyütürken kendini de sevmeyi, ihtiyaçlarını görmeyi unutma olur mu? Sen kendine alan tanı ki kendini bulabil. Yakında ‘Ben kimim?’ diye sorgulamaya başlayacaksın. Korkma. Bu yolculuk yine senin hayrına olacak. Şimdi gitme vakti… yuvaya.” Gözleri dolu dolu sarıldılar. Kadın hızlı hızlı bahçe kapısına yöneldi. Çocukları onu bekliyordu.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 14.0pt; line-height: 115%;">En son sıra 30 yaşındaki misafirine geldi. O, diğer misafirin gidişini izlerken 30 yaşındaki misafir iki kahve yapmış, gelmiş, ona bakıyordu. Ev sahibi gülümsedi: “Kaldık ikimiz sonunda. Gel, oturalım şöyle. Kahvemizi içerken devam edelim sohbetimize,” dedi. “Seninle sohbetim belli ki diğerlerinden daha uzun olacak.” Misafir bunları tahmin eder gibi hemen oturdu sandalyesine ve kahvesinden bir yudum aldı. Ev sahibine döndü ve şu soruyu sordu: “Neden sırayla hepsiyle konuşup sonra da gönderdin?” Ev sahibi gülümsedi: “Çünkü direksiyonda artık ben varım,” dedi. “Sürekli dikiz aynasına bakarak yoluma devam edemem; bir yerde kaza yapacağım. Yolumun güzelliğini fark ettim ve artık dikiz aynasına değil, önümdeki yola ve manzaraya odaklanmak istiyorum.”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 14.0pt; line-height: 115%;">30 yaşındaki kadın bu cevaba keyiflendi, kahvesinden bir yudum daha aldı: “Peki yolculuk nereye?” diye sordu. Ev sahibi gözlerini kıstı ve 30 yaşındaki kadına bakarak: “Sen benden kopya mı çekiyorsun bakalım?” dedi. 30 yaşındaki kadın kahkaha attı: “Senin bu hallerini çok seviyorum,” dedi. “Ser verir, sır vermezsin. Ama bu enerjin yok mu, bana umut veriyor yaşama dair. Ha, bir de sana anlatmam gereken bir şey var,” dedi ve huşu hâlinde konuşmaya başladı:<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 14.0pt; line-height: 115%;">“Biliyor musun, ben bir yola çıktım. Bavulsuz, hazırlıksız; bir iğne bile almadım yanıma. Üstelik yola çıkacağımdan haberim bile yoktu. Bir rüyadan uyandım sanki. Anlam yüklediğim ne varsa kayboldu. Aslında kaybolmadı; sadece yüklediğim anlam kadar var olduklarını gördüm. Kendi gerçeğimi kendim yarattım. Kötü de bendim, iyi de. Melek de bendim, şeytan da. Korkak da bendim, cesur da. Ateş de bendim, su da. Havada bendim, toprakta. Sevdiklerim de bendim, sevmediklerim de. Suçlayan da bendim, aklayan da. Doğru da bendim, yanlış da. Ak da benim, kara da. Yakan da bendim, yanan da. Koşan da bendim, duran da. Kurban da bendim, kurtarıcı da. Ağlayan da bendim, gülen de. </span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 14.0pt; line-height: 115%;">Kaç tane ‘ben’ vardı, sayamadım bu yolda. Ben kimim? Ben kimim diye soran ben kim? Benden öte bir ben var. Beni her koşulda seven, destekleyen bir ben var; bir de acımasızca suçlayan, beni kısıtlayan bir ben var. Bazen bu benlerin arasında sıkışıyorum. Bütün benliklerimi soyunup çıkarıp atmak istiyorum. Biliyorum, bir yer var, bir şey var içimde; adını koyamadığım bir şey. Orada işte hiçbir benliğim yok. Özgür ruhum sevgiyle sarmalanmış. Ruhum hafif, bedenim yok orada. Süzülüyorum sadece; bir tüy kadar hafif, bir ilkbahar rüzgârı gibi esiyorum inceden. Öyle huzurluyum ki…”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 14.0pt; line-height: 115%;">“Bir dakika, bir dakika,” dedi ev sahibi, onu durdurdu. “Sen bu yolculuğun nereye vardığını biliyor musun?”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 14.0pt; line-height: 115%;">Misafir: “Henüz değil ama yolculuğun tadını çıkarmaya çalışıyorum,” dedi. “Sen neden bu kadar heyecanlandın, yoksa biliyor musun nereye gittiğimi?” dedi gülümseyerek.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 14.0pt; line-height: 115%;">Ev sahibi kahvesinden son bir yudum aldı, arkasına yaslandı ve gökyüzüne baktı.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 14.0pt; line-height: 115%;">Misafir daha da meraklandı: “Hadi ama, söylemeyecek misin?” dedi.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 14.0pt; line-height: 115%;">Ev sahibi gülümsedi. O gülümseme ki sevgiyle, aralarında görünmez bir titreşimle her yanı sardı.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 14.0pt; line-height: 115%;">“Hâlâ anlamadın mı?” dedi. “Kendinden kendine bir yolculuktasın. Varacağın yer kendinsin. Yolculuk da senin kendi manzaralarınla dolu. Yolda hangi manzaraları görüyorsan, onlara iyi bak; çünkü onları sen yaratıyorsun. Kendini bulma yolculuğuna çıktın. Yola çıkan senle şimdiki sen bile aynı değil. O yüzden kendine iyi bak olur mu?”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 14.0pt; line-height: 115%;">Misafir gözleri dolu dolu bakarak: “Kendime mi? Bir dakika… Peki diğerleri kimdi? Ve sen gerçekten kimsin?” dedi.