Anne Babam Neden Konuşmuyor?

Bu makaleyi sesli dinleyebilirsiniz...
11 Mayıs 2026 - 14:13
11 Mayıs 2026 - 14:13 ⏱ 4 dk Okuma Süresi
 5  37
Anne Babam Neden Konuşmuyor?

Anne Babam Neden Konuşmuyor?

Evde ağır bir sessizlik hakim. Televizyon açık, çay sıcak... ancak kelimeler ölü.

Bir baba var, bir anne var. Konuşmayan bu iki insanın ortasında, o tekinsiz boşlukta büyüyen bir çocuk... İçinden soruyor o çocuk: “Ne oldu?”

Cevap hazırdır, bu toprakların en büyük, en yaygın yalanlarından biri: “Bir şey yok.”

Gerçekte olan ise şudur: Bir şey var. Hem de çok şey var. Ancak konuşulmayacak kadar derine bastırılmış, üzeri örtülmüş. Konuşulursa kontrolün kaybedileceğinden, o koca yapının yıkılacağından korkuluyor.

Erkeklere Öğretilen İlk Ders: Susmak Çünkü bu coğrafyada erkeklere öğretilen ilk, en katı kural şudur: Konuşma. Hissetme. Gösterme. Ağlarsan zayıfsın, anlatırsan güçsüzsün, içini açarsan... Kaybedersin. O erkek çocuk büyür; adam olur, eş olur, baba olur. Yine de konuşamaz. Kızdığında susar, kırıldığında susar, hatta sevdiğinde bile çoğu zaman susar. Kelime bilmediğinden değil, duygu dilini hiç öğrenmediğinden.

Ona öğretilen tek dil “kontrol”dür. Ancak kontrol dedikleri şey, bastırılmış duyguların dışarıdan düzgün durmasıdır aslında. İçeride fırtınalar koparken, dışarıda sahte bir sükûnet sergilemektir. Bir gün o fırtına ya büyük bir gürültüyle patlar ya da her şeyi içten içe çürütür.

Duvarla Konuşmanın Bedeli.

Peki, anne ne yapar bu sırada? Başta konuşur. Anlatır, didinir, anlaşılmak ister. Sonra yorulur. Çünkü duvarla konuşmak, insana kendini değersiz, hiçe sayılmış hissettirir. Bir gün, o da umudu kesip susar.

İşte o gün, o ev aslında biter. Kavga yoktur, gürültü yoktur; ancak bağ da yoktur, can da yoktur. Toplum buna “olgunluk” der. “Adam ağırdır, pek konuşmaz,” diyerek alkışlar. Hayır! Bu olgunluk değil. Bu, iletişimsizliğin romantize edilmesi; duygusal tembelliğin kültür haline gelmesidir.

O Çatlak Neden Onarılmaz?

Bir erkek neden konuşmaz? Çünkü yüzleşmek, susmaktan daha ağır gelir. Çünkü konuşursa çözmek zorunda kalacağını bilir. En önemlisi; yıllarca susarak ayakta kaldığını, güçlü göründüğünü sanmıştır. Oysa gerçek şu: Susarak ayakta kalmazsın. Sadece yavaş yavaş içten çöker, yanında duran insanı da beraberinde çökertirsin.

Şöyle düşünün: Salonda duran, nesiller boyu aktarılmış kıymetli bir porselen vazo... Bir gün, bir dikkatsizlik sonucu üzerinde incecik bir çatlak belirir. Aslında basit bir onarım işlemiyle kalıcı hasarın önüne geçilebilir, vazo eski sağlamlığına kavuşabilir. Ancak erkek, o porselen yapıştırıcısını eline almaz. Çünkü o onarım, hatayı kabul etmek, vazonun hasar gördüğünü tasdik etmek demektir. Kadın bir süre bekler o onarım hamlesini, sonra o da vazgeçer. Kimse dokunmaz o çatlağa. Sonunda ne mi olur? Kimse gelip vazoyu kasten kırmaz belki; ancak o çatlak, zamanla, sıcak-soğuk değişimleriyle, en küçük titreşimlerle sinsice büyür. Sonunda porselen vazo, bir gün, aniden, sessiz sedasız dağılır gider.

Nesilden Nesile Aktarılan Susturulmuşluk

Çocuk büyür o evde. Konuşulmayan şeyleri öğrenerek, duyguların bastırılması gerektiğini görerek... Fark etmeden, o zehirli döngüyü devralır.

Mesele tam da burada düğümleniyor. Bu sadece mutsuz bir aile hikâyesi değil. Bu, nesilden nesile aktarılan bir suskunluk mirası, devasa bir kültür problemi. Biri çıkıp cesaretle, “Ben konuşacağım,” diyene kadar da bu çark dönmeye devam edecek.

Unutmayın; konuşmak zayıflık değil, kontrolü kaybetmek hiç değil. Konuşmak, gerçek kontrolün, o ilişkiyi sahiplenmenin ta kendisi. Ancak kolay değil; çünkü bu sadece iki insanın meselesi değil, yılların öğrettiği o sahte “erkeklik” tanımına karşı bir başkaldırı.

Şimdi soruyu tekrar soralım: Anne babam neden konuşmuyor?

Cevap şu olabilir: Çünkü birine susmak öğretildi, diğeri de beklemekten yoruldu. Eğer kimse bu zinciri kırmazsa, o evde büyüyen çocuk da bir gün aynı sessizliğin içinde kendi çorak ailesini kuracak.

Tepkiniz Nedir?

like

dislike

love

funny

angry

sad

wow