İÇİNDEKİ BAŞLANGIÇ SERİSİ - IV (SEMBOLLER BİR DİL OLUŞTURUR .)

Bu makaleyi sesli dinleyebilirsiniz...

sembolün dili yalnızca nesnenin kendisinde değildir.

19 Ağustos 2026 - 01:56
19 Ağustos 2026 - 01:56 ⏱ 5 dk Okuma Süresi
 0  73
İÇİNDEKİ BAŞLANGIÇ SERİSİ - IV (SEMBOLLER BİR DİL OLUŞTURUR .)
İçindeki Başlangıç serisi - IV (Semboller bir dil oluşturur.) - İsmail Yüksel

Merhaba.

İlk yazımdan şu ana kadar bizimle gelenler… Kıyıdan epeyce uzaklaştık gibi. Haydi, benimle gelmeye devam edin… 

Nerelerden geçtik, mesela?

Hiçbir şeyin bütünüyle rastlantı olmadığını konuştuk. Sonrasında, gerçek yolculuğun dışarıya değil, insanın kendi içine doğru olduğunu düşündük. Bir önceki yazımızda ise bilmek ile gerçekten bilge olmak arasındaki farkı aradık.

Şimdi, yolculuğumuzun dördüncü durağında, belki de bütün bu soruların arasında sessizce duran başka bir kapının önündeyiz:

 

Semboller bir dil oluşturur.

Dünyadaki birçok olay ve nesne, görünen anlamlarının ötesinde mesajlar taşır.

İnsan, gördüğü ilk şeyle yetinen bir varlık değildir. Bir ağaca yalnızca ağaç olarak bakmaz; gövdesinde geçmişi, köklerinde görünmeyeni, dallarında geleceği görür. Bir kapı yalnızca iki mekânı birbirinden ayırmaz. Bazen bir eşiktir. Bir anahtar yalnızca bir kilidi açmaz; bazen insanın yıllardır aradığı cevabın kendisine dönüşür. Bir yol ise yalnızca gidilecek bir yere uzanmaz; bazen insanı kendisine götürür. Belki de dünya, düşündüğümüzden çok daha uzun zamandır bizimle konuşuyordur.

Fakat biz onun dilini biraz unuttuk gibi. Ne dersiniz?

Çocukken bir kelebeğin peşinden koşarken onun yalnızca bir kelebek olduğunu düşünmezdik. Bir taşın biçiminde, bir bulutun şeklinde, yağmurun sesinde bile anlam arardık. Büyüdükçe bize nesnelerin yalnızca nesne, olayların yalnızca olay, karşılaşmaların ise yalnızca tesadüf olduğu öğretildi. Sanki görünmeyeni sorgulamak yerine, yalnızca görünenle yetinmeyi öğrendik.

Oysa bazı şeylerin anlamı, kendisinden daha büyük değil midir?

Bir insanın hayatında sürekli karşısına çıkan aynı kelimeyi düşünün. Yıllarca fark etmeden duyduğu, okuduğu, bir yerlerde gördüğü o kelimeyi… Sonra bir gün, tam da hayatının önemli bir eşiğinde, o kelimenin anlamını ilk kez gerçekten fark eder.

Kelime değişmemiştir.

Kelime değişmediyse değişen ne olmuştur?

Ya da yıllardır sakladığınız eski bir fotoğrafı düşünün. Başkası için sıradan bir kâğıt parçasıdır. Fakat sizin için bir yüz, bir ses, kaybolmuş bir zaman ve belki de hiç tamamlanmamış bir hikâyedir.

Fotoğraf aynı fotoğraftır; fakat taşıdığı anlam, onu gören kişinin hafızasında başka bir dünyaya açılmaz mı?

Semboller, işaretler… İşte onlar bize doğrudan cevap vermezler. Bir şeyi gösterirler, fakat başka bir şeyi düşündürürler. Bir kapıyı gösterirler, fakat geçip geçmeyeceğinizi size bırakırlar. Bir işaret bırakırlar; fakat onun ne anlama geldiğini keşfetmek için kendi içinize dönmeniz gerekir.

Belki bu yüzden kadim medeniyetler sembollere bu kadar önem verdi. Çünkü bazı hakikatlerin doğrudan anlatıldığında kaybolacağını biliyorlardı. Sözcükler zamanla değişebilir, anlamlar unutulabilir, kitaplar kaybolabilir. Fakat bir sembol, yüzyıllar boyunca sessizce bekleyebilir. Onu gören doğru kişi geldiğinde yeniden konuşmaya başlayabilir.

Bir daireyi düşünün.

Kimi için yalnızca geometrik bir şekildir. Bir başkası için sonsuzluğu, başlangıçsızlığı ve sonsuz dönüşü ifade edebilir. Bir kapı kimi için yalnızca ahşap ve demirdir. Bir başkası için hayatının henüz açılmamış bir bölümüdür.

Demek ki sembolün dili yalnızca nesnenin kendisinde değildir.

Onu gören gözde de vardır.

Belki de bu yüzden hayatımızdaki bazı olayları yıllar sonra yeniden hatırlarız. O zaman insan ister istemez kendisine şu soruyu sorar:

Ya bunların hepsi yalnızca yaşanmış olaylar değilse?

Ya hayat, bize yalnızca olaylar yaşatmıyor; aynı zamanda bizi bir şeylere hazırlıyorsa?

Belki de bazı işaretler görülmek için değil, fark edilmek için vardır. Ve belki insanın gerçek uyanışı, dünyaya daha fazla bakmaya başladığında değil; baktığı şeylerin ardında ne olduğunu sormaya başladığında gerçekleşir.

Çünkü bazen bir kapı sadece kapıdır.

Bazen bir yol sadece yoldur.

Ama bazen…

Bir kapı, henüz bilmediğin bir hayatın girişidir. Bir yol, kendine dönüşündür. Ve bir işaret, uzun zamandır sana söylenmeye çalışılan tek bir cümlenin sessiz başlangıcıdır.

Gelecek hafta ise bu işaretlerin bizi götürdüğü daha karanlık bir yere bakacağız: İnsan gerçekten kendi labirentinden çıkabilir mi?

Sevgiyle kalın.

İsmail Yüksel

Tepkiniz Nedir?

like

dislike

love

funny

angry

sad

wow

ismail YÜKSEL 28 Eylül 2024 tarihinde Hermes Yayınları'ndan yayımlanan '' initium intum'' adlı inisiyatik, alegorik ve felsefi romanın yazarıyım. Farklı mahlaslarla kaleme aldığım yazılar ve içinde yer aldığım ortak çalışmalar da mevcut.