MERHAMET

Bu makaleyi sesli dinleyebilirsiniz...

Merhametimizi kaybettiğimiz gün, yalnızca başkalarına değil, aslında kendimize de yabancılaşacağız.

25 Eylül 2026 - 11:43
25 Eylül 2026 - 11:43 ⏱ 4 dk Okuma Süresi
 0  2
MERHAMET

MERHAMET 

Gün geçmiyor ki bir başka acının görüntüsü düşmesin ekranlarımıza. Bir çocuğun gözyaşı, sokakta üşüyen bir hayvan, yalnız bırakılmış bir yaşlı, çaresizce yardım bekleyen bir insan…

İzliyoruz, birkaç saniye susuyoruz, belki bir cümle kuruyoruz ve sonra hayatımıza kaldığımız yerden devam ediyoruz.

Acılar çoğaldıkça insanın vicdanı da alışır mı?

Asıl korkutucu olan belki de budur. Bir zamanlar yüreğimizi titreten görüntülere bugün birkaç saniye bakıp geçebilmek… Başkasının acısını kendi hayatımızın dışında sanmak…

“Bana dokunmuyor.” diyerek vicdanımızın kapısını kapatmak.

Oysa merhamet, yalnızca üzülmek değildir. Merhamet; gördüğün haksızlık karşısında susmamaktır. Gücü yetmeyene el uzatmaktır. Sokakta aç kalan bir canlıyı görmezden gelmemektir. Bir çocuğun korkusunu anlamaya çalışmaktır. Yaşlı bir insanın yavaş yürüyüşüne sabır göstermektir. Bir annenin çaresizliğini, bir babanın sessizliğini, bir insanın kimseye anlatamadığı derdini hesaba katabilmektir.

Bugün dünyada teknoloji gelişiyor, iletişim hızlanıyor, insanlar birbirine saniyeler içinde ulaşabiliyor. Fakat garip bir şekilde birbirimizi anlamakta zorlanıyoruz. Parmaklarımız ekranlarda hızla hareket ederken kalplerimiz birbirinden uzaklaşıyor.

Bir haberi paylaşmak kolaydır; o haberin içindeki insanın acısını gerçekten hissetmek zordur.

Bir cümleyle öfkemizi göstermek kolaydır; öfkelendiğimiz insanın neden o hâle geldiğini anlamaya çalışmak zordur.

Bir başkasını yargılamak kolaydır; onun taşıdığı yükü omuzlamaya çalışmak zordur.

Belki de bugün en çok ihtiyacımız olan şey biraz yavaşlamak ve birbirimize yeniden insan gözüyle bakabilmektir.

Çünkü merhamet zayıflık değildir. Aksine insanın sahip olabileceği en büyük güçlerden biridir. Güçlü olduğu hâlde incitmemeyi seçmektir merhamet. Haklı olduğu hâlde karşısındakini ezmemektir. Elinden geldiği hâlde bir başkasının çaresizliğini fırsata çevirmemektir.

Bir toplumun gerçek zenginliği yalnızca binaları, yolları, teknolojisi ya da ekonomisiyle ölçülmez. O toplumun güçsüzüne nasıl davrandığıyla da ölçülür.

Bugün bir çocuğun başını okşayan el, yarının daha güzel dünyasını kurabilir. Bugün aç bir hayvanın önüne bırakılan bir kap su, insanlığımızın hâlâ ölmediğini gösterebilir. Bugün kimsenin fark etmediği bir insanın yanında durmak, onun hayatında unutamayacağı bir iz bırakabilir.

Dünyayı tek başımıza değiştiremeyebiliriz.

Ama bir insanın dünyasını değiştirebiliriz.

Bazen bir kap yemekle, bazen bir güzel sözle, bazen yalnızca “Nasılsın?” diye gerçekten sorarak…

Çünkü insanlık büyük sözlerle değil, küçük iyiliklerin çoğalmasıyla ayakta kalır.

Ve belki de bugün kendimize sormamız gereken en önemli soru şudur:

Biz dünyaya ne kadar merhamet bırakıyoruz?

Çünkü günün sonunda geriye ne kadar kazandığımızdan, ne kadar tanındığımızdan ya da kaç kişiye üstün geldiğimizden çok; kimlerin hayatına dokunduğumuz kalacak.

Merhametimizi kaybettiğimiz gün, yalnızca başkalarına değil, aslında kendimize de yabancılaşacağız.

O yüzden hâlâ geç değil.

Birbirimize yeniden insan gibi bakabiliriz.

Çünkü dünyanın en çok ihtiyacı olan şey, daha yüksek sesler değil; daha merhametli kalpler.

Derya YAĞMUR 

Tepkiniz Nedir?

like

dislike

love

funny

angry

sad

wow

Derya Yağmur Araştırma Yazarı ⭐ Editör ⭐ Şair ⭐ Muhabir Yazarı ⭐ Roman Yazarı ⭐ Köşe Yazarı ⭐ Çocuk Edebiyatı Yazarı ⭐ İç Dönüşüm ve Başarı Yazarı ⭐ Sosyal Medya ve İletişim Uzmanı