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 14.0pt; line-height: 115%;">“Ben, sen, onlar… hepimiz biriz.”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 14.0pt; line-height: 115%;">“Hepinizi çok seviyorum, tüm benliklerim. Her şeye rağmen, evet, sizi seviyorum. Beni şimdiki hâle getirdiniz. Ama şimdi hepinizi bırakmalıyım. Seninle de vedalaşma vakti, 30 yaşım.” Bir bene daha veda etti ev sahibi.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 14.0pt; line-height: 115%;">“İşte,” dedi, ellerini gökyüzüne kaldırdı. Çıplak ayakları toprağa sağlam basıyordu. Yağmur yağmaya başlamıştı ve yüzüne damlalar düşüyordu. <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 14.0pt; line-height: 115%;">“Katre,” dedi yağmur damlası dudağına düştüğünde iştahla. İşte o anda, çıplak ayaklarıyla toprağa değdiği yerde bedenini bir ritim aldı. İleri, geri… sonra kendi etrafında usulca dönmeye başladı; sanki görünmeyen bir müziğe eşlik ediyordu. Yağmur damlaları bedenine değdikçe çözülüyor, sınırları siliniyordu. Bir damla dudağına düştüğünde onu dilinde hissetti… o an, sanki varlıkla yokluk arasında bir yerde eridi. “İşte şimdi bütün benliklerimle vedalaştım. </span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 14.0pt; line-height: 115%;">Ben bir hiçim. Hoş geldin, hiçlik!” diye haykırdı ev sahibi gökyüzüne bakarak, yağmurla bir oldu.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 14.0pt; line-height: 115%;">Hoş geldin, Hiçlik…. <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 14.0pt; line-height: 115%;"><o:p> </o:p></span></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>ERKEK OLMAK &amp; GÜÇLÜ GÖRÜNMENİN ARDINDAKİ SESSİZLİK</title>
<link>https://fikirizleri.com/erkek-olmak-guclu-gorunmenin-ardindaki-sessizlik</link>
<guid>https://fikirizleri.com/erkek-olmak-guclu-gorunmenin-ardindaki-sessizlik</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202604/image_870x580_69d9561da4b46.webp" length="32772" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sun, 26 Apr 2026 13:14:25 +0300</pubDate>
<dc:creator>Burçak Sorhun</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal"><span style="mso-spacerun: yes;">                       </span><b><span style="font-size: 16.0pt; line-height: 115%;">Erkek Olmak: Güçlü Görünmenin Ardındaki Sessizlik<o:p></o:p></span></b></p>
<p><span style="font-size: 14.0pt;">Türkiye’de erkek olmak...<br>Oğul olmak, adam olmak, koca olmak, baba olmak, dede olmak…<br>Toplumun sırtına sessizce yüklediği rollerin içinde var olmaya çalışmak.<br>Yıllardır kadınların karşılaştığı zorlukları konuşuyoruz ve bu çok değerli.<br>Ama ya erkekler? Onlara yüklenen roller, beklentiler, bastırılan duygular?<br>Neden bunu konuşmuyoruz?<o:p></o:p></span></p>
<p><span style="font-size: 14.0pt;">Daha küçücükken başlıyor aslında her şey.<br>“Ağlama, sen erkeksin.”<br>“Erkek dediğin güçlü olur.”<br>“Yeme dayağı, sen de vur.”<br>“Kibar olma, yanlış anlaşılırsın.”<br>Erkek çocukları, duygularını değil; güçlerini göstermeye zorlanarak büyüyor.<br>Daha o yaşta ağlamaktan utanıyor, korkusunu gizliyor, şefkati öğrenemiyor.<br>Çünkü “adam gibi adam” olmanın tarifi bu sanılıyor.<o:p></o:p></span></p>
<p><span style="font-size: 14.0pt;">Sonra büyüyor.<br>Eğer biraz şanslıysa, eğitim alıyor. Ama çoğunlukla hayatın ortasına itiliyor:<br>“Okumayacaksan çalış, boş durma. Para getir, sen erkeksin!”<br>Hayal kurmak mı? Sanatla ilgilenmek mi? Edebiyat, spor, meslek seçimi? Bunlara yer yok.<br>Ailesizse, daha da ağır: Direkt hayata savruluyor. Hayal bile kuramıyor.<o:p></o:p></span></p>
<p><span style="font-size: 14.0pt;">Sonra bir iş… Ardından o ilk maaş… Onu bekleyen bir aile…<br>Henüz kendine alan yaratamadan, hayatının direksiyonuna geçmek zorunda kalıyor.<br>Çünkü “erkek dediğin eve para getirendir” algısı her şeyin önünde.<o:p></o:p></span></p>
<p><span style="font-size: 14.0pt;">Evleniyor diyelim.<br>Daha baştan yük listesi hazır: Altın damattan, ev damattan, salon damattan...<br>Peki, bu damat gerçekten evleniyor mu?<br>Yoksa borçla, yorgunlukla, omzuna yüklenen beklentilerle hayata mı tutsak oluyor?<o:p></o:p></span></p>
<p><span style="font-size: 14.0pt;">Evlendikten sonra da kolay değil.<br>Annesiyle eşi arasında sıkışıyor. Biraz annesine gitse “anacı”, biraz eşinden yana olsa “hanımcı” deniyor.<br>Arkadaşlar da aynı baskıyı sürdürüyor:<br>Eve bağlıysa “hanımköylü”, sesini yükseltiyorsa “aslan gibi adam!”<o:p></o:p></span></p>
