BİR SEVGİ

Ekim 3, 2025 - 11:57
Ekim 3, 2025 - 13:04
 0
BİR SEVGİ

BİR SEVGİ

Sevda gemisi, rotasını otuz yıl öncenin iklimine döndü. 

Ufukta bir çift göz göründü, güzelliği ile yıkıp geçen... 

Bir düş bu sadece; o yangının şimdi külleri bile söndü.

Dün dündü… Dört yıl sonra bugündü.

Gözlerinde buğulu bir dâvet…

Sana kanat çırpışı acemi bir kuşun

Rüzgârın kanadı aşktan, 

Mumdan gemilerle sana dönüyorum, 

Ateş denizleri çaresiz…

Sımsıcak bir dokunuş,

Ötelerden bakan.

Aşka çağıran güzel gözlü yârdan.

Sensizlikte(n) üşüyen sevgiye sığındım. 

Yaralarını sardım ayrılığın, yokluğunu teselli ettim, 

bakışını düşündüm. 

Siyahbeyaz bir fotoğraf içinde poz vermiş gibi yaşadım hayatı. 

Aşkar’a binmiş bir aşk yolcusu değildim hiçbir zaman, sana doğru gelen.

Çağırsan gelirdim imkânsızlıklar ülkesinden.

Tahayyülün bittiği yerde senin çizgin başlar ve o çizgi sonsuzlukla yarışırdı. 

Yeşil kubbe altında gümüş renkli bir aşkı yaşamaktı aşk denilen şey seninle. 

Sevgilisi sen olan bir aşktı beklediğim sadece. 

Dört yıl önce bugündü, o günden dört yıl sonra bugün. 

O iki gün arası sadece ayrılık, sadece yokluğun, 

Sadece sen…

On dört yıl sonra bugündü. 

On üç yıl önce dündü. 

Dün dünde kalmadı ki hiç. 

Bugünsüz bir mâziyim.

Günlerden pazartesi; bu, seni ilk özleyişim, hani yirmi dokuz yıl önce başlayan… 

Boş ver zaman sensin, mâzi benim. 

Sonu doksan altı olan bir sene ve ilk kez sevda yüklü bakışın…  

Seni yeşil elbiseli sahil perisine benzetişim, 

Bir Akdeniz melteminde sahiplenişim, sevişim... 

Şimdi iki bin dokuz… 

Ağrı'da karlı, soğuk bir gecede aklımda seni demliyorum. 

Ve o bakışında tutsak kalan ben, emanet bıraktığın bir aşk… 

Emaneti hep korudum ve bir iki bin on sekiz sabahında ayrılığa meydan okudum. 

Kadere, nasibe, kısmete yüreğimle dokundum.

Tanıdım aşkın en büyük katilini ılık bir eylül gününde.

Doksan altıya daha kaç yıl var? 

Yoksa bir doksan üç sabahında mıyız?

Ve günlerden pazartesi mi?  

Gözümü açtığımda göreceğim yer Bsba Tepesi mi?

Hayır, iki bin yirmi hiç yaşanmadı!

Haziran olmadı hiç!

Hiçbir zaman gelmedi ağustos! 

O şeytan bakışlı mayıs uğramadı benim sokağıma!

Çeşmeli bir sokağın soğuğunda, o karlı kışta;

bir çift buğulu gözde yanıp sönen bir umuttu

aşkın son perşembesi. 

Hani o çeşmeli sokakta düşlenesi, 

Yudumlarken kahvemizi gülüşlenesi, 

Ellerin ellerimde, adım titrerken dilinde, 

Fısıldarken kulağıma o söylediklerini sen, 

Saçlarının kokusunda sarhoşken ben;

Karşılaşıverdiğim beninde

Ve bir rüya mıydı denilesi... 

O büyülü, o muhteşem kokulu ten;

Karlı bir kış günü, sonsuz öpülesi. 

Ama işte sonra, yani senden sonrası, 

Hep acemi sevişleri, 

Sevimsiz kadın gülüşleri... 

Kim tutabilir ki yerini, dudak kıvrımındaki aşk iklimini... 

Sahi açtı mı bizim çiçekler?

Papatyalar gülümsüyor mu yine?

Sarıasmalar konuyor mu meşenin dallarına? 

Üveyikler suya iniyor mu?

Mantar topluyor mu çocuklar? 

İbibikler oynaşıyor mu tozlu yolda?

Al yanak armutları oldu mu şimdiden?

Geçti mi hıdrellez kamçılarının çiçekleri?

Peki ya sen nasılsın?

Çemberindeki gül oyalar okşuyor mu beyaz tenini? 

Parmaklarına ürkek kelebekler konuyor mu?

Ve gözlerin öyle, öyle güzel mi yine?

Ben senden sonra çok yoruldum canımın cânı

Elinden içtiğim o kahvede bıraktım bütün heyecanı, 

Hani o biraz izbe, çokça sen kokulu yerde... 

Neyse, her neyse; canımın cânânı

Dün dündü, o günden yirmi dokuz yıl sonra bugün. 

Ama sen, ömrüme gelen en güzel iklimlerde 

Sen hep işte; hep öyle... 

Tepkiniz Nedir?

like

dislike

love

funny

angry

sad

wow

Bünyamin Çoban Siyahlar İçinde Gelen, Bir Dağ Evinde Akşamüstü, Macera Takımı Hazine Avında kitaplarının yazarı.