MÂZİNİN YORGUN GÜNAHLARI

Eylül 11, 2025 - 22:40
Eylül 12, 2025 - 19:48
 0
MÂZİNİN YORGUN GÜNAHLARI

MAZİNİN YORGUN GÜNAHLARI

Dipsizliğin dibine gönül sofrası

serenlerin hergiz ölmeyeceği bir kutlu sevda yaşıyorum

ve alışıyorum gün geçtikçe yeşilin maviye düşmanlığına. Ansızın iniveren yağmurlarda yalnızlığı soluyorum

yârin hasretini yâr sanmanın tuhaflığıyla.

Yeni yeni duâlar öğreniyorum

ve unutulmuşlara duâlar gönderiyorum

nemli gurbet akşamlarından.

Bin pişman dolaşıyorum mazinin günah koridorlarında.

Aşka düşüp divaneleşiyorum,

konuşuyorum yârin emanet bıraktığı perişanlığımla.

Ve solgun fotoğraflara yansıyor yüzüm,

muhayyel sevdaların aynasından.

Dönüyorum geriye,

yârin yalan gerçeğinin hülyasından

ve varıyorum yine yârin yalan gerçeğinin hülyasına.

Kabir yalnızlığını sevdanın bedeli olarak görüyorum

hiç görmediğim, yârin gözlerinde.

Ve her gün ölüyorum,

yârin elleriyle kazdığım mezarlarda.

Günden güne çoğalıyor yanımda;

tanımadığım mezar uyuyanları.

Ara yere bir çocuk sıkıştırılıyor;

Saf ve masum,

Hiç âşık olmamış henüz.

Belli ki alışık değil böyle uyumaya.

Yan yana olmayı hayal ettiğim yâr de

daha göçmemiş.

Çoktan ele karıştığını söylüyor,

bir sabah geliveren iki melek.

Ve ben her gün ölüyorum,

Yârin elleriyle kazdığı o mezarlarda

Parmaklarının ucunda bir (g)iz arıyorum

Kayboluyorum gözlerinin buğusunda.

Gönlümün sahipsiz kalan o kara sevdasında…

Sonra çiçekler açıyor kimi lale kimi gül kimi…

Hepsi yâr renginde.

Ve eski sevda nakışları işliyorum azap yüzlü gecelere.

Yârin nazını yüklenip sırtıma,

düşüyorum -hâlâ- yârin gölgesine âşina yollara.

Çaresiz gönüllerin ve bîçare gönlümün

ilk ve son çaresini seyrediyorum,

seher vaktinde ay ışığında umuda doğru.

Yârin gönlündeki sızıya inat,

isyan kokan duâlarda râzı olmayan gönüllerin

buhran kapısı aralanıyor

ve aşklar satılıyor âşıklar pazarında.

Sanki bir ben biliyorum âşıkların ölmeyeceğini,

gittikleri yerden dönmeyeceğini

ve sanki bir ben yalnızıyım

şu alemin ve yalnızlığa mahkûm günahkârı.

Solgun fotoğraflara yansıyor yüzüm,

gizli günahların açığa çıktığı yerden.

Başını öne eğmiş sevdalar ağlıyor düşlerimde,

Masum bir hüzün belirirken gülüşlerimde.

Tövbelerim bile günahkâr!

Bir kız sanki uzaklara doğru bakıyor

Başını yaslamış masaya,

Gözlerinde masmavi bulutlar…

O ağladıkça birikiyor içime gözyaşları.

Yârin, başını omzuma yasladığı o gün düşüyor gönlüme.

Elim yanağında, teniyle sarhoş...

Bir çiçek koparıyorum yerden, temmuz sıcağında pespembe açmış.

Yârin elinde öyle mutlu, öyle güzel.

Sonra bakıyorum yanımdaki kimsesizliğe,

Karşımda yayılan ıpıssız ovaya...

Bir zaman birlikte seyrettiğimiz manzara ağır bir hüzün kokusu yayıyor etrafa.

Biliyorum; aşktan öncesi yok, aşk bitince her şey ziyan.

Âh şimdi anlıyorum/anlayabiliyorum:

Mazinin uzaklığını ve/fakat günahların tazeliğini.

Tepkiniz Nedir?

like

dislike

love

funny

angry

sad

wow

Bünyamin Çoban Siyahlar İçinde Gelen, Bir Dağ Evinde Akşamüstü, Macera Takımı Hazine Avında kitaplarının yazarı.