<p><span style="font-size: 14.0pt;">Çocukları oluyor…<br>Geleceklerini garanti etmek, onları okutmak, evlendirmek, bir şeyler bırakmak için çabalıyor.<br>Yıllar geçiyor. Belki elinde hiçbir şey kalmadan yaşlanıyor.<br>Ve torunlar diyor ki:<br>“Dedemde ne ev kaldı, ne arsa... Tüh!”<o:p></o:p></span></p>
<p><span style="font-size: 14.0pt;">Ama çoğu zaman kimse fark etmiyor...<br></span><strong><span style="font-size: 14.0pt; mso-fareast-font-family: 'DengXian Light'; mso-fareast-theme-font: major-fareast;">Kendinden önce herkesin iyiliğini düşünüyor.</span></strong><span style="font-size: 14.0pt;"><br></span><strong><span style="font-size: 14.0pt; mso-fareast-font-family: 'DengXian Light'; mso-fareast-theme-font: major-fareast;">Eşini mutlu etmek istiyor, çocuklarını korumak istiyor.</span></strong><span style="font-size: 14.0pt;"><br></span><strong><span style="font-size: 14.0pt; mso-fareast-font-family: 'DengXian Light'; mso-fareast-theme-font: major-fareast;">Ama bunu gösteremiyor belki de.</span></strong><span style="font-size: 14.0pt;"><br></span><strong><span style="font-size: 14.0pt; mso-fareast-font-family: 'DengXian Light'; mso-fareast-theme-font: major-fareast;">Çünkü sevgiyi dile getirmek değil, sorumlulukla göstermek öğretilmiş.</span></strong><span style="font-size: 14.0pt;"><o:p></o:p></span></p>
<p><strong><span style="font-size: 14.0pt; mso-fareast-font-family: 'DengXian Light'; mso-fareast-theme-font: major-fareast;">Ve belki yıllar geçiyor…</span></strong><span style="font-size: 14.0pt;"><br></span><strong><span style="font-size: 14.0pt; mso-fareast-font-family: 'DengXian Light'; mso-fareast-theme-font: major-fareast;">Ne kadar verdiği değil, ne kadar “veremedikleri” konuşuluyor.</span></strong><span style="font-size: 14.0pt;"><o:p></o:p></span></p>
<p><span style="font-size: 14.0pt;">Ama artık bu döngüyü kırmanın zamanı geldi.<br>“Erkeklerin de duyguları var; onlar da sever, kırılır, endişelenir ama çoğu zaman bunu göstermelerine fırsat tanınmaz.”<br>Babalar da en az anneler kadar çocuklarını seviyor, onların geleceği için endişeleniyor.<br>Onlar da yoruluyor, bazen çaresiz kalıyor ama belli etmiyor.<br>Eşlerini önemsiyor, değer veriyor ama çoğu zaman bunu göstermekten utanıyor, çünkü öğretilmedi.<br>Sadece güçlü değil, aynı zamanda şefkatli ve duyarlılar — ama bu yönleri hiç görünmüyor.<o:p></o:p></span></p>
<p><span style="font-size: 14.0pt;">“Gelin artık erkekleri de kendi gerçeklikleriyle görmeye başlayalım.”<br>Ağlayan, seven, yorgun düşen, hayal kuran, destek isteyen insanlar…<br>Bu sadece erkeklerin değil, hepimizin meselesi.<br>Sağlıklı bireyler, mutlu aileler, huzurlu bir toplum için erkeklerin de iç dünyasını anlamak, yüklerini hafifletmek zorundayız.<br>Hangimizin yükü daha ağır diye tartışmak yerine, birbirimizin yükünü anlamaya çalışalım.<br>Ancak empatiyle iyileşebilir, birlikte güçlenebiliriz.<br>Suçlamak kolay, anlamak emek ister. Ama biliyoruz ki, sadece anlayışla gerçek bir denge kurulabilir.<o:p></o:p></span></p>
<p><strong><span style="font-size: 14.0pt; mso-fareast-font-family: 'DengXian Light'; mso-fareast-theme-font: major-fareast;">Toplum, insanı şekillendirmemeli; insan, toplumda kendini var edebilmeli.</span></strong><span style="font-size: 14.0pt;"><br></span><strong><span style="font-size: 14.0pt; mso-fareast-font-family: 'DengXian Light'; mso-fareast-theme-font: major-fareast;">Asıl mesele bu.</span></strong><span style="font-size: 14.0pt;"><o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: normal;"><b><span style="font-size: 16.0pt;">“Bu yazı, kadınların verdiği mücadeleleri yok saymak için değil; uzun süredir konuşulmayan başka bir sessizliği görünür kılmak için yazıldı.”</span></b><b><span style="font-size: 16.0pt; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none;"><o:p></o:p></span></b></p>
<p class="MsoNormal"><o:p> </o:p></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>CİNSİYET DEĞİL ZİHNİYET MESELESİ</title>
<link>https://fikirizleri.com/cinsiyet-degil-zihniyet-meselesi</link>
<guid>https://fikirizleri.com/cinsiyet-degil-zihniyet-meselesi</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202604/image_870x580_69d955923d88c.webp" length="43900" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Wed, 22 Apr 2026 16:20:00 +0300</pubDate>
<dc:creator>Burçak Sorhun</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 7.5pt; line-height: normal; mso-outline-level: 1; background: #0F0F0F;"><b><span style="font-size: 20.0pt; font-family: 'PT Serif',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; color: #fdfdfd; mso-font-kerning: 18.0pt; mso-ligatures: none;">Cinsiyet Değil, Zihniyet Meselesi<o:p></o:p></span></b></p>
