Yolculuk 4. Bölüm(Son)

Bu makaleyi sesli dinleyebilirsiniz...

Yol

16 Mayıs 2026 - 19:30
16 Mayıs 2026 - 19:30 ⏱ 8 dk Okuma Süresi
 3  34
Yolculuk 4. Bölüm(Son)
Her yolculuk bir anlam arayışıdır.

1,5 ay oldu gittiğimde bir daha asla dönmem dediğim baba ocağında. Giderken acı hatıralar bırakmıştım arkamda. Neler yaşamamıştım ki bu dört duvar arasında. Liseye, üniversiteye, sonu hazan olan bir evlilik... Acılarını yıllarca çektiğim ilk  kayıpların adresi... Uzaklaşınca unuturum sanmıştım. Nerelere gitmedi ki bu yorgun ayaklar, nerelere kanat çırpmadı ki. İstemesem de bir müddet daha acılarla yoğrulmuş bu evde kalmalıydım. Ancak üzerinden uzun yıllar geçmesine rağmen yaşadığım zorluklar karşılıyordu beni bu evin her köşesinde. Bir yandan geçmişin ızdırap veren yönü bir yandan da 15-20 yıldır mücadele ettiğim hastalıkların her sene nüksetmesi... Bu sene daha fazla yorgun düştüm yakamı bir türlü bırakmayan ve vücudumun bağışıklık ve direncini kıran hastalıklar yüzünden. Akkuyu'da yeniden bağırsak ve kana bulaşan enfeksiyonlar ne Konya'da ne de Bosna Hersek'te yakamı bıraktı. İğneler, ultrasonlar, serumlar ve bedenimin yüzde yetmişine ağır hasar veren antibiyotikler... Yıllardır gitmediğim hastane, başvurmadığım doktor kalmadı. Her seferinde ultrason, elle muayene, serum ve antibiyotiklerle döndüm hastanelerden. Doktora göre ya üşütmüşüm ya da B12, Demir ve magnezyum eksikliği kaynaklıymış. Aslında bakarsanız sağlık konusunda benden titizini bulamazsınız. Ancak tüm hassasiyetime rağmen her sene günlerce süren, bazen ayını tamamlayan enfeksiyonlar geçirdim. Öyle ki böbreklerimin sancısından iki büklüm olduğum günler ölüp ölüp tekrar dirildiğim günlerdi! Bu hastalığın 15-20 yıllık bir hikâyesi vardır. İşte bugün yine musallat oldu, yine uzun kuyruklar yine çaresiz bekleyişler ve ilaçlar için harcanan paralar...

Sizce de ilginç değil mi?

20 yıldır hiçbir devlet hastanesinin koyamadığı teşhisi yine o hastanelerden birinde hastalara özel bakan doktorun ortaya koyması.

Allah'tan yurtdışında kazandığım bir miktar para vardı, yoksa beni yerlerde süründüren sancının prostatif iltihap olduğunu öğrenemeyecek ve ciddi bir tedavi sürecine geçemeyecektim! O kadar zor bir rahatsızlık ki, yerinizde duramıyor, günlük hayatınız darmadağın oluyor.

Özel doktor gerekli testleri yaptıktan sonra sürekli salımlı bir ilaç yazdı daha önceki meslektaşlarından farklı olarak sadece bir ilaç yazdı. Yan etkileri de kaçınılmaz olarak baş gösteren bu ilaç kabızlığa neden oluyor, bundan dolayı da basur rahatsızlığına kapı aralıyor.

Bu günlerde evden dışarı çıkamıyorum.

Ben ki yerinde duramayan, saatlerce yol yürüyen adam bir aydan fazladır dışarı çıkamıyorum. Zira kan kaybıyla birlikte tansiyon da düşüyor. Bu da her an her yerde düşüp bayılma riskini artırıyor.

Bu durum başı ağrımayan birine baş ağrısını anlatmaya benziyor...

Ya da hayatında diş sızısı çekmeyen birine diş sancısını anlatmaya benziyor.

Anlatırlar: Eskiden zengin bir padişah varmış. Bu padişah yediği, içtiği bir şey yüzünden kaç gündür ayak yoluna gidemiyor, acılar içinde kıvranıyormuş. Veziri ünlü bir hekim bulmuş, padişaha getirmiş. Hekim çarenin önce Allah'ta sonra da yapacağı ilaçta olduğunu söylemiş.

Padişah o kadar çok acı çekiyormuş ki hekim dünyayı istese vermeye hazırmış.

-Padişahım, dermanınız elimdeki şu bir bardak suda, ancak bir şartım var: Malınızın tamamını bana vereceksiniz, şart bu.

