BİRAZ SADECE YAŞAMAK

Bu makaleyi sesli dinleyebilirsiniz...
29 Mayıs 2026 - 10:20
29 Mayıs 2026 - 10:20 ⏱ 3 dk Okuma Süresi
 1  54
BİRAZ SADECE YAŞAMAK

Bugün,  çok düşünün ama fazla kurcalamayın demeye geldim dostlar…

Bazı dönemler insan çok okuyunca, çok düşününce, çok yazınca büyüdüğünü sanıyor. Bence bunu yaşamayan azdır. Oysa bazıları sadece kendinden uzaklaşıyor. Adını tarihe yazmış isimlerin hayatlarını birazcık incelediğiniz zaman, ortak noktalarının dağılmak olduğunu fark edersiniz. Eskiden bunu fark etmezdim. Her yeni bilgi bana başka bir kapı açıyor gibi gelirdi. Daha çok okuyayım, daha çok anlayayım, daha çok çözeyim isterdim. Sonra bir gün şunu fark ettim; İnsan her şeyi anlamaya çalışırken hayatın kendisini kaçırabiliyor.

Bir çayın sadece çay olmasına izin veremeyen insanlar var mesela. Her duygunun altını kazıyan, her cümlenin ardında başka bir anlam, her sessizlikte bir travma arayanlar… Bir yerden sonra yaşamıyor da kendini izliyorlar. Sanki kendi hayatına dışarıdan bakıyor gibi… biraz yabancı, biraz uzaylı… 

Belki de bu yüzden artık kendime küçük bir düstur edindim, yaşayacak kadar oku, yaşayacak kadar yaz. Tıpkı yaşayacak kadar yemek ve içmek gibi… Çünkü hayat bazen fazla farkındalığı kaldırmıyor. İnsan zihni derinleştikçe kalbi yalnızlaşıyor sanki… Sokakta insanlar normal bir gün yaşarken sen kendi içinde bumerang gibi döne döne düşünüyorsun. Yoruyor bu. Hem de çok yoruyor.

Yazmak da böyle aslında. Güzel tarafı var, inkâr edemem. İnsan kendi içine tuttuğu aynada bazı şeyleri daha net görüyor. Ama aynaya fazla bakınca görüntü büyüyor. Küçük bir duygu koca bir hikâyeye dönüşüp, bastırdığını sandığın şey maya gibi kabarıyor içinde.

Belki bu yüzden eskiden daha çok gezerken kendimi daha hafif hissederdim. Hayat insanın dikkatini dağıtıyordu çünkü. Şimdi daha çok yazınca kendime kurduğum ayrı bir dünyanın içinde, kendi sesimin yankısını dinler gibiyim. Yine de tamamen susmak da istemem. Çünkü yazı insanın içini kemiren şeyleri biraz olsun ehlileştiriyor. Sadece ölçüyü, neyi hedeflediğinize göre doğru ayarlamak gerektiğini düşünüyorum. Hayatı bir metne çevirmek ile içinde yaşayabilmenin dengesini kurmalı diyorum. Özellikle biz yazarların sürekli kıyısında durduğu bu uçurum göz ardı edilemeyecek kadar büyük.

Ben hâlâ gündelik şeyleri seviyorum mesela. Basit ama akışta kaldığımızı gösteren şeyleri. Sevdiklerinle küçük çatışmalardan tutun, sabahları gülen gözlerle “Günaydın” demeyi… İnsan dünyaya biraz da böyle bağlanıyor zaten.

Galiba gerçek bilgelik her şeyi çözmek değil. Hayatın bazı yerlerini olduğu gibi bırakabilmek bana göre.

Biraz eksik bilmek, biraz yanılmak, biraz sadece yaşamak…

Belki ruh dediğimiz şeyin nefes alması bunlardır. Gelip geçen hazlarla beslenmek yerine küçük ama kalıcı olanla ruhumuza beslenmeyi öğretmek… 

Tepkiniz Nedir?

like

dislike

love

funny

angry

sad

wow

Özge Güneş 1976 Konya-Akşehir doğumludur. Yazarlık ve köşe yazarlığı alanında çalışmalarını sürdürmektedir. İnsan psikolojisi, gündelik hayatın görünmeyen yönleri ve bireyin iç dünyası üzerine yazılar kaleme almaktadır. “Şirret Ajans” adlı romanı yayımlanmıştır. Yazılarında sade bir dil ile derinlik kurmayı ve okuru düşünsel bir sorgulamaya davet etmeyi amaçlar. Roman, hikâye, metin ve monolog türlerinde; olaydan çok insanın iç sesine, düşüncenin kırılma anlarına ve görünmeyen hikâyelere odaklanır.