<p><span style="font-size: 14.0pt;">Kadın…<br>Ne çok anlam, ne çok duygu, ne çok kimlik barındırıyor içinde.<br>Kadın olmak, belki de sandığımızdan çok daha fazlası. Haydi bugün bunun üzerine birlikte düşünelim.<o:p></o:p></span></p>
<p><span style="font-size: 14.0pt;">Hayat, bir kız çocuğu olarak başlar çoğumuz için. Edep, ahlak, nezaket… Daha küçük yaşlarda titizlikle öğretilir. Elbette bunlar kıymetli değerlerdir, ancak keşke aynı özen tüm çocuklar için gösterilse. Çünkü adil ve bilinçli bir toplum; kız ya da erkek fark etmeksizin, her bireye aynı insanî değerleri kazandırarak büyür.<o:p></o:p></span></p>
<p><span style="font-size: 14.0pt;">Zaman geçer, büyürsünüz. Genç bir kız olursunuz. Arkadaşlıklar kurmak, duygular yaşamak doğal olsa da, bazen toplumun bazı kesimlerinden yargılayıcı bakışlar hissedersiniz. Oysa aynı durum bir erkek için çoğu zaman alkışlanan, takdir edilen bir tecrübeye dönüşür.<br>Bu fark neden?<br>Bir ailenin oğlu için gurur duyduğu bir durum, başka bir ailenin kızına neden ayıp sayılır?<br>Bir ebeveyn olarak kendi çocuğunuz için gösterdiğiniz hassasiyeti, başka bir ailenin evladı için de gösterebilsek, belki birçok önyargı kendiliğinden çözülebilir.<o:p></o:p></span></p>
<p><span style="font-size: 14.0pt;">Bir kadın olarak biraz daha büyüdüğünüzde, hayat size farklı yönler sunar.<br>Kimi evlenmek ister, bir yuva kurmak hayalidir.<br>Kimi evlenmeyi düşünmez; belki hâlâ yolunu arıyordur, belki kendiyle olmayı seviyordur.<br>Kimi kariyerine odaklanır, üretmek ister, gelişmek ister.<br>Ve hepsi, eşit derecede değerlidir.<o:p></o:p></span></p>
<p><span style="font-size: 14.0pt;">Ancak toplumun bakışı çoğu zaman kalıplarla doludur.<br>Evlenince: </span><em><span style="font-size: 14.0pt; mso-fareast-font-family: 'DengXian Light'; mso-fareast-theme-font: major-fareast;">"Hayatını yaşayamadı."</span></em><span style="font-size: 14.0pt;"><br>Evlenmeyince: </span><em><span style="font-size: 14.0pt; mso-fareast-font-family: 'DengXian Light'; mso-fareast-theme-font: major-fareast;">"Evde kaldı."</span></em><span style="font-size: 14.0pt;"><br>Çalışınca: </span><em><span style="font-size: 14.0pt; mso-fareast-font-family: 'DengXian Light'; mso-fareast-theme-font: major-fareast;">"Yetersiz."</span></em><span style="font-size: 14.0pt;"><br>Giyimine göre: </span><em><span style="font-size: 14.0pt; mso-fareast-font-family: 'DengXian Light'; mso-fareast-theme-font: major-fareast;">"Fazla açık." ya da "Fazla kapalı."</span></em><span style="font-size: 14.0pt;"><o:p></o:p></span></p>
<p><span style="font-size: 14.0pt;">Kadınlar için belirlenmiş bir 'doğru' yok aslında. Ama ne yazık ki çoğu zaman, varmış gibi davranılıyor.<br>Neden bir kadın, gece sokağa çıktığında korkmak zorunda?<br>Neden yaşam hakkı, davranış biçimi, kıyafeti, sesi sürekli sorgulanıyor?<o:p></o:p></span></p>
<p><span style="font-size: 14.0pt;">Bu soruları sorarken erkekleri suçlamak değil, birlikte düşünmek ve farkındalık yaratmak istiyorum.<br>Çünkü biliyorum ki, iyi yetişen bir erkek; hem kendine hem karşısındakine saygı duyan birey olur.<br>Kadına saygının temeli, çocukken başlar.<br>Ve bu sorumluluk hepimize aittir.<o:p></o:p></span></p>
<p><span style="font-size: 14.0pt;">Kadın isterse anne olur, isterse olmaz.<br>Kadın ister çalışır, ister dinlenir.<br>İster yalnız kalır, ister aşık olur.<br>Kadın kendi hayatının sahibidir.<br><em>Ve hiçbir kadın, bir kalıba sığmak zorunda değildir.</em><o:p></o:p></span></p>
<p><span style="font-size: 14.0pt;">Kadınlar güçlüdür.<br>Her gün, omuzlarında birçok yükle uyanıp hayatı yeniden kuran kadınlar…<br>Toplumun her yerinde, her yaşta, her koşulda var olmaya çalışan kadınlar…<o:p></o:p></span></p>
<p><span style="font-size: 14.0pt;">Ve unutmayalım:<br>Erkekleri de büyüten, yetiştiren, kadınlardır.<o:p></o:p></span></p>
<p><span style="font-size: 14.0pt;">O yüzden bugün sadece kadınlara değil, tüm çocuklara eşit değerler vermeyi konuşalım.<br>Sınırlar koyacaksak, bu sınırlar saygıyı inşa etsin.<br>Kısıtlamak değil, bilinçlendirmek için konuşalım.<o:p></o:p></span></p>
<p><strong><span style="font-size: 14.0pt; mso-fareast-font-family: 'DengXian Light'; mso-fareast-theme-font: major-fareast;">Çünkü cinsiyet değil, zihniyet meselesi bu.</span></strong><span style="font-size: 14.0pt;"><br></span><strong><span style="font-size: 14.0pt; mso-fareast-font-family: 'DengXian Light'; mso-fareast-theme-font: major-fareast;">Ve biz, bu zihniyeti birlikte değiştirebiliriz.</span></strong><span style="font-size: 14.0pt;"><o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 16.0pt; line-height: 115%;"><o:p> </o:p></span></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>AİLE OLMAK AYNI Wİ&amp;Fİ&amp;apos;YE BAĞLI OLMAK DEĞİL</title>