-Sana ancak yarısını veririm, anlaştık mı?

-O hâlde ben de suyun yarısını içmenize müsaade ederim.

Padişah suyun yarısını içince yavaş yavaş bir rahatlama hissi yaşamış.

-Padişahım eğer tamamen iyileşmek, bu durumdan kurtulmak istiyorsanız, diğer yarısını da içmeniz gerekir.

Padişah yaşadığı rahatlıkla suyun şifa olduğuna kanaat getirip tüm malımı sana veriyorum, yeter ki şu suyu bana ver deyince hekim şu cevabı verir:

"Biz dervişiz, dünya malında gözümüz yok. Malın senin olsun. Sana ait olan her şeyi istedim, istedim çünkü dünya varlığının değerinin bir bardak su kadar anlamlı olmadığını anla.

Padişah neler olup bittiğini anlamadan derviş çoktan kaybolmuştur.

Artık bir derviş gibi yaşamanın vakti geldi de geçiyor...

Rabbanî âlimler 40'ından sonra bastonla dolaşmayı adet hâline getirmişlerdir. 40 sayısı oldukça önemlidir. Zira Hz.Muhammed'e peygamberlik vazifesi 40 yaşında verilmiştir. Bir gün bir alim zat'a sordum: Hocam neden bastonla dolaşıyorsunuz diye. Hocam şöyle yanıt verdi:

"Bu peygamber efendimizin sünnetidir. İkinci sebebi de enâniyet, yani benlik ve kibir davasını bir kenara bırakıp acziyetini dile getiren bir semboldür. Gençliğine ve sağlığına aldanmadan her zaman yüce bir varlığın desteğine muhtaçlığın ifadesidir."

Kaybetmeden değerini bilemediğimiz şeylerden biri de hiç şüphesiz sağlığımızdır. Sağlığımızın değerini anlamak ve sağlığımızı korumak için hastane hastane dolaşmayı beklemeyin.

Bugün o padişah gibi neyim var neyim yok ortaya koyardım yeter ki eski sağlığıma kavuşabilseydim, ancak doktorların bile çaresiz kaldığı bu maraz benimle ölünceye kadar gelecek! Hastane ve doktorlara gide gele adeta bir yarım doktor oldum. Boyun düzleşmesiyle 4 yıl önce tanıştım. Boynumdaki iki fıtığın da mezara kadar arkadaşım olduğunu yine orda öğrendim... İki defa aynı yerden çatlayan ayağımın sancısıyla çalışıp ayakta durmaya çalıştım. 15 yaşından itibaren adeta başımı kaldırmadan okuduğum kitaplar sayesinde gözlük takmaya başladım. Migrene yakın kronik sinüzit ile genç yaşlarda tanıştım. Bu evde seher vakitlerine kadar uykusuz kalmayı öğrendim. Yine kalemle kağıtla etrafımdaki kuru kalabalıklardan çok haşir neşir oldum.

Genç kardeşlerim benden abi nasihâtı istediklerinde onlara özellikle iki şey tavsiye ederim;

Birincisi; Sağlığınızın kıymetini bilin!

İkincisi; Boş vaktinizi iyi değerlendirin!

Sağlığınız için para harcamaktan korkmayın!

Boş vakitlerinizi en elzem olan işlerle meşgul olarak doldurun.

İki önemli ameliyat geçirdim. İkisinde de sevdiklerimle, dostlarımla helalleştim. Uzun süren bu operasyonlardan sonra gözümü açabildiğime, dudaklarımın kıpırdayabildiğine inanamıyordum bile. Ölümle burun buruna geldiğim talihsiz olayların başı var sonu yok...

Ancak her seferinde bana hayat bahşeden,yaşatan ve öldüren Allah'ın bir ders ve ibret tablosu olmam için ömrüme bereket kattığı kanaatine vardım.

Evet ,bu yolculukta öğrendiklerimi, yaşadıklarımı, iyi kötü hayatımı şekillendiren en önemli hadiseleri paylaşmakkta ısrar etmemim asıl sebebi buydu.

Hep şuna gaye edindim;

Sözümle, kalemimle geride güzel ve anlamlı izler bırakarak göçmek...

Bir aydan fazladır öz yurdumdayım. Camii 100 metre ilerde ve mübalağasız hemen hemen her gün bir ölünün selâsı veriliyor bazen de üç dört kişinin birden... Bunların içinde daha dün top koşturduğumuz bir arkadaşta olabiliyor daha dün beraber çay içip yemek yediğimiz bir akraba da...