<link>https://fikirizleri.com/aile-olmak-ayni-wi-fiye-bagli-olmak-degil</link>
<guid>https://fikirizleri.com/aile-olmak-ayni-wi-fiye-bagli-olmak-degil</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202604/image_870x580_69d956e58a89e.webp" length="43078" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 10 Apr 2026 23:01:09 +0300</pubDate>
<dc:creator>Burçak Sorhun</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal"><span style="mso-spacerun: yes;">                          </span><b><span style="font-size: 18.0pt; line-height: 115%;">"Aile Olmak, Aynı Wi-Fi’ye Bağlı Olmak Değil"<o:p></o:p></span></b></p>
<p><span style="font-size: 14.0pt;">Bir arkadaşım şöyle demişti bir gün:<br>“Çağ dijital olunca evde sohbet azalırmış.”<o:p></o:p></span></p>
<p><span style="font-size: 14.0pt;">Ne kadar da doğru...<br>Ne çabuk unuttuk o sıcacık aile anılarını?<br>Bir sofranın etrafında toplanıp sohbet etmeyi, gülüşmeyi, dertleşmeyi…<br>Sevgiyi paylaşmayı, göz göze gelmeyi, anlamayı ve anlaşılmayı.<br>Hatta tartışmayı bile… Şimdilerde tartışmalar bile bir ekranın köşesinde başlıyor, "gönder" tuşuyla son buluyor.<o:p></o:p></span></p>
<p><span style="font-size: 14.0pt;">Evet, teknoloji iyi ki var.<br>Hayatımızı kolaylaştırdı, zamandan tasarruf ettirdi, bilgiye erişimi hızlandırdı.<br>Ama bir şeyi de fark ettirmeden alıp götürdü:<br></span><strong><span style="font-size: 14.0pt; mso-fareast-font-family: 'DengXian Light'; mso-fareast-theme-font: major-fareast;">İnsani bağlarımızı.</span></strong><span style="font-size: 14.0pt;"><o:p></o:p></span></p>
<p><span style="font-size: 14.0pt;">Eskiden bir şey mi merak ettik? Kitaplara sarılırdık.<br>Emek verirdik, düşünürdük, araştırırdık.<br>Şimdi ise bir tıkla cevap cebimizde.<br>Ama o emek yok… O öğrenmenin huzuru yok.<o:p></o:p></span></p>
<p><span style="font-size: 14.0pt;">Peki şimdi?<br>Elimizde telefon, gözümüz ekranda.<br>Aynı evin içinde yaşayan insanlar, birbirinden habersiz.<br>Yan yana ama uzak…<br>Kalpler ayrı düşmüş, gözler buluşmaz olmuş.<br>Düşünmeyi, hissetmeyi, bağ kurmayı unuttuk.<o:p></o:p></span></p>
<p><span style="font-size: 14.0pt;">Ama hâlâ geç değil.<br></span><strong><span style="font-size: 14.0pt; mso-fareast-font-family: 'DengXian Light'; mso-fareast-theme-font: major-fareast;">Yeniden hatırlayabiliriz.</span></strong><span style="font-size: 14.0pt;"><br>İnsan olduğumuzu… Duygularımız olduğunu.<br>Bir sarılmanın, bir bakışın, bir kahkahalı sohbetin iyileştirici gücünü.<o:p></o:p></span></p>
<p><span style="font-size: 14.0pt;">Her akşam teknolojiden uzak “sohbet saati” yapabiliriz. Birlikte kitap okuyup üzerine konuşabiliriz. Mutfağa girip birlikte yemek pişirebiliriz. Masa oyunları oynayabilir, kart oyunları öğrenebiliriz.<span style="mso-spacerun: yes;">  </span>Eski fotoğraflara bakıp geçmişi anlatabilir, köklerimizi hatırlayabiliriz. Ailece bir şarkı söyleyebilir, dans edebiliriz. Birlikte hayaller kurabiliriz. Evimizin bir köşesini birlikte düzenleyebilir, dekorasyonla uğraşabiliriz. Ve en önemlisi, ekranları bırakıp göz göze gelmeyi yeniden öğrenebiliriz. <o:p></o:p></span></p>
<p><span style="font-size: 14.0pt;"><span style="mso-spacerun: yes;"> </span>Çünkü teknoloji hissedemez.<br>Sarılmaz, kalpten konuşmaz.<span style="mso-spacerun: yes;">   </span>Ama biz hissederiz.<br>Ve hissetmek, bağ kurmak, sevmek… İnsan olmanın özüdür.<o:p></o:p></span></p>
<p><span style="font-size: 14.0pt;">Telefonu, tableti, bilgisayarı kullanmaya devam edelim elbette.<br>Ama duygularla ilgili olan yerde, insani olan yerde, bir “dur” diyelim.<br>Birbirimizi yeniden duymayı, görmeyi, anlamayı seçelim.<o:p></o:p></span></p>
<p><span style="font-size: 14.0pt;">Yıllar önce çoğu evde televizyon bile yoktu belki…<br>Ama evlerin içinde </span><strong><span style="font-size: 14.0pt; mso-fareast-font-family: 'DengXian Light'; mso-fareast-theme-font: major-fareast;">yaşayan bir sıcaklık</span></strong><span style="font-size: 14.0pt;">, birlikte atılan kahkahalar, paylaşılan sessizlikler vardı.<br>Bugün o sıcaklığı geri getirmek elimizde.<o:p></o:p></span></p>
<p><span style="font-size: 14.0pt;">Aile bağlarımızı koruyalım.<br>Benliğimizi, insanlığımızı, </span><strong><span style="font-size: 14.0pt; mso-fareast-font-family: 'DengXian Light'; mso-fareast-theme-font: major-fareast;">birlikte olmanın kıymetini</span></strong><span style="font-size: 14.0pt;"> unutmayalım.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 14.0pt; line-height: 115%;"><o:p> </o:p></span></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>ANNELİK VE KAYGILAR</title>
<link>https://fikirizleri.com/annelik-ve-kaygilar</link>
<guid>https://fikirizleri.com/annelik-ve-kaygilar</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202604/image_870x580_69d9548e6562f.webp" length="49356" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 10 Apr 2026 22:51:11 +0300</pubDate>
<dc:creator>Burçak Sorhun</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<h1><span lang="EN-US">ANNELİK VE KAYGILAR<o:p></o:p></span></h1>
<p class="MsoNormal"><span lang="EN-US">Anne olmakla birlikte birçok kaygı yüklenir. Bu kaygılar kimi zaman sizi çıkmaza sokabilir. Ölmek, mesela, artık kolay değildir. Ölüm korkusu ve çocuklarınızın siz olmadan ne yapacağı düşüncesi sizi inanılmaz sarsabilir. Her anne çocuğunu sevgiyle, huzurla büyütmek ister. Bazen de elinde olmadan bu büyülü anların bozulabileceğini düşünüp, “Ben ölürsem yavrularıma kimse benim kadar iyi bakamaz, benim kadar sevemez, koruyamaz,” diye kedere boğulabilir.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span lang="EN-US">Baktığınızda bir yerde doğrudur da düşündükleri. Sonuçta bir evladı ancak annesi bu denli sevip endişelenebilir.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span lang="EN-US">Annelik de psikolojik açıdan bir tanı gibidir. Örneğin depresyonda olan bir kişiye psikiyatri tanı koyar: depresif bozukluk, manik depresif vb. Peki ya… “Annelik” de başlı başına bir vaka değil midir?<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span lang="EN-US">Annelik, başlı başına bir duygu durum bozukluğudur. Öyle amansız bir vaka gibi anlaşılmasını istemem; lakin belli başlı durumlar vardır ki sizi A noktasından B noktasına götürür… Sonra dönüşüm başlar.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span lang="EN-US">Hamile olduğunuzu öğrendiğiniz ilk an bu serüven başlar. Ömür boyu devam etmek üzere hayatınıza kocaman bir kaygı girer. Heyecan, yanında gelen bonustur.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span lang="EN-US">En önemlisi ve kilit nokta: Bebeğinizle aranızda koşulsuz, şartsız, ömrünüzün sonuna kadar sürecek bir sevgi başlar. Hamilelik dönemini sağlıklı ve gebelik trimesterlerini normal düzeyde geçirdiyseniz, kaygı henüz kapsama alanınız dışındadır. “Hayır, ben daha hamilelikte çeşitli sağlık problemleriyle karşılaştım,” ya da “Erken doğum riski gibi durumlar oluştu,” derseniz: Tebrikler! Kaygıyla Mücadele Vakfı’na hoş geldiniz.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span lang="EN-US">Çeşitli tedaviler, önlemler derken hamilelik dönemini bir şekilde atlatıp doğum anına geldiğinizde, kaygı biraz daha şiddetlenir ve kafanızın içinde şu sorular dolanmaya başlar:<br>— Bebeğimi sağlıklı bir şekilde kucağıma alabilecek miyim?<br>— Doğum sancısına dayanabilecek miyim?<br>— Ya doğum anında ölürsem… Bebeğim ne olacak?<br>— Bu ilk doğumum değilse ve evde bekleyen bir çocuğum daha varsa… Bana bir şey olursa, geride kalan çocuğum ve eşim ne olacak?<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span lang="EN-US">Tüm bu yoğun duygular arasında, anne olmayı tercih etmeyen kadınlara da derin bir saygı duyuyorum. Çünkü bu da bir farkındalık hali. Bir çocuğun sorumluluğunu ömür boyu taşıyıp taşıyamayacağına dair kendiyle yüzleşmek, bu kararı özgür iradesiyle vermek; bu da başlı başına olgunluk ve bilinç göstergesidir. Annelik kutsalsa, onu bilinçli bir şekilde tercih etmemek de en az o kadar değerlidir. Her kadının yolu kendine özeldir. Ve bazen, gerçek cesaret de tam olarak burada saklıdır.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span lang="EN-US">Çünkü her seçim bir farkındalıkla şekillenir. Ve ister anne olalım ister olmayalım, hepimizin içinde taşıdığı bir sevme biçimi, bir kaygılanma şekli vardır. Kadın olmak, bazen yalnızca doğurmakla değil, içinde taşıdığın derin bağlarla yaşar.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span lang="EN-US">Zamanla anlarız ki, kaygı da sevginin bir yüzüdür. Korkular geçmese de, sevgi büyür. Her göz teması, her sarılış, her “anne” deyişi bizi biraz daha iyileştirir. Biz büyütürken çocuklarımızı, aslında biz de büyürüz.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span lang="EN-US">İşte bu yüzden, annelik yalnızca bir kimlik değil, bizi sürekli yeniden tanıştıran, derin ve dönüşümlü bir varoluş hâlidir.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span lang="PT-BR" style="mso-ansi-language: PT-BR;">"Çok sevdiğim bir dostum var. Her zaman şunu söyler: 'Ben de bilirdim kurumayı... Ama dalımda uçmayı bekleyen kuşlar var. Bu yüzden her bahar çiçek açıp, her rüzgâra direneceğim '"<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span lang="PT-BR" style="mso-ansi-language: PT-BR;"><o:p> </o:p></span></p>