Yarın sabah selâsı okunanlardan biri ben de olabilirim!.

Ölümü temenni etmeyen ancak bu zamanın insanı olmanın en büyük imtihan olduğuna zuhur eden hadiselere bizzatihi şahit olan biri olarak inananlardanım.

İyiyle kötünün, ışıkla karanlığın birbirine girdiği bu ateşten kor zamanda hakkı ve sabrı tavsiye etmenin hem bedenimizde hem de ruhumuzda meydana getirdiği ağırlıkları taşımaya, yolun sonuna gelmişken pes etmeden hedefe doğru yürümeye devam ediyoruz...

"Yol O'nun, yolcu O'nun.

İz O'nun, biz O'nun..."

Eninde sonunda bitecek bu yolculukta geriye bu satırlar kalacak.

Faniyiz, gökkubede hoş bir sadâ bırakmak dileriz.

Yol bittiğinde birçok şeyin kıymeti yeni yeni anlaşılacak, bugün anlamsız görünen kelimeler o zaman anlam kazanacak...

Bu satırlar kimine göre bir mektup kimine göre bir vedâ...

Her iki durumda da yolunun ne zaman, nerede ve nasıl sonlanacağını bilmeyen bir yolcunun kaleminden dökülen satırlar...

Yolumuz da âkibetimiz de hayrolsun.

Yolculuk 4. Bölüm(Son)

~SON

Tepkiniz Nedir?

like

dislike

love

funny

angry

sad

wow

Abdulaziz ADAKAN Uzun Bir Hikâye, Hayalleri'nin Peşi'nden Koş ve Erenlerin Sofrasında Yeşeren Ümitler adlı eserlerin müellifi. Abdulaziz Adakan, 1985 yılında Van’ın Gevaş ilçesinde, sert bir Şubat soğuğunda dünyaya geldi. Eğitim hayatına Gevaş’ta başlayan Adakan, lise öğrenimini Van Mehmet Akif Ersoy Lisesi Yabancı Dil (İngilizce) bölümünden mezun olarak tamamladı. İlk ÖSS sınavında iki yıllık İlahiyat Fakültesini kazanmasına rağmen, maddi ve manevi imkânsızlıklar nedeniyle bu hayalini gerçekleştiremedi. Çocukluğundan beri yakasını bırakmayan sağlık sorunları nedeniyle eğitimine uzun bir ara vermek zorunda kalan Adakan, içinde ukde kalan üniversite hayalini yıllar sonra Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Turizm Rehberlik bölümünü okuyarak gerçekleştirdi. Birden fazla ajanstan farklı diziler için oyunculuk teklifi almasına rağmen manevî sebeplerden ve bu sektörün ahlâkî değerlerden gün be gün uzaklaşması nedeniyle bu teklifleri reddedip sektörden uzak durmayı tercih etti. Şu anda memleketinden uzakta, inşaat sektöründe çalışmakta olan Adakan, zorlu çocukluk, gençlik ve evlilik dönemlerine rağmen sevgi, umut ve mücadeleyle dolu yaşamından ilham alarak kalemini edebiyat dünyasına adadı. Hem yaşadığı feci bir kaza nedeniyle ulaşamadığı çocukluk ve gençlik hayallerini hem de gerçek yaşam öyküsünü eserlerine yansıtan Adakan, yazın dünyasına güçlü bir giriş yaptı. 2025 yılında yayımladığı ilk romanı Uzun Bir Hikâye ve ilk hikâye kitabı Hayallerinin Peşinden Koş ile edebiyat dünyasına adım atan yazar, kalemiyle ilham vermeye devam etmektedir. Ayrıca, yazmakta olduğu yeni eserleriyle de edebiyat yolculuğunu sürdürmektedir. Yazdığı eserler'le gönül'den gönüle köprüler kurmayı hedefleyen Adakan,Uzun Bir Hikâye, Hayalleri'nin Peşi'nden Koş ve Erenlerin Sofrası'nda Yeşeren Ümitler adlı kitaplarla Manevî Edebiyat'a Katkı ödülüne layık görülmüştür. Hâlâ yazmaya devam ettiği eserlerle edebiyat yolculuğuna kararlılıkla devam etmektedir. Abdulaziz Adakan, 2025 yılı itibarıyla Fikirizleri.com platformunda köşe yazarı olarak yer almakta ve yazılarıyla okurlarına dokunmaktadır. Son olarak Adakan, hayatını özetlerken şu sözleri dile getirmektedir: "Hâlâ nefes alıp verebiliyorsam, bunu sevgiye ve inanca borçluyum."