<p><strong>Ve tüm bu duyguların içinde yolunu bulmaya çalışan,</strong><b><br><strong>her şeye rağmen sevgisiyle direnen annelere...</strong><br><strong>Ve kendi seçimlerinin arkasında duran, güçlü, güzel kadınlara selam olsun.</strong></b> <span style="font-family: 'Segoe UI Emoji',sans-serif; mso-bidi-font-family: 'Segoe UI Emoji';">?</span><o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal"><span lang="PT-BR" style="mso-ansi-language: PT-BR;"><o:p> </o:p></span></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>İKRA&amp;İDRAK&amp;SEVGİ</title>
<link>https://fikirizleri.com/ikra-idrak-sevgi</link>
<guid>https://fikirizleri.com/ikra-idrak-sevgi</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202602/image_870x580_6991f8acd2e93.webp" length="36146" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sun, 15 Feb 2026 19:48:00 +0300</pubDate>
<dc:creator>Burçak Sorhun</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 14.0pt; line-height: 115%;">Bir heyecan var çocukların yüzlerinde. Okuldayız. Veliler gelip gidiyor, onlarda da aynı telaş… Çocuk merak ediyor: Neden bugün herkes bu kadar heyecanlı? Öğretmenlerin yüzünde mahcup ama sıcak bir gülümseme… Çocuklar öğretmenlerine sarılıyor, veliler de. Öğretmenlerin gözlerinde sıcacık bir şey var. Sevgi bu mu acaba?<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 14.0pt; line-height: 115%;">Çocuk kalbi her mimiği dikkatle izliyor. İçinden “Sevilmek ne kadar güzel bir şeye benziyor” diyor. Sevginin bir türünü görüyor o an: öğretmen–öğrenci–veli sevgisi. Hayatta daha birçok sevme biçimi var ama onlardan habersiz. Şu an bildiği tek şey, her gün gördüğü öğretmeni ve ona duyulan sevgi.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 14.0pt; line-height: 115%;">Bir de herkesin elinde hediyeler var. Merak ediyor. Birini mutlu etmek ne güzel, düşünülmek ne güzel… Meğer bugün Öğretmenler Günü’ymüş. Demek ki bu sarılmalar, bu kalabalık, bu sevgi ondan.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 14.0pt; line-height: 115%;">Sonra çocuk şöyle düşünmüş: “Öğretmenlik ne kadar güzel bir şey. Her sene onlarca hediye almak, seni seven birçok insanla sarılıp kucaklaşmak…” Tamam işte, buldum! Bu kadar çok sevilmek için belki de ben öğretmen olmalıyım. Sahi, öğretmen olursam ben de böyle sevilir, böyle hediyeler alır mıyım? Sevilmenin düşüncesi bile muhteşem.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 14.0pt; line-height: 115%;">Yahu çocuk, sen hiç sevilmedin mi? Sevilmeye özenir mi insan? Büyülü bir şeye kapılmış gibi nasıl da kapıldın öyle… Sevgiye bu kadar mı açtın? Birilerinin birilerine hediye alması, değer vermesi, sevgi sözcükleri söylemesi, sarılması hayatın doğal akışı. Hatta kimileri için sıradan. Hatta belki çoğu öğretmen yorgun bile olabilir. Çoğu öğretmen hediye beklemiyor, istemiyor; velilerin bunun stresine daha fazla girmesini de istemiyor. Herkes aynı şartlarda olmadığı için, öğrenciler de veliler de o gün ayrı strese giriyor.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 14.0pt; line-height: 115%;">Senin pencerenden tozpembe görünen o sevgi bulutunun arkasında gri bulutlar var çocuk. Bak, öğrendin… Ne öğretmenlik kolay, ne veli olmak, ne öğrenci olmak, ne hediyelere boğulmak, ne de herkesin seni çok sevmesi.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 14.0pt; line-height: 115%;">Ama çocukken bunları düşünmüyordun. İnsan baktığı şeyde ya kendini görür ya da kendinde olmayanı… Sen yıllar sonra bir yetişkin olduğunda, tıpkı o izlediğin sevgi selindeki öğretmen gibi anlar yaşadın. Öğretmen olmadın belki ama çocuklarla sık sık buluşup bir ders saati onların öğretmeni oluyorsun bir nevi. O bir saatte, hayalinden daha büyük bir sevgiyle karşılaşıyorsun. Çocuk kalbi sevgiye sevgiyle karşılık verir. Sen heybende sevgiyle gidiyorsun, belki onlar da sana koşuyor.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 14.0pt; line-height: 115%;">Veliler de artık seni tanıyor. Veliler de ayrı seviyor. Kimi hediye alıyor, kimi sıcak bir gülümseme, bir sarılma, bir söz söylüyor. Tıpkı çocukken izlediğin manzaradaki o sevilen öğretmen gibi oldun. Öğretmen olmadan, o anı , aynı senaryoyu farklı rollerde oynadın sanki.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 14.0pt; line-height: 115%;">Ama bir farkla… Artık bir beklentin yok. Çünkü sen kendini sevmeyi öğrendin. İnsanın sevgiyi yaşayabilmesi için önce kendisini sevmesi gerektiğini öğrendin. İçindeki o kıza öyle bir sarıldın ki, dışarıda aradığın o sevgiyi sana kimsenin veremeyeceğini öğrendin. Kendi kendini öyle besledin; düştün, kalktın, yeniden denedin… <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 14.0pt; line-height: 115%;">Yaşadıkların film şeridi gibi geçse gözlerinin önünden, yıllar sonra okulunu bitiren, diplomasını alan çocuğunu seyreden bir anne gibi gözlerin dolu dolu, gururla izlersin kendini. Ama şunu unutma: Olmadın. Daha olmadın. Oldum sanan kibre düşer. Hayat okulu sen nefes aldığın sürece devam ediyor.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 14.0pt; line-height: 115%;">Zan yıkıcı bir şeydir. Zan etme. “Ben sevginin kendisi oldum” deme. “Beni hiçbir şey yıkamaz artık” hiç deme. Zan en büyük yanılgıdır. Zan ettiğin yerde istemeden beklentiye düşersin. Kendini yenilmez, sarsılmaz sanma. Hayat okulu kolay değil. Daha çok öğreneceğin, fark edeceğin şey var.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 14.0pt; line-height: 115%;">Dedim ya, sevginin kendisi olmak yetmezmiş. Yetmeyeceği yerler var. Hayat öyle bir sınav ki, kalemle kâğıtla o sınavı geçemiyorsun. “Oldum” dediğin yerde Rab sana öyle bir imtihan verir ki, olamadığını anlarsın. Olsun… Her şey olabilir. Kabul et. Rab’den gelen her şeye kabul.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 14.0pt; line-height: 115%;">Sen bugüne kadar çok emek verdin, biliyorum. Ama şunu unutma: Sen, sen değilsin. Rabbin seni bu yolculukta hiç yalnız bırakmadı. Sen belki kimi zaman uzaklaştın, “ben ben” derken belki sana ait olan her durumu, her şeyi sen sandın. Ama senin değil… Rabbinin. Senin “ben” dediğin her şey Rabbe ait.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 14.0pt; line-height: 115%;">“Kendini bilen Rabbini bilir” derdin hep. Sen kendini bil ama Rabbinden olduğunu da bil her şeyin. Olanı olduğu gibi kabul et, yaşa, gör. İkra (oku) demek… Peki şunu sor kendine: İkra ayeti indiğinde okunacak ne vardı? Hiçbir şey yazılı değildi. Peki neden “oku” dedi? Çünkü “oku” demek, yazıyla yazılanı değil; gözle gördüğünü değil; ruhen hissettiğini, gönül gözüyle gördüğünü, Rabbinin ilahi nefesiyle okumak demekti belki de.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 14.0pt; line-height: 115%;">Bakmakla görmenin farkını anlattı belki. “Oku” dedi, yani bakma; gör. Ara… Ara ki kendi hakikatini bul. Oku, gör, anla, idrak et, sindir. Yaşamda nefes aldığın sürece, hakikati aradığın sürece, bir rüzgârın esintisinde bile bir hikmet bulacaksın.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 14.0pt; line-height: 115%;">İşte o zaman şükret kızım… Bu, şükürlerin en büyüğüdür. <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 14.0pt; line-height: 115%;">Yazıyı bitirmeden son olarak…<br>Sevgi öğrenilebilen bir şey midir? Bu kadar sevgi dolu olmak için çok sevilmek mi gerek? Hayatta her şey zıttıyla var oluyorsa, sen bir zamanlar sevilmediğini düşündüğün için mi bu kadar sevdin her şeyi? Hayatı, yaşamı, doğayı, hayvanları, insanları bu kadar içten bir sevgiyle kucaklaman, bir zamanlar hiç sevgi göremeyişinden mi, yoksa bu sevgi zaten hep içinde var mıydı? Biliyorum, hep vardı. Sen hep severdin.Sevginin kendisini severdin.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 14.0pt; line-height: 115%;">Seve seve hayatı ve hayatta olan her şeyi, belki de sen de sevilmeye başlandın. Hayallerindeki sevilme biçiminden daha fazla belki de. Şimdi seni çok sevenler var. Senin de sevdiğin pek çok şey… Ama şunu biliyorsun: Sevgi her zaman var insanın içinde. Sadece onu gösterebilenler ve gösteremeyenler var. Sevgiyi farklı hâllerde yaşayanlar var. Kimi bir sıcak gülümsemeyle, kimi bir sözle, kimi bir bakışla, kimi bir sarılışıyla, kimi sadece varoluşuyla, kimi sessizliğiyle sever.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 14.0pt; line-height: 115%;">Yani sevgi hep var… Sadece farklı kalıplarda. Sevgi kalıplarda değil aslında; kalıplarda olan, insanların anlama ve anlatma becerileri. Sevgi özümüzde. Kendimize döndüğümüz yerde. Sevgiyi olduğu gibi, saf hâliyle yaşayabilmek ne büyük mutluluk. İnsanın özü sevgi midir?<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 14.0pt; line-height: 115%;">Sevgi… Ah, ne güzeldir. <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 14.0pt; line-height: 115%;">Sevgi, insanın kendine döndüğü yerde bulduğu en hakiki gerçektir.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 14.0pt; line-height: 115%;">Sevgi, insanın içindeki ilahi nefese dokunduğu andır.<br>Dokunabilen için eksiklik diye bir şey kalmaz.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 14.0pt; line-height: 115%;"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 14.0pt; line-height: 115%;"><o:p> </o:p></span></p>]]> </content:encoded>
</item>

</channel>
</rss>